içinde

Hüzün ve Akşam

ybdrmdr00116

Bugün bilmem kaç onuncu kez bulutlar perdenin arkasında kaldı, gidişinin ardından. Yanında nasıl huzurluyum, çok huzurlu. Ama tedirginim de, akşam olacaktı. Sen gidecektin, hüzün gelecekti. Şimdi geldiği gibi. Her zaman gelirdi, hep olduğu gibi.

Giderken bıraktığın hüzün bile yaşamaya değer, her şeye değer. Giderken bıraktığın hüzün beni yazıya sarar. Sahi ne zaman gelmiştin? Ne kadar vuslat olmuştu? Ne zaman geldi akşam, gideceğin zaman? Severdim geceleri eskiden. Herkes uykuda, özgür hissediş. Sessizlikte, sessizliğimi dinleyiş. Şimdi korkar oldum güneşin batışından. Ben de batacağım, sensiz bataklıklara. Şu an olduğu gibi.

Belki bir gün hiç gitmemek üzere gelirsin. Öyle olmasa da olur, gelmesen de olur. Gelmek zorunda hissetme. Küçükken halam bana ‘seni sevmiyorum’ dediğinde, ‘benim sevgim ikimize de yeter’ demişim. Daha küçükken, hiçbir şeyin farkında değilken -ya da ben öyle sanıyorum- hiçbir yerden duymadığım böylesine sevgi dolu bir cümleyi nasıl kurmuşum diye şaşırıyorum hala. Şimdi sen gelmesen de ben ikimizin yerine burada dururum. Bana gelmek borçlu değilsin ki. Bana hiçbir şey borçlu değilsin. Gelmek zorunda hissetme. Zorunda hissetmeye başladığımız zaman eksilen bir şeyler de olmaya başlar. Zaten eksik başladık hayata, aşka. Bir şey eksilmesin daha fazla.

Bu akşam aşkımı benim gibi erken olgunlaşan bir şaraba anlatıyorum. Özetle diyorum ki; onunla birkaç senede oluşan aşk rekoltesine bir buçuk ayda ulaştık. Sebebini söylememe gerek var mı? İnsanın içi dışı bir olduğunda, tüm içtenliğiyle birinin karşısında olduğunda bir ay geçmiş, bir sene geçmiş. Fark etmiyor. Onunlayken akşamın olmasını durduramıyorum. Cansız ruhumu kıpırdatıyor. Doyamıyoruz. Şarap diyor ki; belki de kendini uzun sürecek bir acıya sürüklüyorsun. Doğrusu, yeni yaşantılar bulma hevesini kaybetme. Anlatıyorum, dinliyor. Yaşadıkça akşamdan kaçılmaz diyor. Sen yine geceleri sevmeye devam edeceksin diyor. Kavuşmak yakın.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın