içinde

İç sesimdeki çatallanmanın dayanılmaz gıcıklığı

big lebowski scaled
Jeff Bridges as “The Dude” hangs out at the bowling alley with his buddies Walter (John Goodman) and Donny (Steve Buscemi). Courtesy Universal Studios.

Bazen iç ses, öylece durur, bakar ve şöyle der: ” Şu çamaşırları artık katla da, dolaba koy.” İç ses kim oluyor ki, bana öyle kafasına göre iş buyuruyor. Tahminimce tam zamanlı ve kayda değer ölçüde bir uğraşı olmamasından dolayı aşağılık kompleksi var. Beni gözlemleyip eğreti duran hareket ve tutumlarıma ” Hacı bu olmadı sanki” demek suretiyle mütemadiyen eleştiriyor.  Tamam, bazı konularda haklı olabilir; yalnız ben de biliyorum çamaşırların beş gündür çamaşır telinde durduğunu ve artık oradan almam gerektiğini. Üşendiğim için çamaşırları orada tuttuğumu sanıyor ki bu hiç objektif bir bakış açısı değil. Bir kere her ne kadar iç ses, benim kendi iç sesim olsa da bu zamana kadar almış olduğum eğitim ve kazanımlardan nasibini almadığı gün gibi ortada. Ne yazık ki estetik anlayışı konusunda da benim aksime hayli yetersiz. İma ettiklerini bir mantık kisvesi altına toplamış, türlü evrensel değerlerden bihaber biçimde bana saldırıp duruyor.Demiyim demiyim diyordum ama; belli ki bir çekememezlik durumu var. Hani dışlanmış falan da değil. Kendini benden ayrı görme, yok benden soyutlama… Efenim geçin bunları. Bir yerde yemek yiyeceğim zaman yemekte kararsız kalınca ortalıklarda yok. Kız arkadaşla yapılacak etkinlik seçimine kayıtsız. Sınavlarda tıkanılan noktada da göremiyoruz kendisini. Zaten beklemiyorum da çok bir şey. Serserinin teki. Okunulan kitaplardan zerre çıkarım yapmamış, kendince birtakım doğrular belirlemiş, eleştirmen olmuş. Uzmanlığı ne diye merak ediyorum. Köken olarak duyguların bir yansıması mı, vicdanen oluşmuş bir yargı organı mı, içgüdülerin mantıkla olan gayri meşru ilişkisinin bir meyvesi mi, yoksa doğrudan bana antitez mi? Ne olduğu hakkında kesin bir fikrim yok. Neye benzediğini ve nasıl can sıkıcı olabildiğini biliyorum.

Bazı zamanlar beynim çok üst düzey konular üzerinde çalışır vaziyette olurken, bilinç olarak farkındalık seviyesi düşük hareketlerim oluyor. O zaman sistem otomatiğe alıyor kendini. Sanırım  iç ses, böyle zamanlarda bu işlere de bakıyor. Ama daha önce de belirttiğim üzre tam zamanlı bir iş değil. Genelde beynim çok meşgul olsa bile mümkün mertebe kontrolü bu serseriye bırakma niyetinde değil zaten. Beynim ne gibi anlaşılmaz ve aşırı seviyede karmaşık problemlerin çözümüne odaklanıyor? Bundan bahsetmeye gerek yok. Evet ben dahiyim. Anlatsam da anlaşılma oranı zaten çok yüksek olmayacak. O yüzden hiç bulaşmayayım dedim. Elbette şaka yapıyorum; konu dağılacak olmasa anlatırdım.Gerçi dahiyim, o şaka değildi. Konu çok dağılmasın diye tercih etmedim bahsetmeyi. Neyse; ifade etmek istediğim konu; iç sesin gereksizliği. Fakat iç sesime benim de eleştirilerim olmasına karşın; düşmanca bir tavır içinde değilim. Fuzuli ama renksiz de değil hani. Ağzı laf yapıyor. Arada bir iki laf ediyor. Ben de ona bir şeyler diyorum bazen. Konuşuyoruz iç sesimle. Fikir falan veriyorum bazen. Geçen şey dedim mesela; ”Sen bazen çok suskun oluyorsun, dinlediğin müziklerden hep.” İç sesime de fikir veremeyeceksem kime vereceğim? Lütfen. İç sesime fikir… İç sesimle mi konuşuyorum? Bir dakika ya. Kim kimin iç sesi? Yoksa; iç ses aslında ben miyim de kendime bir şeyler söyleyip duruyorum? Şimdi ben iç ses değilsem bu çok saçma. Neden iç sesime yarenlik edip onun iç sesi ben olayım? Tam tersiyse; madem iç sesin kendisiyim, asıl ben kim? O ne iş tutuyor da deminden beridir ben konuşuyorum? Yine çok saçma. Belki dış sesim… Yok, yok o değil. Mevzu şu: Konuşan biri var, bir de ona aykırı gibi olan iç ses. Ama biri birinin içinde olmalı. Gel gelelim olaya derinlemesine baktığımızda; ben net sınırlar göremiyorum. İç ses dediğim olgu ben miyim neyim? Kim kime ne anlatıyor belli değil. Bu yazıyı buraya kadar okuyanlardan özür dilemek istiyorum. Şu an bir kişilik bölünmesinin yahut iç sesin ana karakteri işgali gibi bir durum mevcut. Ben de böyle bir şey beklemiyordum. Ki sanırım şu da var; iç ses olan benim. Bu iyi bir şey mi onu da bilmiyorum. Rüyada mıyım, uyanık mıyım? Bir Inception parodisi gibi. Gerçekten de klişenin böylesi… Umarım yarı uyandığımda ben yine iç ses olarak uyanırım. Bu kavramsal ve türsel açıdan karmaşık yazın da sanırım iç sese ait. O yüzden buradan tüm iç seslere selam yolluyorum. Kendinize güveniniz olsun. İç ses olayı fena bir şey, hafife almamak lazım.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın