Herkes kendi idea dünyasında ‘ideali’ var etmeye çalışır. Kime göre ‘ideal’ olanı? ‘’Kendi’’ ‘’Karşındaki insanı kendi idea dünyasında doğurma sorunsalı’’ Böyle bir şey var mıdır peki? İnsan daha kendi ideasında var olamamışken başkasının ideasında doğabilir mi? Veya daha kendi ideasının nasıl olduğunu çözememişken bir başka insanı o ideaya dahil etmek karşındakine büyük haksızlık değil mi? Bence kendi açısından düşününce de mide bulandırıcı bir durum.

‘’Bir mağaranın girişinde durup arkası güneşe dönük olan kişi, güneşi hiç görmemiştir. Yalnızca önündeki mağara duvarına yansıyan kendi gölgesini görmektedir. Bu kişi duvardaki gölge ve ışığı gerçekliğin kendisi zanneder. Oysa gerçek Güneş ve kendi bedenidir’’ demiş Planton. Hem fikiriz.Yakın bir olguya dayanacak olursam aynaya baktığımızda zihnimizde oluşan bilgi,bize gerçek idea dünyasını yansıtır mı? Zihnimizin belleğine kaydolan görsellikler saklanır, ve biz bellek bölümünün gücüne ve seçiciliğine güvenerek beklentilerimiz ve isteğimiz dışında bilgiler oluştururuz. Galiba bu da bize ideali verir.

Peki psikolojimiz bizim beklentilerimiz ya da isteğimiz dışında nasıl davranabilir?

Kendimle çelişmeyi bırakıp Eflâtun’a geleceğim: Ruhun ölümsüzlüğü yanında, idealar dünyasından geldiğinin ve kökünün orada olduğunun da belirlenmesi gereklidir. Bu minik reenkarnasyon hikayesinde önceden var olduğumuz idealar dünyasındaki varlığımızı şimdiki dünyada da var etme çabamız bizi kendi ‘idealar dünyamızı’ gerçekleştirme gayesine itiyor.

Kıssadan hisse yapmam gerekiyor mu? Belki de.

‘Henüz var edemediğiniz ideanıza, sizi daha da çarpıklaştıracak yarım dünyalar almayın’

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment