içinde

İnandığımız Değerler mi ? Baskın Hisler mi ?

3850617958 f14c581b8e
OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu yazımızda biraz farklı bir anlam ve mesaj taşıyan bir kitap incelemesi tadında günümüz olaylarını yorumlama noktasında yeni bir pencere açmaya çalışacağız. İnceleyeceğimiz kitap : Meşa Selimoviç Derviş ve Ölüm.

Kitapta işlenen konu genel olarak belli değerler üzere kendini eğitmiş bilgili ve bilgili olduğu kadar da bilginin verdiği bir hakla belki de gururlu bir dervişin başından geçen bir takım olaylar dizisi. Dervişin benimsediği hayat tarzında sorgulamaya yer olmadığı hatta sorgulamanın isyana kadar gidebileceği için yasak ve uygun olmayan davranış olduğu üzerinedir.

Fakat başına gelen ve “beklenmedik olay” olarak tabir edilen kardeşin kaleye hapsedilmesi ve akabinde öldürülmesi dervişin inandığı hatta belki uğruna savaş verdiği değerlerin sorgulanması neden olur. Bu olaydan sonra derviş anlattığı şeylerin – felaketlerden sonra insanları rahatlatmak için söylediği şeylerin- birer kandırmaca olduğu kanısına kapılmaya başladı.

Zaten bizler de insan olduğumuzdan ötürü, duygusal noktada zaaflarımızdan ötürü kendi hayatımızdaki olağanüstü durumlarda kendimizi ve yaptığımız işleri sorgulamaz mıyız? İnandığımız değerlerin “beklenmedik olaylar” karşısında boş bir aldatmaca olduğunun düşüncesine belki belli bir noktada bunun gerçekten böyle olduğuna inanmaz mıyız? Bu tür şeylerin mutluyken kendimizi inandırdığımız beyaz yalanlardan ibaret olduğu sanısına kapılmaz mıyız? Ki kitapta da derviş bunun farkına varıyor. Ve insanların yaşama devam etmesini sağlayan nedenlerin boş sözler ya da ezberletilmiş kalıp sözler değil hisler ve duygular olduğunun farkına varıyor.

Tabi ki kitaptaki derviş inandığı şeylerin boş şeyler olmadığını biliyor ya da en azından öyle hissediyor. Allah korkusu ya da Allah’ın onu ödüllendirdiğini düşünmesi ya da kıyamet gününün korkusu, doğruluk, güvenilirlik bu kavramlardan yana bir sıkıntı söz konusu değil fakat özellikle felaketler baş gösterdiğinde söylenen sözlerin ya da inanılan değerlerin bu konu hakkında bahsettiğinden çok o anda insanın neler hissettiğinden bahsedilmiştir. Bu nokta da böyle düşünülmesinin sebebi yukarıda da bahsedildiği gibi; insan doğasının yapısı, zaafları ve ihtirasları olduğuna kitapta ustalıkla dikkat çekilmiştir.

Kitapta da Şeyh Ahmet Nurettin kardeşinin başına gelen ona göre haksız bir tutuklama ve cinayet sonrası yaşama tekrar dönmesi ve hayata tutunmasının bir takım nedenleri olduğu gibi – Hasan’ın kendisine dostluk göstermesi, tekkedeki hayatı, insanların ona saygı duyması gibi- asıl neden kardeşini öldürenlere karşı içinde beslediği kini olmuştur. Hatta kitapta geçen ifadeyle bu nefret duygusunun onun bir parçası olduğu ve onun hayatını anlamlandırdığını şu ifadeler anlatmaya yeter bence: “…Ben onun o da benim oldu; birbirimizden ayrılmayacağız artık. Anlam kazanmıştı hayat…”

Bu nefret duygusu karakteri öyle bir hayata bağladı ki bu duyguyla sadece kendine göre kardeşinin intikamını almadı gelebileceği en yüksek makam olan Kadılık makamına kadar yükseldi. Bu elde ettiği iktidar/makam onu kardeşine yapılan şeyin benzerini belki de aynısını yakın dostu olan Hasan’a yapmak zorunda bırakmıştır. En sonunda bu kin ve nefret duygusuyla yaptığı bir takım işler kendi sonunu getirdi.

İşte tam bu noktada kitap bittiğinde insanı gözlerine kapattırmasına neden olan, içimizden bir sesin bize başlıkta kullandığımız soruyu sormasına neden olan düşünceyi zihinde bulunduruyor : İnandığımız, uğraştığımız ve emek verdiğimiz değerler mi? Yoksa içimizde var olan ve bastırdığımız hisler mi?

Kitabın bu noktada bize anlatmak istediği temel nokta olan inanç mı bizi bir yerlere getirir yoksa çaba mı ? Bu kitaptaki işlenen konu aslında bir bakıma günümüz olaylarının da yorumlanması açısından farklı bir perspektif olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada sorulması gereken soru naçizane şu olsa gerektir : İnandığımız değerler ve çabamız neye ? kime ? neden ? bu sorulara tatmin edici ve yararlı cevap bulabilmiş olmadığımızdan dolayı hayatımızın her aşamasında sorunlar ve engellerle karşılaşırız.

Vakti olan ya da okumaya vakit ayırmayı seven kişiler için bu kitabı elinize alıp bir solukta okuyacağınız gibi kitap bittiği zaman kitapta ele alınan değerleri düşünce eksenimizin merkezine alarak günümüz olaylarını anlamlandırmanızı tavsiye ederim.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın