Kanser, çağımızın illet hastalığı, insanları birbirinden ayıran, yuvalar yıkan habis hastalık. Bazı kimseler adını anmayı bile istemez bu illet hastalığın. Doktorun bir hastaya kanser teşhisi koyması ile o hastanın dünyasının başına yıkılmasını hayal edebiliyor musunuz? Hayal etseniz iyi olur çünkü bu hastalığın pençesinde milyonlarca insan var ve bunlardan biri olmaman için yeterli bir sebebin yok.

Kanser bana göre çürüme hastalığıdır, kanser Fransızca yengeç anlamına gelir, bu hastalığa bu ismin verilme nedeni ise avını yengeç gibi sarmasıdır. Gerçekten de bu çürümeler tüm vücudu sarıp ele geçirir, bunu metastazlar yoluyla diğer organlara da atlayarak yapar. Kanser, aslında düzgün işleyen bir sistemde bir veya birden fazla ölü hücrenin vücuttan atılmak yerine sağlıklı hücrelerin arasına katılıp tıpkı sağlıklı bir hücre gibi hayatını idame ettirmesidir. Vücuttaki ölen hücreler vücudumuzdaki sistem sayesinde atılmaktadır ama kanser başlamışsa eğer bu sistem etkisini kaybetmiş ya da azaltmıştır diyebiliriz. Bu bahsedilen kanser hücresi tıpkı bilgisayar ekranındaki bir ölü piksele benzer, önce tek bir noktadır ve kendini pek belli etmez, diğer sağlıklı noktalar gibi hayatına devam etmeye çalışır ama bir yandan da çevresine yeni ölü pikseller eklenir. İşte kanserde de bu ölü ve gereksiz hücreler hücre zarlarının etkisiyle bölünmeye devam ederek artar ve bulunduğu ortama baskı uygular. Hücre bölünmesini azaltmak için ise çeşitli ilaçlar ve alternatif tedavi yöntemleri uygulanır. Bu ise hastanın bağışıklığını ve bünyesini zayıflatır. Oysa kanser zaten zayıf bünyelere hayranlık duyan bir hastalıktır, yani kanser tedavisinde kullanılan yöntemler hastaları kısır döngüye iter. Bir yandan kanserli hücrenin çoğalması engellenirken bir yandan da kanserin yeri sağlamlaştırılır. Oysa bence kanser tedavisinde her şeyden önce hastalığın başlangıcına gitmek gerekir. Hastalığın başlangıcı iyi bir şekilde bilinirse tedaviye giden yolun %40’ı adımlanmış demektir. Kanser her şeyden önce bizim vücudumuzun kendi hatasından kaynaklanan bir durum olarak meydana geliyorsa tedavisini de yine bizim vücudumuzdan aramaya başlamak en mantıklısı. Bir kere kanser hücresinin sağlıklı bir genç bir vücutta bile meydana gelme olasılığı vardır çünkü milyarlarca sağlıklı hücre içinde ölü ama canlı taklidi yapan bir hücre (zombileşmiş hücre) meydana gelmesi yalnızca bir olasılıktır ve bu olasılık herkeste vardır. Fakat kimileri çevresel faktörlerle olasılığın risk boyutunu arttırır. İnsanın nasıl bir dengeyle yaratıldığının başka bir kanıtı aslında anlattıklarım. Eğer insanlardaki hücreler bölünmüyor olsaydı insanlar, hiç şansları yok ölürdü, eğer insanlardaki hücreler hatalı olarak çok bölünüyor olsaydı (kanser) o insanlar yine ölürdü. Burada soru şu, acaba nasıl bölünmenin seyrini eski haline çevirebilir ve vücudu hasarlı hücrelerden kurtarabiliriz. Bunun için ne gerekiyor DNA onarımı mı? Akyuvarları eğitmek mi? Ölü hücreyi ölümsüz yapan şey canlı hücrenin ölmesine neden olurken bunu tersine çevirmek neden imkansız olsun?

Adeta ölümsüzleşen kanser hücresi bölünmesine devam edebilmek için dışarıdan besin (glikoz) takviyesine ihtiyaç duyar. Bu yüzden şeker kanser hücrelerinin üremesinin hızlanmasına yol açabilir. Diğer hücreler besinlerini aldıktan sonra üreme seçeneğini daha arka plana atarken kanser hücreleri önceliği üremeye verir. Peki kanserle şekerin ne tür bir ilişkisi var? Bence şeker daha fazla hücre bölünmesine yol açacağı için kanser hücresinin olma olasılığını küçücük bir şey arttırabilir. Ama şekerle kanserin doğrudan ilişkisi var demek güç. Ben kanserin daha çok vücuttaki kan miktarı ile ilgisi olabileceğini düşünüyorum. Mesela şişman ve vücuduna göre kansız bir kimseyi ele alalım, bu kimsenin hücreleri vücudunda meydana gelen hasarı kapatmak için bölünme yoluna gidecektir. İlk seferde herhangi bir sıkıntı olmayabilir ama o yerde tekrar bir hasar gelirse tekrar bölünme yoluna giden hücreler biraz daha yorulmuş olacaktır (sayıları da az zaten). Sonra tekrar aynı yerde bir kusur meydana gelirse artık bu güçsüz hücreler o hasarı ortadan kaldırmak için bir kez daha yorulacakdır. Bu da kişinin kendini yoracaktır, yorgun bir bünyede hayatına devam eden bu kişinin aynı yerinde tekrar bir sorun meydana gelmesi demek önceliği sorunları ortadan kaldırmak olan yorgun hücrelerin tekrar oluşan bu sorunu kaldırmak için kollarını sıvaması demek oluyor ki, bu yorgun hücreler artık her türlü hataya meydan açabilir. Kansere yol açan hata ise ölü hücrelerin gözden kaçıp bölünmesine izin verilmesidir. Oysa vücuttaki kan sayısı fazla olsaydı ve hücreler bu kadar çok savaşıp yorulmasaydı ölü hücrelerin bile bölünmesinin gereği bir genetik bozukluk ortaya çıkmazdı. İşte bu yüzden iltihaplı hastalıkları sık sık geçirenlerde veya sigara içenlerde sık kanser gözükür. Çünkü hücreler iltihabın ve sigaranın zararlarını düzeltirken yorgun düşer ve sonunda ölü hücrelerden bile yardım ister duruma gelir hataları düzeltmek için. Anlayacağınız hataları düzeltmek için hata yapar. Muhakkak oksijenin de etkisi kanser üzerinde vardır. Oksijensiz kalan bir vücutta daha fazla ölü hücre olacağı için ölü hücrelerin çoğalma riski de artmış olacaktır. Ama sadece oksijen azlığını tehlike görmek yanlış olur, oksijenin fazlası da tıpkı azı gibi zarardır. En iyi oksijen seviyesi dünyayı sarmalayan atmosferdeki oksijendendir daha fazlası insana zarar teşkil eder. Kanserle karaciğerin de bir ilişkisi olabileceği kanısındayım, bence birçok hastalığın doğrudan veya dolaylı karaciğerle bir bağlantısı var. Eğer karaciğeri istediğimiz gibi kullanmayı başarırsak insan vücudu için çok şey değişecektir.
İnsan vücudundan çıkarılmış bir kanser hücresi gerekli besinler sağlandığı takdirde çok uzun süreler yaşarmış, adeta gerçek bir ölümsüzlük gibi yani. Çok ilginç bir durum bu, bana göre ilk kanser hücresi nasıl oluştu buna ulaşmak lazım ve ilk kök hücreyi iyileştirmek, kanı kanser hücresine düşman kılabilmek ve dahasında ona saldırtabilmek gibi konular üzerinde durulması lazım. Bence insanın bünyesini zayıflatarak kanser hücrelerinin gücünü azaltmak bir tedavi yolu değildir. Bence kanser hastası düzenli olarak kan vermeli ve bu sırada kanını güçlendirici, kanındaki yorgunluğu giderici ve kanını arttırıcı takviyeler almalı. Size bu söylediğim bir zamanlar sülük yapıştırarak tedavilerde bulunan insanlarla beni aynı kefeye koyabilir. Ama gerçek şu ki bazı göremediğimiz şeyler gerçekten de gözümüzün önünde olabiliyor ve biz onu çok ötelerde arıyor olabiliyoruz. Kanserli hücreleri vücuda adete bir mikrop gibi tanıtmak ise yukarıda bahsettiğimden daha önemli bir konu. Kanserli hücreyi peki nasıl vücuda bir mikrop olarak tanıtabiliriz? 1. Kanser hücrelerini alıp onların yapısındaki değişikliklerden faydalanarak onları bir virüs gibi vücuda tanıtmak ve diğer hücrelerin onlarla savaşmasını sağlamak. Hatta bunun için grip virüsleri gibi virüslerden de yararlanılabilinir. Kanser hücresi bir grip virüsüne benzetilebilir belki. 2. Kanser hücresinde oynama yapmak yerine vücudun kendi immün sistemine kanserli hücreyi tanıtmak ve ona saldırmasını sağlamak 3. Bir virüsü kanser hücresine benzetip vücuda yollamak. 4. Vücudun sağlıklı bir bölgesindeki kanı hasarlı bölgeye yönlendirebilmek.

Yukarıdaki konulardan daha da önemli bir konu ise DNA onarımıdır. Burada temel nokta acaba insan hastalanmadan önce nasıl oluyor da bu denli düzenli işleyen bir yapıya sahip. İşte bu tam anlamıyla açığa kavuşturulursa bozulan geni eski haline çevirmek kolay olabilir, bu da kanser hücresinin evrimini geriye çevirebilir. Bunun için ise anne karnında nasıl genlerimiz meydana gelip gelişimimizi tamamlıyor bunun iyice açıklanabilmesi lazım. Aslında tüm sır anne karnında diyebilirim. Adeta vücutta çöpün istemsizce üremesi olan kanser rahatsızlığının çaresi tüysüz ayı yapılabilecek kadar tıbbın ileri gittiği devirde bulunamamış olması manidar. Ama ben kanserin çaresi bulundu açıklanmıyor söylemine pek katılmıyorum (belki de haklılardır kim bilir). Neyse konunun dışına çıkmayalım. Kanser hastalığının çaresi için şifalı otlar, taşlar, evlerin pozitif köşeleri, köpek balığı kanı ne varsa denenmeli ve bu illet hastalık artık maziye karışmalı. Bence kansere çare ararken birbirinden farklı kan gruplarının birbiri üzerindeki etkileri de incelenebilir. Yine bence her bireye ayrı bir tedavi yöntemi de gerekebilir. Unutmamak gerekir bir insanın yaşayabilmesi için hücrelerinin ölümlü olması şarttır ve kanser hücreleri isyana geçmiş bir azınlık gibidir. İnsan hücreye hücre de insana muhtaçken, kanseri anlatan şey ölümün getirdiği yaşam, yaşamın getirdiği ölüm ifadesiyle açıklanabilir ancak. Hücrenin üremesinin hücre zarı ile alakalı olduğunu biliyorsunuz, bu nedenle kanser hücreleri ele alınırken hücre zarı ayrı bir önemle ele alınmalı. Kontrolsüz üreme ilk nasıl oldu, buna ulaşmaya çalışıp hücreyi mutasyona uğratan şeyin önüne geçmek gerekir. Bunu yaparken elektrikleme gibi yöntemlerden de faydalanabilir.

Muhammet Bora Candan
Kendisi 1993 Samsun Çarşamba doğumludur. Uludağ Üniversitesi Uluslararası ilişkiler, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümlerinden mezundur. Şu ana dek iki adet kitap bastırmıştır (Körün Rüyası ve Sonsuzluktan Bir Adım Öncesi).

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment