Kapitalizm Krizlere;Krizler Savaşlara Gebe

 Krizler kapitalizmin ürünüdür. Krizsiz kapitalizm olmaz.
Kapitalizm doğası gereği krizlere girer.Egemen Ekonomik sistemde, kapitalistler, durmadan mal ürettirdikleri kesimleri sürekli yoksullaştırırken bu malları yine onlara  satmak ve üstelik kârlarını durmadan arttırmak zorundadırlar. Kapitalist sistem ne yaparsa yapsın bu çelişmelerin üstesinden gelemez, günün birinde krize girer.
Bu krizleri aşmanın tek yolu ise savaştır.Mevcut savaşlar iki üç kişinin isteği üzerine değil sistemin devamlılığının sağlaması için gerçekleşmiştir.
Kapitalist sistemin varoluş koşullarını oluşturan nedenlerden kaynaklı, bolluk içinde yokluk yaşanır, küçük bir azınlık zenginleşirken nüfusun büyük çoğunluğu yoksullaşır, toplumsal kutuplaşma ve tekelleşme artar, işsizlik artar,insanların yaşam hakları ellerinden alınır, savaş eğilimi güçlenir, doğa tahrip edilir.
 
Neden Savaş? Neden Ortadoğu?
Günümüzde ise Kapitalizm en son,en gerici aşaması olan Emperyalizmi yaşıyoruz.
Daha fazla üretim,daha fazla kar mantığıyla hareket eden kapitalizmin,zorunlu olarak doğurduğu çelişkiler vardır.Temel ihtiyaçtan daha fazla mal üretilmesinden kaynaklı üretim fazlası ürün ortaya çıkar.Üretim fazlası ürünlerin satılması için yeni pazar arayışları doğar.
Kapitalist devletler ürettirdikleri malları daha rahat ve daha fazla karla satabilecekleri bölgeleri tercih ederler.Bu bölge ise Ortadoğu’dur.
Bir çok gücün aynı bölgeye hamle yapması ise Emperyalist Savaşların başlamasına neden olur.
Hepimizin bildiği gibi Orta doğu: petrol,doğal gaz gibi kaynakların zenginliği,inanç ve kimlik konularında ki zenginliğiyle dünya gündeminde çok önemli bir noktada duruyor.Bu da Ortadoğu’yu stratejik  olarak önemli kılıyor.
Ortadoğu’nun kolay bir şekilde işgal edilemeyeceğini anlayan emperyalistler,devreye taşeron devletleri ve taşeron orduları soktular.
Direk kendi ordularını savaştırmak yerine,bölgede istikrarsızlık yaratabilecek güçleri savaştırmayı tercih ettiler.
Bu yerel güçler kapitalizmin çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir.Fakat daha sonra kendi çıkarları da devreye girince  süreç  kontrollü gerginlikten,kaosa doğru yönelmiştir.
Girdabın Merkezi’nde Özgürlükçü Seçenek Var
Dünyayı bir girdap olarak görmek gerekirse,bu girdabın merkezi Ortadoğu’dur.
Ortadoğu’nun emperyal güçlerin sürekli tehditi altında olması; bölge halklarının tarihi direnişiyle karşılaşıyor.Bu direnişler ise;değişen dengelerin emperyalist planları bozmasından kaynaklı tarihin seyrini değiştiriyor.
Sürecin seyrini değiştiren ve tüm hesapları alt üst eden bir özne açığa çıkıyor.
Rojava bölgede yaşayan güçler için halkçı ve demokratik bir yaşam alternatifidir.Cihatçı çetelere karşı savaşarak aslında egemenlere karşı savaşan Rojava Güçleri alternatif yaşamı kurarak tüm dünyaya yol göstermektedir.
Ortadoğu’da da Kürtler dışında da özgürlükçü,demokratik bir rejim inşaa etme hedefi olan güçler açığa çıkıyor.Yemen’de Husilerin Suudi Arabistan’a, BAE’ye, Katar’a karşı direnerek halk ve demokratik bir zemin yaratmaya çalıştığını görmekteyiz. Lübnan’da emekçiler, kadınlar ve gençler “Çöp Yığınlarından Daha Kokuşmuş Bir Sistem Var” diyerek düzene başkaldırıyorlar. Türkiye’de ve Suriye’de soykırıma maruz bırakılan Arap-Alevilerin yaşam hakları için öz örgütlenmelerini oluşturmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Mısır’da, Tunus’ta emekçilerin, kadınların, gençlerin devrim ateşini tutuşturmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Ortadoğu’yu cehenneme çevirmeye çalışanlara karşı yüzünü eşitliğe, özgürlüğe, kardeşliğe, devrime dönmüş emekçiler, halklar, kadın ve gençler mücadeleyi yükseltmeye devam ediyorlar. Ölüme, katliamlara, baskılara karşı omuz omuza vererek direniyorlar. Emperyalistler, kapitalistler, cihatçılar Ortadoğu’yu bir mezarlığa dönüştürmeye çalışıyorlar. Fakat son sözü Ortadoğu’nun direnen insanları söyleyecektir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment