Uzun zaman oldu. Ne kadar uzun bir zaman oldu hiç hatırlamıyordu. İçindeki savaşın dumanı hala uzaklardan görülüyordu. Korkmuyor, ürkmüyordu. İnatçıydı. Bileğindeki damarlar belli olmaya başlamış ve elinin kızardığını görüyordu. Acısını zaten bahsetmiyordu. Alışmışdı çünkü. Her tarafı çukur olan bahçesinden nasıl nefes alıyordu?
Açtı pencerisini aldı sarı defterini. İzliyordu sokağı. Döktüğü çicekler bugün güneşe gülümser mi ki? Kahve sıcaklığını çevresine aktarıyordu. Ama nafile. Bugün de sıradan desenize. Oturdu. Saçlarını topladı. Ne gerek vardı ki zaten.
Karanlığın bahçesine hakim olmasından nefret ediyordu. Bir zamanlar içinde bir bağ hissettiği aya da küsmüşdü. Yıldızlar onun için sadece gelecek güneşin küçük bir parçasıydı. Belki de umudu onlardan geliyordu ya da çabası da. Nasıl bu hale geldim dedi, mırıldınarak.
Neredeydi dert ortağı? O da yıpranmışdı artık. Gerek yoktu zaten. Tek başına güçlüydü o ve bunda kararlıydı da. “Boşver” onun içindeki düşmanıydı. Dışarda arkasına sığındığı ağacıydı. Neyse.
Koştu penceresine aniden. Bi soğukluk hissetmişdi. Gülmeye başladı. Gözleri dolmuş bir haldeydi. Huzur taneleri.. Evet, gelmişlerdi. Sadece onlar vefalıydı demek ki. Her yerdeler. Dumanın çıkmasına izin veren baca da bile. Karanlık yoktu ama aydınlık da. Beyazdı aynı zaman griydi de. Olsun, huzur tanelerin eninde sonunda güneşe kavuşduğunu duymuşdu. Yine umut. Bu seferde sığındı ağacına. Beyazın katılaşmaması duasıyla.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment