Merhaba arkadaşlar. Söze öncelikle özür dileyerek başlamak istiyorum. Şu ara başka bir yerde olduğum ve ufak bir rahatsızlık geçirdiğim için siteyle ilgilenemedim. Bu yazımda normalde eserlerde aşk temasını hiç sevmememe rağmen konusunu aşkın oluşturduğu ve çok beğendiğim 2 kitabı anlatmak istiyorum. Okumadıysanız merak etmeyin. Çok spoiler veren bir yazı olmayacak. Sadece beni etkileyen kısımları açıklayacağım. Zaten bu ikisine (özellikle de ikincisine) pek çok kişinin aşina olduğunu düşünüyorum. Bu kitaplar Vadideki Zambak ve Notre Dame’ın Kamburu.

1- VADİDEKİ ZAMBAK

Arka kapağını okuduğumda hiç de ilgimi çekmeyen bu kitaba sadece can sıkıntısından başlamıştım. Başlarda fazla tasvirden sıkılsam da sonradan konu gittikçe gelişti ve hikaye gittikçe daha ilgi çekici oldu. Bana göre pek de sağlam pabuç olmayan Felix ile kocasıyla mutlu olmayan ama değerlerine ihanet etmeyen iyi yürekli Henriette’nin aşkları hiçbir zaman ilişkiye dönüşmedi. Olayın psikolojik yönlerinin çok başarılı aktarılmasının yanı sıra realizm açısından da önemli bir örnek teşkil ediyor bence. Felix’in bir evliya gibi Henriette’yi beklememesi ve normalde melek gibi bir kadın olan Henriette’nin kıskançlıktan deliye dönmesi kitabı klişelikten kurtarıp farklılaştırıyor. Sonunu biraz abartılı bulsam da bitirdiğimde bir müddet duvara anlamsızca baktım ve kimin suçlu olduğunu bulamadım.Ne diyelim , Balzac’ın ruhu şad olsun…

2- NOTRE DAME’IN KAMBURU

Bu kadar iyi bilinen bir romanda , Quasimodo’nun çirkinliğini , Esmeralda’nın güzelliğini , dansını , Phoebus’un umursamazlığını konuşmayacağım. Bunlar zaten çok konuşulmuştır. Ben daha az konuşulan ama bence kitabın en müthiş karakteri olan kişiyi konuşacağım : Rahip Frollo. Ne kadar harika bir kötü karakter ! Aslında kötü demek ona biraz haksızlık olabilir ama sonuçta her şey onun başının altından çıkıyor. Evlenmesi , çocuk sahibi olması yasak olan bir adamın, bir rahibin , kendinden çok daha genç bir kıza büyük bir tutkuyla aşık olması kitabın temel taşını oluşturuyor. Sadece müzikalleri ya da çizgi filmi izleyenler ( hiç değilse ” Hellfire ” şarkısını dinleyenler ) Frollo’yu saf kötü , zalim bir karakter olarak düşünüp ona saydırabilirler ama kitaptaki , yasak olduğu halde simyacılıkla uğraşan Frollo ” kötü ” den çok daha derin bir karakter. Bana göre kitabı onun iç dünyası sürüklüyor. Bana göre diğer karakterlerin hatta kendisinin bile kaderini Frollo belirliyor.Demek istediğim şu : Frollo , you are the best psychopath , I’ve ever seen !

Bugünlük bu kadar diyelim. Temamızın anlam ve önemini belirten şu cümleyle yazımızı noktalayalım : Ne yaparsan yap , aşk ile yap !

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment