in

Onu da mı ben yapayım?

Okuma Süresi: 4 dk

Bundan birkaç ay evvel Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bir proje çıkarmıştı. Genç çiftçileri üretime kazandırma projesi. Bu proje kapsamında genç çiftçilere büyükbaş veya küçükbaş hayvan verip hem çiftçi yetiştirmek hem de ülke ekonomisine hayvancılık yönünden katkı sağlamak amaçlanıyordu.
Babamla ikimiz, bu projeyi duyunca, başvurmaya karar verdik. Krediyi benim üzerimden alıp hayvanlara beraber bakacaktık. Üniversiteyi de yeni bitirmiştim. İş yok, güç yok. Atama desen zaten Kaf Dağı’nın tepesinde. Benim için de babam için de iyi olacak bir fırsattı. Sonuçta hibe paraydı ve hayvanlar için neredeyse hiçbir masrafımız olmayacaktı. Devletin her imkânı sağladığı söylenmişti.
Karar verdiğimizin ertesi günü başvuruyu yaptık ve beklemeye başladık. Bir hafta, on gün derken, bir ay sonra bize telefon geldi ve kredinin bize çıktığını haber verdiler. Aman evdeki sevinci görmeniz lazımdı. Ne sevinç, ne sevinç! Sanki bir yere atamam olmuş gibi evde düğün, bayram havası vardı. Bir hafta sonra toplantı yapılacağını, orada, nelerin nasıl yapılacağının anlatılacağını söylediler.
Bir hafta sonra babamla toplantının yapılacağı yere gittik. Bizim gibi yedi sekiz katılımcı daha vardı. Zaten hepsi tanıdığımız insanlardı. Kimisi karşı komşumuz, kimisi iki sokak ötemizde oturan insanlar. Görseniz hepsinde bir neşe. Kolay mı, devlet çiftçisini düşünmüş, onlara yardım eli, destek için dayanak uzatmış. On dakika ya bekledik ya beklemedik üç tane görevli memur girdi içeriye. Yaşları otuz otuz beş arası, iyi giyimli, temiz yüzlü memurlar. İçlerinden biraz daha tecrübeliye benzeyen konuşmaya başladı.
– Hepiniz hoş geldiniz.
Hep bir ağızdan,
– Hoş bulduk.
– Biliyorsunuz ki devletimiz çiftçisine, çiftçinin ülkedeki değerine çok önem vermektedir. Ülke ekonomisini kalkındırmanın yolu, çiftçiyi kalkındırmadan geçmektedir. Devletimiz sizlere ve ülke ekonomisine önem verdiği için böyle bir proje üretmiştir.
Yine hep bir ağızdan,
– Sağ olsun, Allah razı olsun.
– Sizler de sağ olun. Projemizi hayata geçirmek çok basit. Sizleri düşünen devletimizin bu proje için istediği ufak tefek şeyler bulunmaktadır.
Toplantı salonundaki herkesin yüzüne baktım. Herkeste ufak bir gerilme olmuştu. Sonuçta devletin isteyeceği ufak tefek şey bizce çok da ufak tefek sayılmayacak bir şey olur. Ne yalan söyleyeyim bende de hafif bir gerilme olmuştu. Herkes kısa ve hızlı nefes alıp vermeye başladı. Görevli devam etti konuşmasına.
– İstenen şeylerden bir tanesi, bu krediyi alacak olan katılımcıların bankaya üç bin lira yatırması gerekmektedir.
– Af buyur! Kaç bin didin?
Bu çıkışı yapan Rüstem Amca idi. O da oğlu ile birlikte gelmişti. Bu çıkışı resmen hislerime tercüman olmuştu.
– Üç bin lira amcacım.
– Hinci öyle bişey didin ki sövsen daha eyiydi. Benim üç bin liram olsa burda ne işim var görevli bey oğlum?
– Öyle deme amcacım. Üç bin lira dediğin nedir ki? Bir yerden bulamayacağın para mı? Devletimiz sizi düşünmüş, otuz bin lira hibe etmeye karar vermiş, sen üç bin liranın lafını ediyorsun. Bu artık bir nevi vatan millet meselesi yerine geçer.
Devletin, sözüm ona ufak tefek istekleri başlamıştı. Daha devamı vardı. İlk isteğe çok da fazla ses çıkartan olmadı. Görevli konuşmaya devam etti.
– Bu konuda anlaştık sanıyorum. Bir diğer husus da hayvanların sigortası. Devletin belirlediği sigorta şirketinde hayvanları sigortalatmanız gerekmektedir. Masrafları size ait olacak tabii ki de.
– Bu nassı iş?
– Eyice masraflı olmaya başladı.
– Lütfen sakin olun. Bu da sizin yararınıza olacak bir şey. Hayvanların başına bir şey geldiğinde zararınızın karşılanması açısından düşünülmüştür. Devletimiz her daim çiftçimizin yanındadır.
Çiftçimiz değerlidir nutkunu saydı da saydı. Bitirdikten sonra nihayet ufak tefek isteklerin sonuncusuna gelmişti.
– Son olarak, hayvanlar için bir dam yapılması gerekmektedir.
Bu sefer babam konuşmaya başladı.
– Biz zaten yenice bir dam yaptırdık. Hemi de baya büyük bir dam. Dört hayvanımız var, bu gelecek olan altı hayvan rahat rahat sığar içeriye.
Babam gayet güzel anlatmıştı durumu. Ama yok, devletimizin buna da itirazı ve düşündüğü bir şey vardı.
– Maalesef olmaz. Bu hayvanlar özel. Özel oldukları için ayrı bir yerde, karantinada olmaları gerekmektedir. Masrafları size ait olmak üzere, devletimiz yapı için inşaat şirketini ayarlayacaktır.
Bu da bizden bekleniyordu. Tam homurdanmalar başlayacakken Rüstem Amca ayağa kalktı ve söz almak istedi.
– Ben bişey sormak istiyom görevli bey oğlum.
– Buyur amcacım tabi sor.
– Bu verilecek olan hayvanlar inek mi olacak, tosun mu?
– Çok güzel bir konuya değindin amcacım, tebrik ederim. Tabii yine devletimiz çiftçisini ve ülke ekonomisini düşündüğü için hayvanların inek olmasına karar verdi. Böylelikle hayvanları hem sağıp süt elde edeceksiniz hem de çoğaltarak yeni hayvanlar elde edeceksiniz.
– Hepsi mi inek olacak?
– Evet hepsi inek olacak amcacım. Tosun olsa kesime göndereceksiniz, proje aktif olmaktan çıkacak. Ama bu şekilde hayvanları çoğaltarak tesisleri büyütmenize fayda sağlayacak.
– Yani hepsi dişi mi olacak, tosun yok mu tosun?
– Dedim ya amcacım çoğaltılması bakımından tosun yok. Hepsi dişi olacak.
– A oğlum, tosun yoksa ben mi çoğaltacam hayvanları? Onu da mı ben yapıverem?
Bu lafın üstüne bütün salon kahkahaya boğuldu. Bu kadar saçmalığa en doğru cevabı vermişti Rüstem Amca. Artık ne proje isteği vardı içimizde ne de hayvan bakma isteği.
Velhasılıkelam biz bu işten vazgeçtik. Sadece babamla ben değil, bütün katılımcılar vazgeçti. Neden derseniz, devletin çiftçiyi, ülke ekonomisini düşündüğü falan yok ki. Onlar al gülüm ver gülüm rant dönsün. Az daha onu da bize yaptıracaklardı.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın