in

1Kitap 1Alıntı

Okuma Süresi: 5 dk

 Söz verdiğim gibi; bazı kitaplardan birer alıntı yaptığım, isteğim dışında kalemimden taşan kısa yorumlarımı da içeren yazım yayında! Okuyalım:

Mutluluk: İrfan Kurudal, cinselliğin, Türkiye’deki bütün toplum katmanlarının bilinçaltına inanılmaz bir biçimde egemen olduğuna inanıyordu. Sigmund adlı profesör hayatta olsa, teorisinin kanıtlanması için müthiş bir laboratuvar olabilirdi Türkiye.

Tarafsız olmayan (olması gerektiğini iddia etmiyorum) bir bakış açısıyla yazılmış olması sebebiyle sevmediğim kitap ama İrfan Kurudal burda pek bir haklı👌🏼

Serenad: İnsan ancak yapabileceğini isterdi. “İstemek” kavramı, “dilemek”ten ve “hayallere dalmak”tan farklı bir şeydi. Bedelini göze almakla, gereğini yapmakla ilgili bir şeydi.

Bu kitaptan ipuçlarına daha önce yazdığım şu yazıdan da ulaşabilirsiniz. Bu yazımda da biraz bahsetmek gerekirse: Kitaptan, genel kültürüme, düşünce dünyama faydası olan birçok şey öğrendim, içerik olarak sevdim ve etkilendim de ancak kitabın üslubu, dili beni sürekli rahatsız etti. Bunun nedenini erkek yazarın, romanı kadın ağzından; ciddi olmayan, uçarı bir tavırla yazması olarak görüyorum.

 Ot Dergi-Sayı 52: Ulusa seslenişin sesi o kadar açık ki, vicdanların sesi duyulmuyor!

Diğer edebiyat dergilerini okumadığım için bir karşılaştırma yapma imkanım yok ama; edebiyatı seviyor, düzenli olarak bir şeyler okumak istiyor ancak yeterli vaktinizin de olmadığını düşünüyorsanız, her gün birkaç sayfa okuyarak bir ayda bir dergi bitirmiş olabilirsiniz. Yazıları da genel olarak beğenirim 👍🏼

Çizgili Pijamalı Çocuk:

Baba güldü ve bu, Bruno’yu daha çok kızdırdı. Onu en çok öfkelendiren şey, bilmediği bir şey olduğunda yetişkinlerin ona gülmeleriydi; özellikle de soru sorarak cevapları bulmaya çalışırken.

Biri Alman, diğeri Yahudi olan iki çocuğun aralarında teller olduğu hâlde gizli arkadaşlıklarını, bir gün oynadıkları farklı bir oyunla kaderlerini değiştirmelerini konu alan kitabın sonu, ister istemez insanın içini cız ettiriyor.

Kar: Başkalarının aşk acısı dediği şey buysa eğer, mutluluk verici hiçbir şey yoktu onda. İpek’e olan aşkı derinleştikçe bu güvensizlik ve kötümserlik buhranlarının daha da çabuk başladığının farkındaydı. Aşk diye sözünü ettikleri şeyin bu güvensizlik duygusu, bu aldatılma ve hayal kırıklığına uğrama korkusu olduğunu düşündü, ama herkes bundan bir yenilgi ve sefalet gibi değil de, olumlu, hatta zaman zaman gurur duyulan bir şey gibi söz ettiğine göre kendi durumu biraz değişik olmalıydı.

Bu kitabı da daha önce şu yazıda uzun uzun anlatmıştım. Kitap gibi, alıntı da pek bir şahane 👌🏼

Don Kişot: “Doğrusu hayat komedisinde de durum farklı değildir. Bazıları imparator rolüne çıkar, bazıları piskopos; tiyatrodaki tüm kişiler vardır burada. Ölüm geldiğinde, yani perdeler kapandığında ise giysiler çıkarılır ve herkes eşit duruma gelir.”

Methedilmesi sebebiyle geçen sene okuduğum ama umduğumu bulamadığım, şimdiye kadar okumuş olduğunuzu düşündüğüm kitap.

Milena’ya Mektuplar: Peki, ciğerin için ne dedi? Aç kalmanı ya da yük taşımanı salık vermemiştir sanırım? Ama beni sevmene bir diyeceği yoktur değil mi? Yoksa benim adım hiç geçmedi mi? Benden bir şeyler bulamadıysa sende, inanmam doktorun doktorluğuna.

‘Biz de sevdik ama böylesini görmedik be kardeşim’ dedirten, taparcasına seven Kafka’nın, yasak aşkı Milena’ya mektuplarını izinsiz okuyoruz bu kitapta. Evet izinsiz! Kendisi yayınlanmasını istememiş ama yayınlanmaya değer olduğunu düşünen bir arkadaşı tarafından yayınlanmış.

 İnce Memed 1: Düşman dahi olsa ölüme sevinilmez Abdi Ağa. Ne olup ne olmayacağı belli olmaz.

Resmen dünya görüşüm olan bu alıntının ait olduğu Yaşar Kemal’in bu romanını zevkle okumuştum. Laf aramızda okurların aksine Memed’in asi ruhundan çok da etkilenmemiştim.

Sineklerin Tanrısı: Kendilerini gökyüzünün tehditi altında bulan Domuzcuk ile Ralph, bu çıldırmış ama bir bakıma güvenilir topluluğa girmeye can attılar. Halka yapan çocukların esmer sırtlarına dokunabildiklerine seviniyorlardı. Bu sırtlar bir siper gibiydi; halkanın dışındaki korkuyu engelliyor, bu korkuyla başa çıkabilmelerini sağlıyordu.

Çocuk ruhunun, psikolojisinin derinliklerine inen; davranışlarının kökenini neden sonuç ilişkisiyle ele alan bu kitabı da özümseyebilmek için yoğunlaşarak okumak gerekiyor. Ben kendi adıma farkedemediğim birçok ipucuna sonsözden ulaşmıştım.

Ot Dergi-49: “Arkeoloji mi okudun? Olsun.” “Ressam mısın? E olsun!” O hep sorulan “Nerelisin?”e verilen yanıta bile “Olsun” karşılığını vermeye meyilli bir damar vardır. Bir türlü beğendiremeyiz işimizi, kimliğimizi, okulumuzu…

Nerelisin diye başlayan diyaloğun aynısını yaşadığımda bir de ben içimden  ‘olsun’ demiştim. Ne diyebilirdim ki?

Aldatmak: Doğru erkeği sevmeyi öğrenmek mümkün müdür? Elbette mümkündür. Esas mesele, yoldan geçerken kapıyı açık görüp izinsiz giren erkeği unutabilmektir.

Serenad’da rahatsız olduğum durumun aynısını kat kat fazlasıyla yaşadığım bu romanın Simyacı’yla aynı kalemden çıktığına hâlâ inanamam. Evet vermek istediği mesaj, okura ulaşıyor belki ama 😕

Şeker Portakalı: 

“Borcum ne kadar, Zezé?”

“İki yüz reis.”

“Neden yalnızca, iki yüz reis? Bütün boyacılar dört yüz alıyor.”

“İyi bir boyacı olduğumda ben de onlar kadar alabilirim. Şimdilik hayır.”

Bir kahkaha atıp, bir gözyaşı dökmeme sebep olan, okuduğum sürece beni bir çocuk olarak bizzat olayların içinde hissettiren bir kitap. En sevdiğim kitap olma konusunda hâlâ Martin Eden’la yarışır. Kararsızlığımı, bu iki kitabın kategorilerinin farklı olduğunu (biri çocuk diğeri yetişkin kitabı) düşünerek gidermeye çalışırım 😁

İnsanın Acısını İnsan Alır: Ve bir çocuk, çömelmiş yıkıntılar üzerine, göğüs kafesinden uçan sevgiyi tutmaya çalışmaktadır.

Şükrü Erbaş, toplumun sorunlarına değinmeyi, bunları mükemmel bir dille yazıya dökmeyi gerçekten beceriyor 👍🏼

Patasana: Bana gelince, ben hem büyükbabama hem de babama benzerim. Duygularım büyükbabama çekmiştir, aklım babama. Bunun ne kadar korkunç bir şey olduğunu bilir misin? Yüreğimin yap dediğini, aklım yapma der. Aklımın soylu bulduğu, yüreğimce dalkavukluktur; yüreğimin doğru bulduğuysa aklımca suç. Bir yanım buhar rüzgârı gibi uçarı, tez canlıdır, öteki yanım kış soğuğu gibi katı, ağır kanlıdır. Bir yanım içimden gelen seslere kulak verir, öteki yanım öğrendiklerime, bildiklerime.

Ben yıllarca bedenimde aynı yöne bakıp farklı şeyler gören iki insanı taşıdım, iki insanın isteklerini aynı anda yerine getirmeye çalıştım. İşin kötüsü, ne tümüyle biri ne de öteki olabildim.

Ahmet Ümit ile tanıştığım roman. Beğenmiştim, tavsiye ederim 👍🏼

Şimdiki Çocuklar Harika: Büyümüşlerle çocukların en büyük ayrılığı işte budur: Sizler de büyüdükçe bize benzeyecek, özdenlikten gittikçe uzaklaşacaksınız.

İki çocuğun mektuplaşmaları bahane, öğretmenlere öğretmenliği; ebeveynlere ebeveynliği öğretmek şahane. Bir de bolca eleştiri içerir!

Otomatik Portakal: Bazılarımız mücadele etmeli. Büyük özgürlük geleneklerini savunmak gerek. Ben partizan değilim. Rezalet gördüm mü düzeltmeye çalışırım. Parti isimlerinin hiçbir anlamı yok. Sadece özgürlük geleneği önemli. Sıradan insanlar ondan vazgeçecektir, ah evet. Daha sakin bir hayat uğruna ondan vazgeçecektir. Bu yüzden dürtüklenmeleri, dürtüklenmeleri gerekiyor.

Özgürlüğü, insanı insan yapan şeyin, seçimleri  olduğunu, bu kadar iyi anlatan başka bir kitap var mıdır bilmiyorum.

İnsancıklar: Oldum olası hem insancıl, hem yabaniyimdir, alıştığım köşeden kolay kolay ayrılamam. İnsan, kedere, acıya katlanarak yine de alıştığı yeri tercih ediyor.

Dostoyevski yine her zamanki gibi psikolojim üzerinde çalışıp tahlilleri romanına sindirerek bir şekilde bu kitabın bana ulaşmasını sağlamış ve beni hayrete düşüren temizlikte aynasını bana doğrultmuş.

Martin Eden: “Ama kendini bütün müzik eleştirmenlerine üstün tutmuyor musun?” diye Ruth karşı çıktı.

“Hayır. Ben yalnızca bir birey olarak hakkımı koruyorum. Madam Tetralani’nin bir fil gibi atlayıp sıçramalarının neden benim için orkestranın müziğini ziyan ettiğini açıklamak için, sana yalnızca düşüncemi söylüyorum. Ama ben zevkimi insanların çoğunun yargılarına tabi kılmayacağım. İnsanların çoğu ondan hoşlandığı ya da hoşlandığına inandırıldığı için ondan hoşlanma taklidi yapmam için hiçbir neden yok.”

‘Günümüz populerleri’  karşısındaki duruşum tam olarak böyle 😂 Kitaba gelince: Martin ve Ruth’un birbirlerine olan aşklarının tasvir edilişi, Martin’in azmi ve istikrarı beni benden aldı.

 Yeni Hayat: Evlerine tam yirmi sekiz değişik ses ve kimlikte telefon edip onu sordum ve duvar ilanlarında, afişlerde, yanıp sönen neon lambalarında, dönerci, piyangocu ve eczane vitrinlerinde görüp hayalimle oralardan söküp çıkardığım harflerle her gün otuz dokuz kere Canan demeden eve dönmedim, ama Canan gelmedi.

Aşkı en iyi anlatan, aynı zamanda en anlamadığım kitap. Bolca aforizma içerdiğinden anlamamış olduğumu umuyor, bir on yıl sonra tekrar okumayı plânlıyorum.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Turuncu Yazar

Yazar Azize Akdemir

Söylenmiş sözleri tekrarlamaktan korkarım. Bunu bilir bunu yazarım.
Tabii ki yazdıklarımın sayısı okuduklarımın sayısını geçmeyecek :)
MSKU FTR'18
Bursa

Yıllık üye

Bir cevap yazın