Nitelikli Okurlara İthafen

Okuma Süresi: 3 dk

Yazının başlığından da anlaşıldığı üzere, bu defa ele almaya kalkıştığımız konu: Kitaplar. Daha doğrusu nitelikli okurlar. Okuyucular. Kitap okumak denildiğinde herkesin aklına aynı olguya ait binlerce farklı fikir gelir öyle değil mi? Kimisi hızlı okumayı sever, kimisi  altını çize çize, sindire sindire okur, kimi elinde kalem notlar alarak, bazısı sadece sayfalara göz gezdirerek okur. Tabi bu herkesin okuma biçimi, şahsi tercihidir. Niyetimiz elbette karışmak değil, sadece nitelikli bir okur nasıl olur, sorusunu cevaplamaktır. Öyleyse, haydi başlayalım.

İlk önceliğimiz, nitelik kelimesini anlamak olmalı.Nitelik, bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu iyi kötü, sıcak soğuk, beyaz siyah gibi özellik ya da kısaca vasıf olarak belirten bir temeldir. Anlamıyla birleştiği zaman, ortaya çıkan bu nitelikli okur tamlaması; okumanın sırrına, inceliğine erişmiş; onu kendi üzerinde taşıdığı vasıflarla belirten ve düşünen okur kesimi anlamına gelir. Araştırarak, okuyarak, irdeleyerek, en önemlisi düşünerek okumanın sevisine vakıf olandır nitelikli okur. Kendisinin de okuma tercihini göz önünde bulundurarak, okuma şeklini de hesaba katarak denilebilir ki; kişi nitelikli okur olmak için aslında sadece kendisine ihtiyaç duyar. Kendisinin ne olduğunu biliyorsa, hangi şekil okuduğunda daha iyi anlıyorsa o yoldan gitmeli; hiç olmazsa düşündüğü şey hakkında notlar almalıdır. Zira hiçbir şey yazılmadığı, kağıda geçirilmediği sürece kalıcı olamaz. Atalarımızın da dediği gibi, “Söz uçar, yazı kalır.”

Sıra geldi not aldıklarımızı kendi bilgi süzgecimizden geçirmeye. Daha evvel okuduğumuz ve belleğimizde yer etmiş her ne varsa hafızamızda bulunur ve günü geldiğinde de ortaya çıkar. İşte bunu daha kalıcı hale getirmek için kendi kendimize bir iç muhasebesi yapmalı, bilgi potasında eriterek süzgecimizden geçirmeliyiz. Çünkü üzerinde tartışılmamış, okunduğu gibi akılda kalmış bir şey ihtiyaç duyulduğu zaman doğru bir şekilde akla gelmeyebilir. İşte bunu önlemenin yolu çokça okumak, okuduğu şey hakkında notlar almak, üzerinde düşünmek ve öyle kabullenmektir. Ama şu var ki, okumayı illa belirli bir kurala göre yapmamız gerekmez. En başta da belirttiğimiz gibi, her insanın belli bir okuma biçimi vardır ve bunun dışına çıktığında okuduğunu anlaması da zor olacaktır. Öyleyse okumalı, ama bu dört kuralı (sağlam biçimde okumak, not almak, düşünmek ve hafızaya kaydetmek) asla es geçmemelidir.

Nitelikli bir okur, usta yazar Selim İleri’nin bir söyleşide de söylediği gibi “neyi okuduğunu düşünen,neyi tahlil ettiğine kafa yoran” okurdur. Ona göre bir nitelikli okur kitap almaz, kitap “seçer”. Her gördüğüne inanmaz, eleştiriye açıktır ve yeri geldiğinde de eleştirmekten gocunmaz. Sabırlıdır, yavaşlığın keyfini bilmektedir. Metne gizlenenleri ortaya çıkarmak ister. Misal, Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı eşsiz eserini okuduğunda sadece okumuş olmaz, aynı zamanda 1800’lerin Rusya’sını, Çarlık dönemini de öğrenir, o zamanı tekrar yaşar. Ve o devre ait öğrendiği şeylerle yeni yerler keşfeder. Rosseau’nun Toplum Sözleşmesinde ideal devlet ve toplum düzenini öğrenir ama, onunla yetinmez. O cümlelerde illaki bir şey bulur nitelikli okur, bulduklarıyla yeni kitaplar, zamanlar, yeni şeyler katar belleğine. Hazinesi, hafızası asla boş kalmaz. Bir silsile gibi, okudukça yeni kapıları açar. Küçücük ayrıntılara kapılır, ufak bir nesnede evrenin şaşırtıcı gizemini bile görebilir. En basit bir masalda bile, Kaf Dağı’nın büyüsünü hisseder, perilerin, devlerin, şehzade ve sultanların yanında olduğunu bilir; gökten üç elma düştüğünde üçüncü elmayı kendisinin aldığını da. Farkına varmanın farkına varır. Onun lezzetini tatmış olur.

Bir parça da olsa yazıya döktüğümüz bu nitelikli okur olma bahsini umarız anlatabilmişizdir. Neticede şu açıktır, nitelikli bir okur olan kişi, nerede olursa olsun, ne okursa okusun doğrudur. Çünkü okumanın sadece satırlara hızlı hızlı göz gezdirmek değil, bilinçli okumak olduğunu bilmektedir. Zira okumak ancak bu şekilde temellendirilmektedir.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın