Subjektiflik Arayanlara Mahsus: 5 Dünya Klasiği

Okuma Süresi: 4 dk

Dünya edebiyatında öykü, 14. yüzyılda Boccacio’nun Decameron adlı hikaye derlemelerini yazmasıyla başlamış, bu öyküler yazı yoluyla günümüze değin çıkagelmiştir.  Ve daha sonra onun -Giovanni Boccaci’nun-  bu eserini okuyacak olanlar, yine dünya edebiyatının gelişimine katkı sağlayacak romanları ortaya çıkararak gelecek zamanda asıl romanın oluşmasına zemin hazırlamışlardır. Biz romanın tarihçesini değil, romandan şahsa münhasır 5 güzel eser seçerek bu yazıyı yazacağız. Bu 5 eser, kimilerince klasik, kimilerince de romantik eser nazarında değerlendirilebilir.  Dünyadaki farklı edebiyat devlerinden seçtiğimiz bu 5 eser, edebiyatta epey yankı bulmuş, okuyanlarını da içeriğiyle, konusuyla, bilhassa da anlatımlarındaki güzellikle etkilemeyi başarmışlardır. Peki nedir bu eserler? Daha doğrusu, bu eserlerin mahir kalemleri?

Fransız yazarlarımızdan Victor Hugo ve Balzac, İngiliz kalemlerinden Jane Austen, ve tabi ki Rus edebiyatının devlerinden Tolstoy ile Dostoyevski.

İlk romanımız Victor Hugo, Nötre Dame Kamburu ile başlayalım. Bu romantizm etkisinde ama realizm havası da solutan eser, Fransız İhtilali’nden sonra ülkede yaşanan karanlığı, ayaklanmaları, halkın genel yapısını da içerdiği gibi aşk ve ihaneti anlatmakta da eşsiz. Çirkin ve kambur bir kilise zangocu olan Quasimodo, kötü yürekli Rahip Frollo ve güzelliğiyle nam salmış Çingene kızı Esmeralda romanın asıl kahramanları. Bir aşk üçgeni. Aslında en basit tabirle, güzelliğin safi dış görünüşte değil, asıl olanın ruh güzelliğinde olduğunu anlatıyor yazarımız. Kalp ne kadar temizse o kadar çekilmeye değer dedirtiyor insana bu kitap. Tıpkı Quasimodo’nun gözleri önünde idam edilen sevdiği Esmeralda gibi iyi yürekliliğin gereksinimi , kıskançlık, intikam hırsı peşinde koşan rahip gibi, en çok ta zavallı Quasimodo gibi örnekler veriyor Victor Hugo. Çingeneler, lanet, kayıp bebekler, aşk, toplumun çürüyen yüzü; en bariz unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Kısaca, okunmaya değer.Eserden bir alıntı:

“Gün ışığı herkesin malıdır. Ne diye bana yalnız geceyi veriyorlar?” 

İkinci eser, Rus edebiyatının unutulmaz yazarlarından L. Tolstoy’un yazdığı eşsiz ve hacimli bir eser: “Savaş ve Barış.” Rusya’nın Çarlık dönemini, Napolyon savaşlarının ve Fransa işgalinin yarattığı yıkımlarını, asil ailelerin perde arkasındaki çöküşlerini, Rusya2nın toplumunu en derin ve edebi niteliklerle anlatır bu eser. Aileler arasındaki kimi yasak kimi zoraki evlilikleri, bir romanın olmazsa olmazı olan aşkları, kahramanların kısa ama tesirli iç dünyasını da bu ustaca kurgulanmış romanda görürüz. Nataşa’nın, Piyer’in, Prens Andrey’in, Sonya’nın, Anatol’un ve dahi beş yüz kadar kahramanın aşk hakkındaki fikirlerine taraf oluruz. Tolstoy’un her eserinde geniş yankı bulan sevgi, bu eserde de karşımıza çıkar. Ahlak ve toplum hakkında da düşüncelere sevk eder bizi. Okunması keşke zorunlu olsa da herkes eşsiz eseri bir parçacık anlayabilse, diye dilemeden duramıyoruz.

“Aşık oldum dostum. Daha önce yaşamıyormuşum.” 

Başka bir eser, Hugo gibi Fransız üstatlardan Honore de Balzac’ın Vadideki Zambak adlı romanı. Felix adlı genç kahramanımızın eşsiz bir vadide kendinden büyük bir madam olan Henriette ile başlayan tutku dolu aşkıdır bu. Yazarın aşkla beraber acı ve ızdırabı en iyi şekilde yansıttığı eseridir Vadideki Zambak. Sonu birinin ölümüyle biten, karşılıklı ama asla huzur bulamayan ender bir aşk seli içinde yuvarlanır, bu hüzün içinde kaybederiz kendimizi. Aşkı iki kadının gözünden okur, Felix’in Henriette’ye ihaneti sonucu çektiği acıyı iliklerimize değin hissederiz bir nevi. Sevginin korkutucu bir yanı olur bu romanda tutku, kıskançlıklar silsilesi eşiğinde. 100 Temel Eser içindeki bu fevkalade romanı muhakkak okumak, aşkı anlamak için okumak gerekli bizim nazarımızda.

“Her acının bir öğrettiği vardır, ben de öyle çok alanda acı çektim ki, bilgim çok geniş.” 

Sırada geliyoruz İngiliz edebiyatından bir yazara, müellifi asil bir kadın olan esere. Aşk ve Gurur, Jane Austen elbette. Kırılganlığı, safi aşkı, soylu mücadelesini ve o devrin fikri çatışmalarını rahatlıkla anlayıp okuyabileceğimiz bir eser bu. Elizabeth, Jane, Mary, Catherine ve Lydia adlı beş genç kızın çevresini, aşklarını, hayal kırıklıklarını anlatan yazar, en çok Elizabeth karakteriyle kendini özleştirir. Darcy, Bingley ve Wickham erkek kahramanları ise bu genç kızları her şekilde şaşırtan, yeri gelince kırabilen kibarlık budalalarıdır. Kitap ismiyle müsemmadır aslında, Darcy ve Elizabeth’in gurur ve önyargıları bir türlü aşkı güzelleştiremez ama en sonunda; bu hatanın farkına varılır ve olumsuz hava, ikisinin mutlu evliliği ile neticelenir. Kader, aşk, aristokrasi gibi kavramlar kitapta en çok yer eden unsurlar biraz da. Mutluluk için ne yapmak gerekli? İşte hepsinin yanıtları Aşk ve Gurur’u simgeliyor.

“Onun gururunu ben de kolaylıkla hoş görebilirdim; benim gururuma dokunmamış olsaydı.” 

Ve işte son eserimiz, son yazarımız: M. Dostoyevski, Suç ve Ceza. Ahlaki eylemlerin, kötülüklerle dolu bir kalbin, bir insanın kitabı aslında. Meşhur kahramanımız Raskolnikov’un cinayete teşebbüsü ve katil oluşu, kurtulamadığı suçluluk buhranları ve tabi ki aşk. Para için yaptıklarımız, aslında yapmaya çalıştıklarımız bizi iyi bir insan mı yapar? İşte bunu sorgulatıyor Dostoyevski. Raskolnikov’un ahlaki çöküşünü bir ayna gibi yansıtıyor bizlere. En önemlisi de kahramanımızın ikili kişiliği bu romanda göze çarpıyor. Bir yandan sıcakkanlı ve şefkatli bir genç, bir yandan da anti-sosyal bir  kişi, soğuk ve nihilisttir Raskolnikov. Suçunu itiraf edecek midir, tanıştığı Sonya ona nasıl etki edecektir, hep beraber gösteriyor dev yazarımız. İşte kitaptan bir alıntı:

“Peki kendini niçin asmak istedin?” “Düşünceden.”

5 Dünya Romanı ele aldığımız bu yazıda, herkese bir şeyler katabilme arzumuzu gerçekleştirmeye muvaffak olmak umuduyla.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın