Venüs’ün Doğuşu

Okuma Süresi: 2 dk

Venüs’ün Doğuşu adlı tablo ,İtalyan ressam Sandro Botticelli’nin 1482–1486 yılları arasında Floransa’nın tanınmış ailelerden  biri olan Medici ailesinin siparişi üzerine ailenin Castello’daki villasını süslemek için yaptığı tablodur. Dünyanın en çok bilinen resimlerinden biri olan bu tablo, Floransa’daki Uffizi Müzesinde sergilenmektedir. Rönesans Dönemine ait Venüs’ün Doğuşu ile Avrupa, uzun zamandır görmediği gerçek insan boyutlarında çıplak bir kadın çizimiyle karşılaşmıştır. Rönesans Dönemi eserlerinde ortaya koyulan sanat eserlerinde sadece Havva çıplak bir şekilde resmedildiği için Botticelli’ nin Antik Dönem aşk tanrıçası Venüs’ü denizden doğarak kıyıya çıkan çıplak bir kadın olarak  resmetmesi bir devrim niteliğindedir.

Sanatçının, bu resmi yaparken Antik Yunan Döminden kalan Venüs Heykeli’nden yararlandığı bilinmektedir. Tablonun hikayesi olabilecek Venüs’ün Doğuşu efasanesiyle alakalı biri Hesiodos diğeri Homeros’a ait olmak üzere iki ayrı kaynak bulunmaktadır. Hesiodos, Theogonia adlı eserinde tanrıça Venüs’ün denizin köpüklü dalgalarından çıkmış olduğunu ileri sürmektedir. Bazı görüşlere göre ise Botticelli, bu resmi insan ruhuna ait yeni-platoncu bir anlayışa çevirerek ortaya koymuştur ve amacı maddi aşktan tinsel aşka ilerleyişi resmetmektir. Esere konu olduğu düşünülen görüşlerden bir diğeri de Yunan mitolojisindeki  Kronos’un , babası Uranüs’ü hadım edip cinsel organını denize atması sonucunda denizin döllendiği ve böylece Venüs denizden doğmuş olduğu yönündedir.

Venüs,  bu tabloda bir denizkabuğu üzerinde denizden yükselip, sol taraftaki iki rüzgar tarafından kıyıya doğru sürüklenmiş şekilde resmedilmektedir. Tabloya ilham veren antik dönem eserlerinde denizkabuğu, vulvayı simgelemektedir.  Bu tabloda Venüs, tam ortada bir deniz kabuğunun üzerinde denizden doğduğu anlaşılan bir biçimde bulunmaktadır. Sol tarafta batıdan esen rüzgarı temsilen rüzgar insan şeklinde resmedilmiş ve Venüs’ü kıyıya doğru sürüklemiştir. Ayrıca rüzgarlar Venüs’ün üzerine, ortası altın renginde güller dökmektedir. Sağ tarafta ise mevsimleri simgeleyen Horai adlı tanrıça bulunmaktadır. Horai, Venüs’ün üzerini örtmek üzere elinde bir örtü tutmaktadır ve boynunda Venüs’ü temsil ettiği söylenen bir çelenk asılı iken gövdesinde ise yine Venüs’ün simgesi olarak bilinen güllerden bir kemer yer almaktadır. Resmin genelinde bir altın rengi boyanın hakim olduğu görülmektedir. Bu altın rengi ışık, resmin sağında duran ve Hristianlıkta masumiyeti ve temizliği  temsil eden portakal ağacının ve bitkilerin yapraklarında, deniz kabuğunun üzerinde ve giysilerdeki yansımalarda gösterilmektedir.

Rönesans Dönemi eserlerinde resmedilen figürlerin gerçeğe uygun ve doğal biçimde resmedildiği görülmektedir fakat Boticelli’nin bu eserinde insanlar gerçeğe uygun ve Rönesans dönemine ait eserlerde olduğu gibi anlamlı vücut şekillerine sahip değildirler. Örneğin; Venüs’ün deniz kabuğu üzerinde durması ve Venüs’ün vücudunun çok kıvrımlı ve esnek olması gerçeğe uygun değildir. Rüzgar üfleyen erkek figürünün önündeki kadına sarılma şekli de gerçekliğe uygun olmayan başka bir bölümdür. Bazı sanat tarihçileri Boticelli’nin Antik Yunan Dönemi’nden kalmış bazı eserleri örnak aldığını öne sürerek bu eserin neden Rönesans Dönemi’ne ait eserlere benzemediğini açıklamaktadırlar.

Botticelli, bu eserinde tanrıça Venüs’ü fiziksel ölçüleri gerçek insan bedenine uygun olmasa da göze çok hoş gelebilecek bir şekilde resmetmiştir ve böylece Rönesans Dönemi’ne damgasını vuran sıradışı bir eser ortaya koymuştur. Bu esere farklı yaklaşımlar bulunmakta ve eser hakkında tarih boyunca farklı hikayeler öne sürülmüştür.  Botticelli, bu eserde birçok mitolojik karakteri barındırmakta ve birçok farklı mesaj iletmektedir.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

2 Yorum

Düşünceni belirt

Bir cevap yazın