Diyarbakır Surları

Okuma Süresi: 5 dk

Ülkemiz sıcak ve samimi insanlarıyla birlikte tarihi,kültürel ve doğal güzellikleriyle de eşsiz bir yerdir.Kuzeyinden güneyine,batısından doğusuna ülkemizin her tarafı tarihi yapılarla,kültürel motiflerle ve doğal güzelliklerle eşsizliğini her zaman yaşatmıştır.Özellikle Avrupa ve Asya arasında tarihi ve kültürel bir köprü konumunda olması ülkemiz açısından bir zenginliği göstermektedir.Bundan dolayıda ülkemiz coğrafyası tarihin her döneminde çeşitli uygarlıkların ve ulusların mücadelelerine sahne olmuştur.Bu mücadeleler sadece acı ve yıkımı getirmedi.Aynı zamanda tarihi ve kültürel özellikleri de beraberinde getirmiş oldu.Ülkemizin coğrafyasını gezenler mutlaka bu tarihi ve kültürel özelliklere tanık olmuştur.Zaman ve imkanlar doğrultusunda fırsat buldukça bende ülkemizin coğrafyasını gezerek tarihi yerlere tanık olanlardan biriyim.Son bir kaç yıldır sürekli ziyaret ettiğim ve belli sürelerle yaşadığım İstanbul benim için özel bir anlam taşır.Genellikle kalabalık ve keşmekeşliğiyle bilinen,maddi ve manevi olarak insanların yaşamakta zorlandığı şehir olan İstanbul,benim için büyülü bir şehirdir.Çünkü;İstanbul tarih olarak kültürel olarak ve doğal güzellik olarak benimsendiği zaman diğer bütün olumsuzluklar size küçük bir sorun gibi görünür.Surlarıyla,deniziyle,tarihi mekanlarıyla,kültürel çeşitliliğiyle sizi içine alır.İstanbul dışında Batman,Sakarya,Adana,Gaziantep,Malatya,Şanlıurfa ve Sivas gezip gördüğüm ve bazılarında belli bir süre yaşadığım şehirlerdir.İleri ki yıllarda ülkemizin diğer şehirlerini de gezip görme fırsatını yakalayarak tanıklığımın seviyesini artırmak niyetindeyim.Şimdilik sizi bu şehirlerden alıkoyup asıl değinmek istediğim konu olan Diyarbakır Surlarına geçmek istiyorum.Diyarbakır tıpkı İstanbul gibi benim yaşamaktan en keyif aldığım şehirlerden biridir.Diyarbakır,tarihi surlarıyla,Hevsel bahçeleriyle,On gözlü köprüsüyle,tarihi hanlarıyla,Ulu camisiyle,tarihi köşkleriyle ve birazdan anlatacağım diğer özellikleriyle bir açık hava müzesi olma özelliğine sahip bir şehirdir.Kimileri için güneydoğunun en güzel şehri,kimileri için sevdanın şehriyken kimileri içinde inancın ve kültürün şehridir.Diyarbakır da ülkemizin diğer şehirleri gibi çeşitli uygarlıkların mücadelesine ve hakimiyet arzusuna sahne olmuştur.Diyarbakır Surları,bu mücadeleler ve hakimiyet arzusunun en önemli tanığı olmuştur.Şimdi hep birlikte tarihe tanıklık eden Diyarbakır Surlarını tanıyalım.Diyarbakır Surları, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yer alan tarihi bir yapıdır.İç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.Surlardaki ana girişler Dağ Kapı,Urfa Kapı,Mardin Kapı ve Yeni Kapı(Dicle-Irmak-Şat Kapı)’dır.Şehrin kuzeyinde yer alan Dağ Kapı,iki silindirik burç arasında yer almaktadır.Urfa Kapı,kentin batısında yer almaktadır.Kapı üzerinde yer alan bir kitabeye göre,Artuklu döneminde Hükümdar Sultan Mehmet tarafından onarılmış ve üzerinde insan ve hayvan figürleri bulunan demir kapı kanatları eklenmiştir.Osmanlı döneminde saltanat kapısı olarak işlev görmüş ve padişahın sefer zamanlarında açılıp sonrasında kapalı tutulduğu söylenmektedir.Mardin Kapı,surların güney tarafında yer alır.Kentin doğusunda yer alan ve Su Kapısı olarak da anılan Yeni Kapı, basık kemerli ve tek girişli olup kenti Dicle Nehri’ne bağlar.Yaklaşık dokuz bin yıllık olan surlar,Çin Seddi’nin ardından dünyadaki en uzun ve geniş savunma duvarıdır.2000’de yapıyı Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil eden UNESCO,2015 yılında ise Dünya Mirası olarak tescil etti.Diyarbakır surlarını ilk olarak kimin,hangi dönemde yaptırmaya başladığı bilinmemektedir ancak İç Kale’nin şehrin ilk yerleşme yeri olduğu sanılıyor.Bazı kaynaklarda şehrin Roma dönemi öncesi hakkında, M.Ö 2000’li yıllarda bölgede Hurrilerin yaşadığı,Hurri kentinin surla çevrili olduğu,M.Ö 9.yüzyılda Bit-Zamani kabilesinin başkenti olduğu dönemde ise eski surun onarıldığı dışında bir bilgi bulunmamaktadır.Roma dönemindeki müdahalelerin Miladi 330-338 ve 349 yıllarında olduğuna dair üç ayrı bilgi bulunmaktadır.Diyarbakır Surlarının temel yapı malzemesi yörede yaygın olarak kullanılan bazalt taşıdır. Topografyaya uygun olarak inşa edilen surların yüksekliği 10-12 metre, genişliği 3–5 metredir.Kuzey–güney yönünde oval bir şekle sahip olan surlar yaklaşık 5 km uzunluğundadır.Aşamalı olarak inşa edilen ve değişik dönemlerde onarılmış olan surlarda 82 adet burç bulunmaktadır.Genellikle yarım daire ya da çokgen biçime sahip olan burçların,surun Dicle vadisine bakan bölümlerindeki örnekleri çoğunlukla dört köşelidir.Burçların iç çeperlerinde yer alan kapıların yanlarında,surların üst kotlarına ulaşmak üzere yapılmış birer adet merdiven bulunur; burçlar genellikle 2 ya da 3-4 katlı olup üst örtüde kubbe,kemer ve tonozlar kullanılmıştır.Bu burçlar içerisinde olan Dağ Kapı Burcu,Turizm Bakanlığı’na bağlı Turizm Bürosu ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak kullanılmaktadır ve doğu ile batı burçları üzerinde bezemeler ve hayvan desenleri yer alır.Diyarbakır surları içinde en görkemli burçlardan olan Evli Beden Burcu ya da diğer adıyla Ben u Sen Burcu, Artuklu dönemine ait zengin kitabe ve bezemeleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır.Artuklu hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında Mimar Cafer Oğlu İbrahim tarafından yapılmıştır.Burcun temeli özgününde kademeli bir ‘mahmuz’ ile desteklenmiştir ve mahmuz üzerinde de bazı kitabeler yer alır.Yedi Kardeş Burcu,Artuklu hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında Mimar İbrahim oğlu Yahya tarafından tamamı bazalt kesme taştan yapılmıştır. Selçukluların sembolü olan çift başlı kartal, aslan kabartmaları ve kitabeler işlenmiştir ve burç, silindirik bir plana sahiptir.Yedi Kardeş burcu bitişiğinde bulunan Nur Burcu, Selçuklu Hükümdarı Melik Şah tarafından 1089 yılında yaptırılmıştır.Selçuklulara ait semboller koşan at figürleri, aslanlar, kadın ve geyik şekilleri işlenmiştir.On bir kemeri bulunan ve iki kattan oluşan Keçi Burcu, mimari özellikleri ve içindeki mekanları ile diğer burçlardan farklıdır ve surlar üzerinde bulunan burçların en büyüğü ve en eskisidir.Burcun içinde üç neften oluşan, üstü kolonlara oturan kemerlerle taşınan tuğla tonozlarla kapalı çok nitelikli bir mekan bulunmaktadır.Bizanslılar döneminde farklı bir işlevle Şemsi Tapınağı olarak kullanıldığı bilinmektedir.İnşa tarihi bilinmemekle beraber 1223 yılında Mervan oğulları tarafından onarılmıştır.Selçuklu Burcu, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın kendi malından yapılmasını buyurmuş ve bina ustası Selame oğlu Urfalı Muhammed tarafından 1088 yılında yapılmıştır.Tarihi çok eskiye dayanan bu surların bir bölümünün yapımı ile ilgili birde hikaye bulunuyor.Hikayeye göre bir usta ve onun kalfası iddiaya girerler.Konu kimin yapacağı sur daha güzel olacak şeklinde gelişir.Bunu sonuca kavuşturmak için bu iki kişi ters taraflardan surları yapmaya koyulurlar.Eser,ikisinin de yaptığı burçların arasında kalan sur duvarlarında kesişmeleriyle son bulur.Buluştukları zaman ikisi de birbirlerinin eserlerine hayranlıkla bakarken bulurlar kendilerini.Daha sonra insanlara sorarlar kimin eserinin daha güzel olduğunu.Soru ”ben mi sen mi?” şeklinde olur.Usta bu soruya kalfasının hakkını yememek için ”sen” der ve kendini üzerinde bulunduğu surdan aşağıya doğru atar.Durumu gören kalfa da daha fazla dayanamaz ve kendini ustasının arkasından yere doğru bırakır.İkisi de ölür.İşte bu hikayeye atıf olarak kalkan balığı şeklindeki surların iki uç noktasını oluşturan bu bölgenin adı ”Ben ve Sen” anlamına gelen Ben u Sen olarak kalır.                                                                                      

Ben u Sen Burcu

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın