Hasankeyf

Okuma Süresi: 4 dk

İnsanlara tarihi ve doğal güzellikleri korumanın ne kadar önemli olduğunu her zaman hatırlatmak gerekir.Tarihe ve doğaya saygı bunu gerektirir.Ülke olarak toplum olarak eğer bir tarih bilinci ve kültürü oluşturmak istiyorsak bunu yapmamız zorunludur.Çünkü;tarihi bilincimizi ve kültürümüzü ancak bu şekilde devam ettirebiliriz.Ülke içinde size nice güzellikleri söyleyebilirim.Bu güzellikler içerisinde Hasankeyfte vardı.Hasankeyfe ne mi oldu?Hasankeyf Dicle üzerinde yapılan Ilısu Barajı ile sular altında kaldı.Her ne kadar baraj yapımı öncesinde belli tarihi eserler kurtarılıp başka bir yere taşınsa da Hasankeyfin sular altında kalmasına engel olamadı.Tarihi eserler önemlidir ancak o tarihi eserler bulunduğu yer ile özdeşleşir ve anlam kazanır.Örnek verecek olursak Sümela Manastırını yerinden söküp başka yere taşıyabilir misiniz?Galata kulesini yerinden söküp İstanbul’un başka bir yerine taşıyabilir misiniz?Kız kulesini yerinden söküp başka bir yere taşıyabilir misiniz?Hadi yanıtımız evet olsun diyelim.Peki Sümela Manastırını Manastır yapan doğası ve bulunduğu yer değil midir?Galata kulesini Galata kulesi yapan bulunduğu yer değil midir?Kız kulesini Kız kulesi yapan o deniz değil midir?Tarihe kimlik kazandıran asıl unsur içinde bulunduğu mekandır.Kendisini yerinden koparsanız bile kökleri her zaman bilindiği mekanla anılacaktır.Hasankeyf de hiçbir zaman unutulmaz.Tarihi sayfalardan silinmez.Bizden sonra gelecek olan kuşaklar bile Hasankeyfi bilmeye ve tanımaya devam edeceklerdir.Toplum olarak hiçbir zaman baraj ve hidroelektrik santrali istemiyoruz demedik.Yapılsın dedik.Yapılırken de tek isteğimiz doğal ve tarihi güzelliklerimiz yok olmamasıydı.Yapılacak olan santraller eğer tarihi ve doğal güzellikleri barındıran bir yeri kapsıyorsa olmasın dedik.Çünkü;o santraller ve barajlar o yerin doğasını,güzelliğini ve tarihini yok eder.Uygun fizibilite çalışmaları yapılarak bir yerin baraja ve santrallere uygunluğu bulunup yapılabilir.Ülkemizden başka bir ikinci ülkemiz yok.Değerini bilmemiz gerekir.Çünkü;her şey insanlar için vardır.Doğa,tarih ve kültürde insanlar için vardır.İsterseniz gelin Ilısu barajı öncesindeki Hasankeyfe bir tarihi yolculuk yapalım.Hasankeyf,Batman’a bağlı olan,iki yakasını Dicle nehrinin ayırdığı tarihi bir ilçedir.İlçenin tarihi,12.000 yıl öncesine kadar gitmektedir.1981 yılında doğal koruma alanı ilan edilmiştir.Kayalara oyulmuş konutları nedeniyle,Süryânice Kifo (kaya) kelimesinden türetilmiş Kifos ve Cepha/Ciphas isimleriyle bahsedilen şehir “Mağralar Şehri” ya da “Kayalar Kenti” anlamına Arapça ve “Hısnı Keyfa” denilmiştir.”Hısn-ı keyfa” adı Osmanlılar zamanında Hısnıkeyf, halk arasında da Hasankeyf şekline dönüşmüştür.Yerleşim, Yukarı Mezopotamya’dan Anadolu’ya geçiş yolu üzerinde ve Dicle nehrinin kenarında kurulmuş olması nedeniyle stratejik bir öneme sahipti.MS 2. ve 3. yüzyıllarda sınır yerleşimi olarak Bizanslılarla Sasaniler arasında el değiştirmiştir.Diyarbakır ve çevresini ele geçiren Roma İmparatoru II.Constantius, bölgeyi Sasanilerden korumak amacıyla iki sınır kalesi inşa ettirmiştir. MS 363 yılında inşa edilen kale uzun süre Roma ve Bizans egemenliğinde kaldı. Hıristiyanlığın bölgede 4. yüzyıldan itibaren yayılmaya başlamasından sonra yerleşim Süryani piskoposluğunun merkezi durumuna geldi. Kadıköy Konsili tarafından MS 451 yılında Hasankeyf’teki piskoposluğa Kardinal unvanı verilmiştir.Hasankeyf 640 yılında, Halife Ömer döneminde İslam ordusu tarafından ele geçirildi.Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler egemenliğinde kalan yerleşim 1102 yılında Artuklular tarafından ele geçirilmiştir.Artuklu beyliğinin 1102-1232 yılları arasında başkentliğini yapan Hasankeyf, en parlak dönemini bu tarihlerde yaşamıştır.Artuklular döneminde imar edilerek kale kasabası özelliğinden kurtulup şehir haline geldi.1232 yılında Eyyubiler tarafından ele geçirilen yerleşim,1260 yılında Moğollarca ele geçirildi ve tahrip edildi. Hasankeyf’ in Eyyubi hakimi Hülagü’ye  bağlılığını bildirerek şehirdeki egemenliğini devam ettirebildi.Hasankeyf, 14. yüzyılda önemli bir şehir olma özelliğini korumakla birlikte eski parlak günlerine kavuşamadı.1462 yılında Uzun Hasan tarafından ele geçirilen şehir Akkoyunlu topraklarına katıldı. Akkoyunlular’ ın zayıflamasıyla 1482 yılında Hasankeyf’ te Eyyubi emirlerinin yönetimi yeniden başlamıştır.Bir süre sonra Safeviler’in denetimine geçen yerleşim,1515 tarihinde Osmanlı topraklarına katılmıştır.1524 yılına kadar Osmanlı yönetimine bağlı Eyyubi yöneticiler tarafından idare edilen Hasankeyf, bu tarihten itibaren Osmanlı idarecileri tarafından yönetilmeye başlamıştır.17. yüzyıldan itibaren ana ticaret yollarının değişmesi ve Osmanlı-İran savaşları sonucunda ticarette görülen duraklama neticesinde şehir önemini yitirdi.1867 yılından sonra Mardin Midyat’a bağlı olan yerleşim, 1926 yılında Gerçüş ilçesine bağlanmıştır.1990 yılında Batman’ın olmasıyla ilçe bu şehre bağlanmıştır.Ilısu Barajının yapılması kararlaştırılınca tarihi yerleşimin sular altında olacak olması nedeniyle 3 km uzaklıkta yeni yerleşim kuruldu. Bu esnada tarihi yerleşimdeki Artuklu Hamamı, Sultan Süleyman Koç Camisi, İmam Abdullah Zaviyesi, Er-Rızık Camisi ve minaresi, Zeynel Abidin Türbesi, Eyyubi (Kızlar) Camisi ve kale giriş orta kapısı gibi büyük ölçekli yapılar ile türbe ve zaviye gibi tarihi yapılarda Dicle Nehri kıyısında kurulan Kültürel Park’a taşındı.2019 yılı Kasım ayında Ilısu Barajı’nın su tutmasıyla 2020 yılı Şubat ayından itibaren su altında kalmaya başlamıştır.Ilısu barajı yapılmadan önce Hasankeyf,yerli ve yabancı turistlerce ziyaret edilmekteydi.Kalkerli yapısı nedeniyle kayalık tepelerde ve derin kanyonlarda, doğanın ve insanların oluşturduğu ve sayısı binlerce olan “Hasankeyf Mağaraları”, Roma döneminden kalma Hasankeyf kalesi Köprüsüne girişte soldaki tepe üzerinde bulunan ve İslam ordularının Hasankeyf’ i kuşatması sırasında hayatını kaybeden İmam Abdullah için yapılmış İmam Abdullah Türbesi, Artuklular tarafından yapıldığı düşünülen ve günümüze kadar önemli kısmı yıkılan Hasankeyf Dicle Köprüsü, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın Otlukbeli Savaşında  hayatını kaybeden oğlu için yaptırdığı Zeynel Bey Türbesi, Akkoyunlular tarafından yapılan ve son halini Eyyubiler döneminde alan Ulu Cami, 1328 yılında Eyyubiler tarafından yapılan Küçük Saray, günümüze harabesi ulaşan ve Akkoyunlu dönemine tarihlenen Büyük Saray, 15. yüzyılda yapılan Mescid-i Ali Cami, Eyyubiler döneminde yapılan Rızık Cami, Süleyman Cami, Koç Cami, Kızlar Cami ve Küçük Cami, Eyyubilerden kalma Kale Kapısı, halk arasında “Yolgeçen Hanı” olarak adlandırılan doğal mağarası yerleşimin önemli tarihi eserlerini oluşturmaktadır.Hasankeyf, böyle bir tarihe sahipken günümüzde suya gömülen tarih olarak yerini alacak.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

1 Yorum

Düşünceni belirt

Bir cevap yazın