Mehmet Metin öğrenci ve amatör yazar. İKÜ Hukuk Fakültesi’nde okuyor. Kitap okumayı, araştırmayı, düşünmeyi ve tabi ki yazmayı sever. Ayrıca 2015 yılında Adalet ve Dürüstlük konulu bir kompozisyon yarışmasında ikincilik ödülü almıştır.

Mornota ile nasıl tanıştınız?

4 yıl boyunca aynı dershanede, aynı sınıfta bulunduğum yakın arkadaşlarımdan birinin tavsiyesi ile tanışma olanağı buldum. Bu süreç zarfında yazdıklarımın pek çoğunu tanıdık çevremden başka okuyup da değerlendiren olmamıştı.

Bu site hakkında biraz araştırma yaptım ve gerek yazar kadrosu ve yarattıkları eserler gerek sitenin benimsemiş olduğu etik, ahlaki değerler ve ilkeler, yazılan herhangi bir yazı için paylaşım probleminin olmayışı gibi etkenler bu site hakkında olumlu bir kanaat edinmemi sağladı ve neticede bu kadroya ben de bir fikir ve kalem emekçisi olarak katılmaya karar verdim.

Mornota hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bana göre, benim gibi okumaya ve yazmaya hevesli, ortaya yazınsal bir şeyler çıkarmak isteyenler için değerlendirilmesi gereken bir fırsattır Mornota. Neticede burada pek çok kişi, okunmak için bir şeyler yazıyor ve paylaşıyor; karşılıklı etkileşimler, fikir alışverişleri yoluyla birbirlerine doğrudan yahut dolaylı bir şekilde katkıda bulunuyorlar ve yazın sahasında belirli düzeyde bir birikim, deneyim elde ediyorlar. Bu da yazın güçlerine güç katan önemli bir faktör oluyor, Mornota’nın en önemli özelliklerinden birisi bu olsa gerek. Keza Düşünceni Özgür Bırak ifadesi de benim dikkatimi çeken en önemli şeylerden birisi oldu.

Bir yazar eserini oluştururken fikri hür, kalemi hür olmalıdır.

Aksi takdirde ortaya çıkan eserden bir şey beklenemez. Mornota da bir yazar adayına bu sloganla hitap ederek esasen ona eserini yaratması için hayati bir zemin sunmuş oluyor.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Sizi yazmaya iten şey ne oldu?

İnanır mısınız bilmem ama hiç abartısız söylüyorum, ben 4 yaşındayken okumayı öğrenmiş biriyim. Basit şeylerden, örneğin arabaların plakalarından başladım ve bu da öyle düzenli, bu a harfidir şu b harfidir diye de olmadı. Eğer çevrenizde olup bitenlere, gördüklerinize karşı meraklı ve ilgili iseniz, bir an şöyle dikkatlice baktığınız zaman gördüğünüz resim aklınızda bir şekilde yer ediyor zaten ve bir süre sonra gördüğünüz o harfler, o simgeler size bir yerlerden tanıdık geliyor.

Tabii ki küçükken ailemin yönlendirmesi de okumayı sevmemde etkili oldu.

Küçükken bana okunan masal kitaplarından, hikayelerden etkilendim. Daha sonra zamanla başta Jules Verne, Muzaffer İzgü olmak üzere yaşıma uygun klasikleri okumaya başlayınca birden bu yazarlara özendiğimi hissettim. Bu adamlar, bu insanlar acaba böyle şeyleri nasıl yazmış olabilirler diye kendi kendime soruyor ve sorguluyordum. Nitekim yazmaya da böyle adım atmış oldum. İlkokul 3 veya 4. sınıfta aldığım bir defteri şiir defteri olarak kullanmaya başladım, o defteri halen anı olarak saklarım. Günlük tutardım mesela, bu durum da önemli bir rol oynadı. Daha sonraki yıllarda da yazmaya devam ettim, özellikle Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler isimli şah eserini okuyup da İstiklal Savaşı’nı ilk defa süslü, şaşaalı, bayağı bir anlatımdan uzak ve o dönemdeki atmosferi son derece gerçekçi, canlı, yalın bir şekilde yansıtan bir eserden okuduğum zaman bu defa tarihi konulara merakım da arttı ve neticede bu da kalemime büyük etki yaptı. Bunun sonucunda lise 2. sınıfta iken bir tarihi roman yazdım. Bunu da yine anı olarak saklıyorum. Gerek öğretmenlerimin ve ailemin gerek yakın arkadaşlarımın da desteğiyle yazmaya devam ettim. Şu anda Eskişehir’de 2015 yılında lise 3. sınıfta okurken düzenlenen Adalet ve Dürüstlük konulu yazı yarışmasında ikincilik ödülüm var. Blogger’de 1 buçuk ay kadar önce açtığım bir blogum da var aynı zamanda, her ne kadar şu anda pek vakit bulamıyor olsam da orada yazıyorum.

Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Yazarlar konusunda seçici olduğumu ifade etmek isterim. Örneğin popüler yazarların pek çoğu bana nedense ilginç ve okunası gelmiyor. Lise 1. sınıfta iken Alacakaranlık’ı aldım, fakat 4 yıldır kapağını bile kaldırmadım ve doğrusunu söylemek gerekirse şu anda da okumaya niyetim yok. Ancak mesela bana  Sabahattin Ali, Vedat Türkali, Atilla İlhan, Tevfik Fikret, Halit Ziya, Hıfzı Topuz veya Nazım Hikmet, Orhan Veli, Cahit Sıtkı, Ziya Osman, Namık Kemal deyin, o zaman akan sular durur. Keza yukarıda da yazdığım üzere Turgut Özakman’ın Türkiye Üçlemesi’ne konu kitapları da benim için vazgeçilmezdir. Hatta Ahmet Hamdi Tanpınar’ı ve Oğuz Atay’ı da bu isimlere eklersek daha güzel olur sanırım. Halide Edip’in, Yakup Kadri’nin, Ayşe Kulin’in kitaplarını da takip ederim. Yabancı yazarlardan da eserlerini beğeniyle okuduklarım da yok değil. Özellikle Rus edebiyatı yazarları benim için bir örnek niteliğindedirler. Dostoyevski, Tolstoy, Puşkin, Turgenyev… Bunlara Dickens’i de eklersek isabet olur, İki Şehrin Hikayesi bana göre onu ifade etmeye yeten bir yapıt. Franz Kafka‘yı da unutmamak gerek.

Hangi kategorilerde yazıyorsunuz? Konularınızı neye göre seçiyorsunuz?

Hikaye, şiir, deneme, incelemearaştırma gibi türlerde yazarım. Örneğin, dört genç arasındaki olayları yazdığım, 35 sayfalık bir uzun öykü var. Ancak mesela son dönemlerde çokça gördüğüm gibi büyücülermiş, perilermiş, cinlermiş, vampirlermiş bunun gibi sosyal, toplumsal hayattan kopuk unsurlar şahsen benim için yazılacak mahiyette değil.

Yazmak için böyle uçuk, aşırı bir şeyler bulmanın bir anlamı yok, çünkü sokağa şöyle bir çıkıp insanların arasında gezince zaten yazacağım şeyin ne olduğuna karar veriyorum, yazacaklarım doğal olarak ayağıma geliyor ve bana sadece kalemimi kağıt üzerinde oynatarak tabi biraz da kendi anlatım gücümle gördüğüm resmi betimlemek düşüyor.

Sokakta simit satan bir yaşlı adam, bir ayakkabı boyacısı, birbirleriyle şakalaşan gençler, el ele yürüyen kızlı erkekli gençler, kimi gülen kimi söven çeşit çeşit insanlar…

Son olarak yazar olmak isteyenlere öneriniz nedir?

    Bir yazar her şeyden önce araştırmalı, okumalı, bilgisine bilgi katmaktan çekinmemeli, çevresinde olup bitenlere duyarsız kalmamalı.

Okumayan, okumayı sevmeyen, kitaplara uzak bir kişiden yazar olamayacağı açıktır.  Eserleriyle ölümsüzleşmiş, klasikleşmiş büyük ustaları tanımalı, bilmeli. Bunun yanında hem kendi toplumunun edebiyatının tarihini hem de dünya edebiyatının tarihini iyi bilmeli, okuduğu eserin yazıldığı dönem ile şimdiki zaman arasında mukayese yapmalı. Düşünmeli, sorgulamalı, bunlardan kesinlikle vazgeçmemeli. Çünkü bunlardan da vazgeçen birisi yine yazar olamaz. Sizin de belirttiğiniz gibi düşüncesini özgür bırakmalı, özgün olmalı. Kendini yazarak geliştirmeli. Bir yazarın başka yazarlardan etkilenmesi, esinlenmesi kadar tabii olan bir şey yoktur ancak bu kesinlikle ama kesinlikle intihale varmamalı, her şeyin özünde yine kendi olmalı. Sağdan soldan topladığı derme çatma cümleleri birleştirip de iki kapak arasında toplayan bir kimse kendini yazar olarak görmesin, o olsa olsa bir fikir hırsızıdır. Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Yani yazdığı bir yazının beğenilmesi ile yetinmemeli, bu seviyenin üstüne çıkmak için çalışmalı.  Ve tabi ki eleştiriye de açık olmalıdır. Yalnızca olumlu olanlarını değil, olumsuz olanlarını da dikkate almalıdır – düzeysiz olanlarını kastetmiyorum, onlar zaten diğerlerinin yanında sırıtırlar –

Yine daha hayati bir hususa gelecek olursak, bir yazar mutlaka dilini iyi bilmeli ki bu, bu işin en temel şartlarındandır.

Dilini gerektiği gibi kullanamayan bir kimse kendini yazar olarak görmesin lütfen, çünkü son zamanlarda değişik yerlerde gördüğüm bir takım yazılara bakıyorum, yazmasa daha iyi diyorum. Yazdığını kendisi dahi okumuyor, sonra da karşısındaki insanlardan okunmayı ve anlaşılmayı bekliyor. Kısacası sözün sonuna gelirsek, yazar olmak kolay bir iş değil. Devamlı bilgi, birikim ve emek ister.

Değerli yazarımızın yazılarına ulaşmak için buraya tıklayın.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment