Gözümüzün kelli felli görmeye başladığı zamanlar da bize en yakın pencere; arka balkona açılan, önünde dut ağaçlarının olduğu, çimlerin üzerinde ekmek arası dolma yediğimiz pencere, işte o dünyaya açılan ilk penceremizdi.

Bir pencere bizi dünyayla buluşturdu, dünyamız oldular. Ve sonra her bireye ait birer pencere oldu odalarda. Kimisi güneşi izledi sabahları, kimisi kuzeyin soğuğunu hissetti, kimisi ise perdelerin ardına gizlendi. Bazı pencereler ısrarımızla umuda açıldı. Biz açtık. Güzel de açıldılar.
Sonbahar ben geliyorum derken, ağaçları terkeden yapraklar onları hüzünlendirse de, açıldılar.

Açıldılar açılmasına da kaç tanesi kovaladı birbirini. Sahi kaç penceremiz oldu? Kaç hayat değiştirdik biz olabilmek için. Bizim dediğimiz kaç kişiden geri döndük? Bize ait kaç pencere kaldı? Pencereler diyorum,sahiden nereye açıldı?

Doğru yere bakıyorsa açtığımız pencereler, bu meyve ağaçları neden hala yeşermedi?
Vakit hasat mevsimi değil midir?

Biz bekleriz, açacaksa tomurcuklar.. Bekleriz efendim, dut ağaçlarının renklerini.. Bekleriz..

Ne de olsa dut severiz.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment