Geçtiğim yazımda uzun uzadıya 1984 distopyasından ve 1984’ün sadece distopya olmadığından bahsetmiş ve bunu birtakım günümüz gerçekleriyle ilişkilendirmiştim. İlgilileri için bir önceki yazıma göz atmak yeterli. Peki ya Huxley’in Cesur Yeni Dünyası ? Distopyaların temel taşlarından olan ve dizisinin yapılmasıyla gündemde olan Cesur Yeni Dünya’dan bahsetmeden olur mu ?
Huxley, Ford’dan sonra 632 yılında başlar kara ütopyasına. Dokuz yıllık savaşla gelen büyük ekonomik buhranın ardından kurulmuş bir dünya devleti. Dünya devletinden çok küresel bir kast sistemi. Dünya on bölgeye ayrılmış ve bölgeler denetçiler tarafından denetlenmektedir. Kast sistemi dedim çünkü mü ? Çünkü kuluçkalama yoluyla üretilen bireyler daha şişelerinden çıkmadan Bakonowski yöntemiyle görevleri, zekaları ve niteliklerine göre belirleniyorlar. Alfa, gama, delta, ve ayak işleri için üretilen vasıfsız epsilonlar. Hepsinin önceden belirlenmiş rolleri vardır ve ihtiyaca göre kuluçkalanırlar. Fakat bu kast sistemi kadar da ürkütücü değildir çünkü gelişen teknoloji ile bunun da çaresi vardır. Hangi sınıfa sorarsan sor mutsuz değildir sınıfından veya statüsünden.
”Alfa çocukları gri giyerler. Bizden çok daha sıkı çalışırlar çünkü korkulacak kadar zekidirler. Gerçekten beta olduğum için öyle mutluyum ki. Çünkü okadar sık der çalışmıyorum. Üstelik biz gamalar ve deltalardan çok daha iyiyiz. Gamalar aptaldırlar ve hep yeşil giyerler.Delta çocuklar da haki giyerler. Yok,hayır hayır. Delta çocuklarıyla oyun oynamk istemiyorum. Epsilonlar daha da kötüdürler. Okuyup yazamayacak kadar aptallar. Üstelik siyah giyerler ki siyah canavarca bir renktir. Beta olduğum için öyle mutluyum ki…”
Çünkü şişeden çıkmadan önce ve sonra belli bir süre uykuda öğrenim (ipnopedya) yoluyla ‘cemaat, özdeşlik ve istikrar için koşullandırılmış olup herkes mutlu mesut yaşamaktadır. Cinsellik küçük yaşlardan itibaren bir oyun gibidir ve herkes herkesle cinsellik yaşar ve bunun o kadar da bir önemi yoktur. Hatta bu kadar da değil bireyler çalışma saatleri dışında devletin ücretsiz dağıttığı somalar sayesinde tüm dert ve düşüncelerinden sıyrılabilmekte ve haz alemine dalabilmektedir. Yaşlanmanın bile olmadığı bu dünyada açlık, susuzluk ve hastalıktan bahsetmekse tam bir çılgınlıktır. Pırıl pırıl mutlu bireylerin yaşadığı bu dünyanın ilerleyebilmesi için tek gerekense tüketim çılgınlığı ve toplu üretimdir. Ölümse doğanın kanunu olduğuna göre abartılacak bir şey yoktur ve fosfor kaynağı olarak kullanmak toplumun faydasınadır.
Huxley, tüm bunları romanın giriş bölümünde merkezi Londra’da bulunan kuluçkalandırma ve şartlandırma bölümünün müdürü ağzından anlatır. Müdür insanoğlunun biyolojik mühendislikte katettiği mesafeyi meraklı tıp öğrencilerine gururla anlatmaktadır.
Geçelim hikayeye. Londra merkezli Batı Avrupa denetçisi Mustafa Mond alfa artı entellektüel grubuyla merkezde görevini sürdürür. Burda çalışan va alfa artı olmasına rağmen diğerlerinden farklı olduğunu düşünen Bernard Marx sapkın hazlardan tiksinmekte ve yalnız kalmaktan hoşlanmaktadır ve bunlar kimse tarafından hoş karşılanan şeyler değildir. Bunun için daha sonra sürgüne gönderilecektir. Bernard bir gün ayrı-bölgeyi ziyareti sırasında John isimli bir vahşiye rastlar. Annesi ile ilgili durumundan ötürü o ve annesini Londra’ya getirir. Ayrı-bölge ve vahşi kavraları mı ? Dünya devletinin sınırları dışında kalan modernlikten uzak yerler ayrı-bölge, burada yaşayan ve doğumla meydana gelen bireyler ise vahşi olarak adlandırılır. Elektrikli tellerle ayrılmış bu alan doğal kaynakların yetersizliği nedeniyle uygarlaştırılmaya gerek görülmemiş kendi kaderine terk edilmiştir.
Tüm bunlara alışmış ve hayatını bir vahşi olarak geçirmiş John uygar dünyaya adımını attığında ne mi olur ? Önce Londra’dan çok fazla ilgi görür, gözleri kamaşır ve sonra mı ? Sheakespeare’ın adının bile bilinmediği, aşk ve aile kavramının olmadığı bu sahte dünya onun için bir hayal kırıklığı olur…
1984 ile arasındaki farklar mı ?
1984 ün baskıcı totalitarizmine karşılık Cesur Yeni Dünya’nın hedonizm ile sözde özgürlükçü totalitarizmi.
1984de insanın doğru bilgiye ulaşması imkansızken Cesur Yeni Dünya’da enformasyon bombardımanı sonucu insanın duyarsızlaşması söz konusudur.
1984 insanın düşünmesini özgür iradesini sınırlayıp sadece parti için yurttaş robotlar yaratırken Cesur Yeni Dünya ‘mutlu robotlar’ üretir.
1984te yurttaşlar bitmek bilmeyen savaş yalanıyla oyalanır ve yokluk buna bağlanıp geçmişin daha kötü olduğuna yurttaşlar inandırılırken Cesur Yeni Dünya’da açlık,yokluk,hastalık hatta şişmanlama gibi kavramlar yoktur.
En önemli farkı mı bekliyorsun ?
1984 için sadece bir distopya olmadığını söylemiştim. Hala söylüyorum. Ama 1984 ün bir dünya devleti kurmak için fazla bilinçli totalitarizm olduğunu da savunuyorum. Şöyle ki 1984 daha çok baskıcı bir ülke için sağlam bir distopya. Türkiye’nin durumu mesela veya Ortadoğu. Ama bir dünya devleti mi ? Katılmıyorum. Huxley’in distopyasına baktığımda ise daha çok tüketen bi toplum ki günümüzle gayet bağdaşıyor. Günden güne liberalizm adı altında tüketim toplumlarına dönüşüyoruz. İhtiyacın olmadığı halde iyi hissetmek adına alıp kullanmadığın tonlarca eşyayı düşün. Resmin tamamına baktığında sadece tüketerek mutlu olduğunu gör. Belki ‘dünya devleti’ distopya olarak kalıcak. Veya kimilerinin ütopyası. Sonuç ne olursa olsun dönüştüğün şey ‘mutlu tüketim robotu’.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment