içinde

Rusya’nın Hazar Bölgesindeki Politikası

hazar

Rusya’nın sahip olduğu gücün arka planını çözümlemek açısından başlattığımız araştırmanıın üçüncü ayağı olarak Rusya’nın Hazar Denizi / Gölü üzerindeki etkinliğine ve politikalarına göz atacağız.

 

Bölgenin petrol ve gaz potansiyeline bağlı olarak, Orta Asya’daki jeopolitik rekabet, eko-politik rekabete dönüşmüştür. Bu mücadelenin temelde iki amacı bulunmaktadır. Bu amaçlardan biri petrol ve gaz sahalarındaki paylaşım diğeri ise boru hattı güzergâhının belirlenmesidir.[1] Tüm bunlar bölgedeki başlıca petrol yerlerinin belirlenmesi ve bu petrolün dünya pazarlarına transferinde hem bölgelerarası bir çekişmeye ve hem de uluslararası güç rekabetine yol açmaktadır. Bunun yanında bu bölge Rusya Federasyonu için de jeopolitik ve jeoekonomik açıdan önem taşımaktadır. Her şeyden önce Rusya Federasyonu için Avrupa ve Ortadoğu ülkelerine ulaşmak Orta Asya üzerinden oldukça kolay olacaktır. Eski SSCB gerektiğinde kullanmak üzere bölgede iki eski askeri üs kurmuştur. Bu üsler bölgede nüfuz alanı yaratmak iddiasındaki güçlere karşı Rusya Federasyonu açısından hala önem taşımaktadır. Kazakistan; Rusya Federasyonu, Belarusya ve Ukrayna ile birlikte eski Sovyetler Birliği’nin nükleer silahlarını devralan cumhuriyetlerden biri durumundadır.

Doğal kaynaklar özellikle petrol ve gaz açısından bakıldığında, Rusya Federasyonu’nun, bölgenin eko-politikalarını yönlendirmek amacıyla Orta Asya’ya girmeye teşebbüs eden devletlere karşı sert muhalefet göstereceği kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Rusya enerji devi olmak istemektedir. Kurmuş olduğu petrol şirketleri ile AB ülkeleri ve ABD dâhil olmak üzere dünyanın birçok yerinde şirketler almaya çalışmakta, kendi petrol şirketlerini özelleştirmekten kaçınmaktadır. Türkiye-Rusya arasındaki esas rekabet sahası Hazar enerji kaynaklarının hangi güzergâh üzerinden dünya piyasalarına sunulacağıdır. Hazar Enerji Havzası’nı “İkinci Kuzey Denizi” olarak nitelendiren Türkiye, Rusya’nın etki sahasını zayıflatacağı ve kendi siyasi nüfuzunu arttıracağı düşüncesiyle, Amerikan yönetiminin de destek verdiği Doğu-Batı enerji koridorunun ana güzergâh olmasını istemektedir. Türkiye bu hattın gerçekleşmesiyle hem Rusya’nın kontrolü olmaksızın bölge kaynaklarını kendi iç ihtiyacı için kullanmayı, hem de soğuk savaş sonrası dönemde enerji köprüsü haline gelmeyi hedeflemiştir. Bu nedenle Türkiye, Türkmenistan-İran-Türkiye Avrupa devletleri doğal gaz, Trans-Hazar doğal gaz, Azerbaycan-Türkiye-Avrupa Birliği doğal gaz ve son olarak Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan petrollerini taşıyacak Bakü-Ceyhan petrol boru hatlarının inşası için uluslararası arenada yoğun bir çaba harcamıştır.[2]

Hazar enerji kaynaklarının sevki konusunda, Rusya son zamanlarda Türkiye’den daha faal politika yürütmektedir. Bu dönemde Türkiye’nin ekonomik ve finansal sıkıntı yaşaması ve Bush yönetiminin Hazar politikasını netleştirememesi, Rusya Devlet Başkanı Putin’e yeni fırsatlar vermiştir. Mart 2000 yılından bu yana daha kararlı politikalar üreten Putin, Hazar enerji kaynaklarının Batı ve Doğu pazarlarına ihraç edilmesinde köprü rolü oynamayı istemektedir. Eskiye nazaran daha fazla işbirlikçi ve bölgenin gerçeklerine uygun politikalar izleyen Rusya, uluslararası petrol şirketleriyle işbirliği içerisine girerek, uluslararası boru hatlarının en kısa sürede Rusya topraklarından geçecek şekilde inşa edilmesi ve mevcut hatlarında tamir edilerek, kapasitelerinin arttırılması için yoğun çaba harcamaktadır.

Rusya’nın Avrasya’da dış politikasını belirleyen iki önemli unsur petrol ve güvenliktir. Rusya’nın yeni politikasının en temel özelliği, Doğu-Batı enerji koridorunun temel taşları olan Bakü-Ceyhan petrol ve Trans- Hazar Doğal Gaz Hatlarını siyasi ve hukuki araçlar kullanarak engellemek, bu güzergâhların gerçekleşmesini engelleyecek yeni boru hatları projelerini hazırlamak, en kısa zamanda bu projelerin inşasını tamamlamak ve Orta Asya ve Kafkas Devletleri’ne enerji kaynaklarını ihraç edebilecekleri yeni imkânlar sunmak olmuştur. Bu sayede Rusya bir yandan enerji kaynaklarını dünya piyasalarına sevkiyatında avantaj yakalamayı, öte yandan da mevcut Doğu-Batı projelerinin kısa ve orta vadede gerçekleşmesini önlemeyi düşünmektedir.

Rusya’nın Azeri petrollerine ihtiyacı olmadığı halde Azeri petrollerinin kendi ülkesinden geçmesini istemesindeki ve Kafkasya’nın ekonomik ve politik yaşamına müdahale etmek istemesindeki amaç budur. Rusya bölgedeki ekonomik ve askeri varlığını sağlamlaştırmak için “yakın çevre” adını verdiği yeni bir güvenlik politikası oluşturmuştur. Rusya; Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ile ilişkilerini geliştirerek yeni çok taraflı projeler hazırlamıştır. Bu projeler içerisinde Rusya en çok Mavi Akım projesine önem vermektedir. Çünkü Rus Gazprom firması, Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacını karşılamanın yanı sıra Türkiye kanalıyla Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin enerji ihtiyaçlarını karşılamayı hesaplamaktadır.

2002 yılının Aralık ayında başlayan Mavi Akım Projesi Rusya’dan başlayıp Karadeniz’in altından doğrudan Türkiye’nin Samsun Limanı’na ve oradan da Ankara’ya ulaşacak olan boru hattının döşenmesinden ibarettir. Rusya’dan Türkiye’ye doğalgaz satılmasını öngören bu proje aynı zamanda Bakü-Ceyhan hattı konusunda Rusların itirazlarını hafifletmeye yöneliktir. Rusya Mavi Akım Projesi’nin kapasitesini ileriki dönemlerde yıllık 30 ile 50 milyar metreküpe çıkarmayı planlamaktadır.

Özellikle Orta Asya ülkelerinden alınacak doğal gaz, bu hat kanalı ile dünya piyasalarına sunulacaktır. Gazprom yetkilileri, Mavi Akım Projesi’ni, İran ve Türkmenistan hatlarından önce inşa ederek bu hatların önünü kesmeyi de arzu etmektedir. Böylece bir yandan Hazar Havzası enerji kaynaklarının Doğu-Batı hattından dünya piyasalarına akmasını önleyecek diğer yandan Doğu Avrupa pazarını da kaybetmemiş olacaktır. Zaten Doğu Avrupa ülkelerine daha fazla gaz satışı gerçekleştirmek için Rusya Trans- Bulgaristan Doğal Gaz Hattı’nı inşa etmeye çalışmaktadır.

Bu çalışmaların neticesinde Rusya Gazprom firması dünyanın en büyük gaz ihraç eden firması haline gelirken, Rusya Dünya enerji sektöründeki yerini sağlamlaştıracak ve Hazar Enerji Havzası’nın dünya piyasalarına sunulması konusunda Mavi Akım Projesi gerçekleşecektir. Bu piyasaları kontrol altına alan Rusya bölge politikalarında dünya siyasetinde daha etkili hale gelecektir. Bu nedenle Rusya Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin bölgede daha etkin rol oynamasını etkilemektedir.

Albert Çernişev Mavi Akım’ın yakın bir gelecekte Rus-Türk ekonomik ilişkiler kompleksinin hacminde artışa yol açacağını belirtmektedir. Çernişev’in tahlili doğru olmakla birlikte Mavi Akım’ın Türk-Rus ekonomik ilişkilerinin Rusya Federasyonu lehine daha fazla bozulmasını sağlayacağı açıktır. Türkiye’nin proje ile ilgili bazı çekinceleri bulunmaktadır. Ciddi teknik ve mali sorunların yanı sıra Rusya’nın 1999 yılının Ekim- Kasım aylarında Çeçenistan’a yaptığı saldırı projenin Türk yetkilileri tarafından rafa kaldırılmasına neden olmuştur. Fakat bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen Türk ve Rus hükümetleri tarafından programa göre boru hattının Samsun-Ankara kısmı 2001 yılında bitirilmiştir.

[1] Nermin Zahide Aydın, A.g.m. s.214.

[2] http://politikaakademisi.org/bolge-siyasetine-yon-veren-cografya-hazar-havzasi/   [29.11.14]

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın