… düşünce değerli bir şeydi, sonuçlar veren bir şeydi.
— Sineklerin Tanrısı
Konuğumuz Nobel Edebiyat Ödüllü yazar William Golding’den Sineklerin Tanrısı…
Kitaptan bahsetmeden önce, kısaca yazarımızdan bahsedelim. William Golding 1911’de Cornwall’da doğmuş ve eğitimini Oxford Üniversitesinde tamamlamıştır. Golding II. Dünya Savaşı sırasında deniz eri olarak çalışmıştır ve savaşın tüm acılarıyla yüz yüze gelmiştir. Savaş sonrasında yazar Sineklerin Tanrısı’nı zorluklarla bitirmiş ve sancılı bir eser bastırma sürecine girmiştir. Bu iç karartıcı, moral bozucu kitabı hiçbir yayın evi basmak istememiştir. Sonunda kitap basılmıştır ve 1983 yılında, İsveç Akademisi “Gerçekle söylenceyi ustaca birleştiren, insanın ruhsal ve fiziksel boyutlarını derinlemesine inceleyen romancı bu yılın ödülüne layık görüldü.” diyerek Nobel Ödülünü William Golding’e vermiştir.
Sineklerin Tanrısı; Nükleer savaş sırasında bir adaya düşen 6-12 yaşları arasında çocukların hayatta kalma mücadelesini ve bu adada lider olabilmek için neler yapabileceklerini anlatıyor. Kitap insanın fıtratında bulunan iyi olmayı ve kötü olmayı konu edinmiş.
Bu kitabı okurken kimin gerçekten iyi, kimin gerçekten kötü olduğunu anlamaya çalıştım. Gerçekten çocuklar bu kadar kötü olabilir mi, ya da bir çocuk böyle düşünebilir mi diye sordum kendi kendime. Aslında kitap da insanın gerçekten doğuştan mı kötü ya da iyi olduğunu çocuklar üzerinden düşünmemizi sağlıyor. Kitaba ilk başladığımda bir süre durağan ilerlerim, ama sonrasında olaylar öyle bir içine içine çekti ki beni, ne olacak şimdi, diye sora sora bitirdim kitabı. Bir sürü eleştiri konusu olabilecek, tartışılabilecek niteliklere sahip özellikler barındıran bir kitap Sineklerin Tanrısı.
Domuzcuk’u ve Ralph’ı o kadar çok sevmişken, başta Roger ve sonra Jack’den nefret etmiştim.
Kitabı hala okumadıysanız okuyun. Kesinlikle okuyun. Kitabı bitirip, Mina Urgan (Aslından çeviren)’ın inceleme yazısını da okuduktan sonra çok daha net anladım ben kitabı. Size de İş Bankası Kültür Yayınları baskısını öneririm.

Sineklerin Tanrısı’nın bir de filmi var. Onu da izledim ama çok beğenmedim. Kitap ne kadar güzelse, film o kadar sıkıcı geldi bana. Olaylar arasında bağlantı kurulmadan anlatılmış gibiydi. Ayrıca kitapta önemli olan bir konu, filmde çok çok farklı bir şekilde yansıtılmıştı. Sanırım beni filmden asıl soğutan şey de bu detaydı. :/

Nermin
22 yaşında bir İngilizce Öğretmenliği son sınıf öğrencisi ve bir blog yazarı. Bol bol okur, yazar, çizer, fotoğraf çeker ve gezer. En büyük hayallerinden biri; çok mutlu olacağı bir yerde, çok sevdiği bir işi, çok sevdiği kişilerle birlikte yapmak.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment