Modern dönem harikalarından biri de kuşkusuz tüm dünyayı ırk, millet, toprak gözetmeden birbirine bağlayan sosyal ağlardır. Bu tanımıyla ne kadar masum görülse de sosyal medya aslında beraberinde birçok olumsuzlukla birlikte gelir. Her şeyden önce küçük çocukların her kavramı ne kadar içselleştirdiğinin farkındasınızdır, günümüzün bu çocukları sosyal medyasız bir hayat düşünemez oldu. Ağaç yaşken eğildi yani. Yeni nesile bir bakın, sosyal medya adreslerine bir girin göreceksiniz ki ahlak yozlaşması çoktan başlamış. Sosyal medyayı bir pazar meydanı kendi bedenlerini ise pazara çıkmış bir mal gibi sergileyen bay veya bayanlar pinemiş her yerde. Benim yakından tanıdığım ama arkadaşım demeye dilimin varmadığı Mehmet Y. adlı kişi senelerdir sosyal medyada kız avında pusuya yatmış bir durumda. Hani ilk zamanlar bir anlık hevestir geçer diyorsun (bir anlık hevesi bile kötü, hevesi yere batsın) ama bu çocuk onu tanıdım tanıyalı böyle yani 8 senedir filan sosyal medyayı karşı cinse ulaşmada aracı olarak kullanıyor. Hani niyeti ciddi olsa bir nebze derim ama eşya değiştirir gibi sevgili değiştiren, artık hiçbir ayrılığın acısı koymayacak kadar yalama olan bir çocuktan bahsediyorum. Zaten sosyal medyada ciddi bir ilişki peşinde koşan diye bir şey yok bana göre, varsa da milyonda birdir. Ciddi ilişki kararı karşı cinsin attığı fotoğraflarla mı verilir. Ama bizim birtakım azmış erkeklerimiz ve kızlarımız durumu “ciddi” kelimesi ile süslemeyi tercih edebilir. Bahsettiğim o çocuk Badoo madoo her boku bilir ama sorsan güneş sisteminde kaç gezegen olduğunu söyleyemez. İşte bunun gibi insanlar için sosyal medya büyük ve gösterişli reyon. Mal ne kadar kötü olursa olsun reyon göze çarpmayacak türden değil, illa alıcısı çıkar yani. Zaten günümüz dünyası etiket dünyasıdır. Eğer etiketin yoksa senin hiçbir değerin yoktur. Etiketini belirleyen onca gereksiz şey vardır. Bu gereksiz şeyler genelde düşünmeyle değil yapmayla meydana getirilir (yani bir hayvan gibi yaşamak). İşte bu yüzden bu dünya düşünenlerin değil yapanların dünyasıdır. Sen istersen kansere çare buldum diye Facebook’unda paylaş Güneş Sistem’inde kaç gezegen olduğunu bilmeyen Mehmet’in attığı sıradan bir fotoğraftan bile fazla ilgi göremezsin. Benimle sosyal medya arasındaki ilişki de aynı bu şekilde emin olun ki, atomu parçaladım desem millet abaküsüme bakar. Tabii seslendiğin toplumun potansiyeli de çok önemli, hiçbir zaman seslendiğim toplumu yadırgama eğilimde olmadım. Belki de toplumun öncelikleri farklıdır dedim; ama ben her ne dersem diyeyim birtakım şeylere kayıtsız kalmam mümkün değil. Sosyal Medya bizi kültürsüzleştiriyor farkında değil misiniz? Sanırım Latouche şöyle bir söz söylemişti: “Modernleşme dediğimiz şey kültürsüzleşmedir.” Evet, günümüzde bir çocuğun en önemli uğraşlarından biri takipçi sayısını arttırmak, İnstagram’da fame, cool, free gözükmek, kredi kartı yardımıyla like’ları arttırmak, çeşitli takipçi hileleri yapmaksa bana kimse sağlam kalmış bir kültürün varlığından söz edemez. Hepimiz canlı birer etiket haline geldik. Benim 14 yaşındaki yeğenim sosyal medyanın sırlarını benden daha iyi bildiği için sanki iki kitap basan oymuş gibi benden daha fazla ilgi görüyor. Zaten kişinin sosyal medyadaki durumuna bakıp o kişi hakkında bir genel bir yargıya bazı durumlar istisna olmak kaydıyla ancak aptal insalar varabilir. Çünkü sosyal medya çoğu zaman kediyi aslan, aslanı da kedi gibi gösterir. Sosyal Medya sosyal olmayan insanların da en iyi kurtarıcısıdır aynı zamanda.

erdil-yaşaroğlu-640x420.png

Bir aralar her Facebook’a girip milletin paylaşımlarını okuduğumda kendimi dahi milleti ise idiot olarak görmeye başladım. Çünkü inanın dikkatli bakarsanız her paylaşım alttan alta çok yoğun şekilde bir ego barındırıyor. Ya Allah aşkına bir düşünün, sizce Facebook’ta gitmiş olduğu bir yeri paylaşan birey sizce bunu hangi amaçla yapmış olabilir? A. O yeri çok beğenmişti ve sizin de oraya gitmenizi size öneriyordur. B. Evde olamayacağını o yüzden boşuna kapısını çalmamanızı söylemek istiyordur. C. Birisi onu buna zorlamıştır. D. Gittiği mekanı sosyal medyada ünlü etmek istiyordur. E. Bunların hiçbiri değildir, kendi egosunu tatmin edip içindeki hayvansı bencilliği modern yöntemler ortaya koyuyordur. Evet, cevap E şıkkı. Çünkü her insanda adeta bir temel ihtiyaçtır “kendini tanıtma” gereksinimi. Tabii biz bu gereksinimi “kendini tanıtma” gereksinimi olmaktan çıkarıp “kendine tapındırma, kendini ilahlaştırma” gereksinimi haline getiriyoruz. Bunun da nedeni bir diğerine olan kıskançlığımız ve özentimizdir. Bu kendimiz olarak başladığımız yola “kendini kanıtlama” olarak devam etmemize neden olur. Oysa sosyal medyada harikalar yaratan çok arkadaşım var yanyana geldiğimizde sosyal medyadaki hayatından eser yok. Zaten sosyal medya sahte gülümsemeler fabrikasıdır. Orada herkes mutludur, ben hiç görmedim ağlarken bir fotoğrafını çekip Twitter’a, İnstagram’a atan. Orada herkes çok güzel ve yakışıklıdır, ben hiç çirkin olduğu bir anın fotoğrafını atan görmedim. Sosyal medyada herkes çok mutlu, herkes geziyor, herkes yakışıklı, herkes güzel, herkes çok faal… Durum böyle olunca kendi hayatını sorguluyorsun haliyle (bu benim başıma hiç gelmedi ama bu durumu yaşayan tanıdıklarım var). Sosyal medya bu derece içselleşmeye devam ederse bir Sosyal Medya Bakanlığı kurulması gerekebilir.

sosyal-medya-bagimliligi-iyi-mi-kotu-mu4bb08544bd.jpg

Ben sosyal medyayla çok haşır neşir olan biri değilim, zaten sadece Facebook’um var. Birkaç defa bir arkadaşım kitabımın reklamını yapmak ve birilerine ulaşmak için Twitter açtı (ben kullanmadım) ama sonrası fiyaskoydu. Facebook’ta da ayda yılda bir paylaşım yaparım. Boş vakitlerde (yaz tatillerinde) paylaşımlarım biraz artabilir. Paylaşımlarda kendimi övmeyi, kendimi ön plana çıkarmayı sevmeyen biriydim. Düşünün yediği yemeği paylaşmak yerine yediği yemeğin fotoğraflarını paylaşan bir toplulukta ben kitap basıyordum ve kitabımı Facebook’ta paylaşmaya utanıyordum. Neden mi, çünkü sanki millete kitabımı alın dercesine onlardan para koparmaya çalışıyormuş gibi bir hisse kapılmalarından korkuyordum. Ama bu düşüncelerimi sonraları yenmeye başladım. Kız arkadaşımla Faytona binişimizi, sandal turumuzu, üniversiteden aldığım yüksek onur belgelerini paylaşır oldum Facebook’ta. Tabii paylaşacaktım, millet kafasına taktığı yeni bir tokayı paylaşırken, kulağına küpe geçiren bir 25 yaş ergeni küpeli kulağının fotoğrafını çekerken,koluna dövme yaptırıp dövmeli kolununun fotoğrafını İnstagram’a yükleyenler varken benim , aldığım yüksek onurların paylaşılması çok masumca değil mi sizce de. Hele ki bira şişeleri ile bir fotoğrafı sosyal medyaya yüklemek kadar ağır bir ergenlik olamaz herhalde. İşte ben bunların içinde istediğim paylaşımı yapma hürriyetine sahibim. Tabii biliyorum ki sosyal medya çevrem için paylaştığım başarılarımın bir anlamı yok. Çünkü popüler kültür bize başarıyı değil, güneş gözlüklü fotoğrafları aşılıyor. O yüzden eminim ki kıçımın fotoğrafını çeksem bastırdığım kitaplardan daha çok dikkat çeker sosyal medyada. Çünkü popüler kültür şunu da der “eğer biri daha genç yaşında kitap bastıysa, o kitabı okumayın çünkü o edebiyattan ne anlar.” Edebiyat dünyası sosyal medyada adeta birtakım şahısların eline geçmiştir. Afedersiniz ama bir boka benzemeyen ve hiçbir derinliği olmayan sözler sosyal medya kartelleri sayesinde kişilerden kişilere yayılırken sen istersen dünyanın en manalı sözünü paylaş yine de önyargılardan dolayı ilgi görmezsin.

doktorhipnozrenklibüyük.jpg

Yukarıdaki paragrafta güneş gözlüğünden söz açılmışken, ben güneş gözlüğü denilen icadı çok uzun süreler kullanmadım, kullanamadım. Çünkü bana çok havalı geliyordu. Bir insanı adeta başka bir insan haline getiren sayılı şey vardır bu hayatta, bana göre bunlardan biri palto diğeri ise güneş gözlüğüdür. Ben beni havalı yapacak tüm giysilerden ve eklentilerden hep uzak durdum. Zaten güneş gözlüğünün de güneş için takılmadığını anladığımda güneş gözlüğüne olan uzaklığım da arttı. Çünkü kapitalizmin ve popüler kültürün daha fazla oyuncağı olamazdım ben. Düşünsenize, benim bir arkadaşım var ve yabancı dil öğrenmek çok istiyor ama bir kursa gitmiyor çünkü kursun 2.500 Liralık bir ücreti varmış ve bu ücret ona göre çok fazlaymış. Fakat çocuğun telefonu zaten 2.500 Liradan aşağı değil. Ne özelliği var bu telefonun diyorsun, su geçirmiyor diyor, sanki dalgıçmış da denizden hiç çıkmıyormuş gibi. İşte bizim kendi kendimize aşıladığımız bu. Tabii her yer yeni ürün reklamları ile dolu, sen de bir ortamda diğer bir arkadaşının telefonunu görünce kıskanıyorsun haliyle, o arkadaşın bir de oturduğu masaya telefonunu koyup gözüne sokuyorsa. Allah şahidimdir ki hiçbir zaman böyle bir şeyi kıskanmadım, ben her zaman üstünlüğü akılda ve asalette gördüm. Birgün o kişinin telefonundan daha iyisi çıkacak ama o kişinin beyninden daha iyisini yapıp o kişinin beyni ile değiştirmeyecekler. Herhalde üniversitemdeki öğretim görevlileri de böyle düşünmüş olacak ki eski kuşak olan çoğu hocamın telefonları gösterişsiz, şatafatsız telefonlar (oysa maaşları da iyi). Zaten nitelikli insanlar sosyal medyada fazla zaman harcamaz. Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarına bakın, onların hesaplarını kendileri kullanmıyordur onlar adına bir başkası kullanıyordur. Kendileri kullananlar ise seyrek ve can alıcı paylaşımlar yapma, topluma faydalı olma gayesiyle hareket ediyordur.

large.jpg

Azınlıkların çoğunluğa şekilde verdiği bir dünyada Oscar Töreninde mavi kaka yapsalar o günden sonra mavi pislemek moda olur. Çünkü yapılacak şey de kalmıyor artık, insanlar çok hızlı tüketiyor. Her şeyi tüketiyor insanalar, tabii duyguları da. Mesela zombi figürü Batıda çok tuttu, vampir figürü de çok tutmuştu; ama artık zombi ile ilgili de vampir ile ilgili de çok fazla kitap yazıldı, film ve oyun yapıldı. Artık zombileşmiş vampir diye yeni bir figür yaratırlarsa bu tüketim çılgınlığı alemine, şaşırmamak gerekir. Sonuçta soğuk çay, soğuk kahve gibi ürünler de bunun gibi bir nedenle ortaya çıkmadı mı? Soğuk çayı ısıtıp içileceğini sanan insanlar oldu bir aralar. Neden bunları anlatıyorum, çünkü sosyal medya dediğimiz olayda da artık her şey bitince yeni arayışlar ortaya çıkacak ve yeni tehlikelere zemin hazırlayacak. Özellikle de şirketlerin birbiri ile olan rekabeti yeniliği kaçınılmaz kılıyor. Fakat yeni gelen eklentiler çoğunlukla toplum ahlakını bozacak cinsten oluyor. Mesela Facebook’a eklenen Avataria adlı bir oyunda ne cinsel muhabbetler dönüyor bir bilseniz. İşte bunlar belki de daha bir başlangıçtır. Yusuf Kaplan’ın da dediği gibi belki de 15-20 sene içerisinde bazı şeylere dur demezsek artık hiçbir şeyin telafisi olmayacak. Bir avm’ye gidip gençleri bir göz ucuyla süzün, Maaşallah hepsi Justin Bieber klonu gibi. Birileri bu gençlere özgün ama sınırlı olmayı öğretmeli. Özellikle de sosyal medya alemi tüm insanları kendi kendinin artisti yaptı. Bir yerde ufak çaplı bir patlama oluyor. Patlamaya 300 km uzaktaki adam bile Facebook’ta güvende olduğunu bildiriyor. E herhalde güvende olacaksın, Atom Bombası atmadılar ki. İşte bunların kaynağında kendimizi öne sürmekten başka bir his yatmıyor. Bu kadar nefsimizi güçlendiren bir alandır bu sanal alem dedikleri. Hiç unutmam bir keresinde görecelikle ilgili çok önemli bir iddia ortaya attım Facebook’ta ve bu iddiama 1 beğeni geldi. Bir arkadaş ise Facebook’ta “naber millet” yazmış 400 küsur beğeni geldi. Artık dayanamayıp o arkadaşıma sordum bunu nasıl başarıyorsun diye. Bana ne dedi biliyor musunuz: “Ben herkesin durumunu beğeniyorum herkes de benim durumumu beğeniyor. Senin herkesin durumunu beğenmen gerekiyor onlar da seninkini beğenecek, bu karşılıklı olan bir şey genelde.” Gerçekten de ben kimsenin durumunu beğenmem öyle çok fazla, zaten anasayfada dolaşan biri değilim. Bir gün denedim ama bu taktiği, hemen de etkisini gördüm. Durumunu beğendiğim kişiler benim upuzun bağlantılarımı beğeniyorlardı. Eminim ki okumadan beğeniyorlardı. İşte böyle yapmacık, sahte, iğrenç bir şey sosyal medya.

Muhammet Bora Candan
Kendisi 1993 Samsun Çarşamba doğumludur. Uludağ Üniversitesi Uluslararası ilişkiler, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Adalet Bölümlerinden mezundur. Şu ana dek iki adet kitap bastırmıştır (Körün Rüyası ve Sonsuzluktan Bir Adım Öncesi).

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment