in

Teoman’a Vurup İpek’i Ağlatmak

dağınıklık

Çemberin orta yerinde
Bir ipte
Salınıvermek:

Çimenliğe koşup ağladığımı hayal ediyorum. Şu yayıntı şu haftalardır bir köşede duran tas ve leğen… Kokular, sesler… Sesler kafamın içinde! Yıkanmaya bile eriniyorum. Gece çöküyor. Teoman, bileklerini sıvayıp işe koyulacak. Şu tası da alsa bari şuradan! Alsa neye yarar? Olsun, sinirimi bozuyor. Oturduğum divan çökmek üzere. Teoman’a söylesem bunu da hallediverir; fakat kalkmam gerek. Beceremem.

Elimde kağıt kalemle yalnızca oturuyorum. Günler boyunca tek yaptığım bu. Üşengeçlik değil. Daha farklı. Teoman “Bir nevi patlama.” diyor. Yıllar boyunca, tüm kokuşmuşluğunu kabullenip iş hayatımda durmadan tırmanmaya çalıştım. İnsanların birbirini ezme çabası… Hayatın böyle olduğunu söyleyip bunu meşrulaştırma gayretleri… Bir nevi patlama! Patlama tabii!

– Şu tası da al şuradan Teoman!

Yazık, niye bağırdım ki çocuğa şimdi? Bazen bilinçsizce davrandığımı hissediyorum. Hayatın çirkinliklerini fark edip bir köşeye çekilmek, belki bir parça “delirmek” normal değil mi? İnsanlar nasıl böyle mutlu nasıl böyle huzurlu olabiliyorlar? Göz yummak… Evet, şu göz yummak meselesi!

Teoman’ı yıllardır tanıyorum. Yalnızca beni sakinleştirmekle, mutlu etmekle görevliymiş gibi yaşıyor yıllardır. Her tavrıma her abes hareketime sabrediyor. Teoman, evet işte o da göz yumuyor. Ne kadar onursuz! Ne yani? Sırf benimle ilgileniyor diye ona merhamet mi göstermeliyim? Kimin umrunda! Ama… Ama ya beni terk ederse? Yapayalnız kalırım o zaman. Sanki şimdi çok kalabalıkmışım gibi… Terk etsin, ne olacak! Zaten göz yumuyor bana. İğreniyorum ondan!

– Teşekkür ederim Teoman. Çay da koyar mısın?

***

Ve inatçı
Ve kasvetli
Havayı asıvermek
Balkon demirlerine:

Böyle hayat olmaz olsun, diyerek acılarımdan kurtulamıyorum. İpek, beni günden güne eritiyor. Her şeyi tüketiyor, umrunda değil! Durmadan bir şeyler yapmaya çalışmak, bir an olsun düşünmeye fırsat bulamadan öteki işe ve öteki her şeye koşturmak… Bazen, keşke o kirli hayatında çırpınmaya devam etseydi, diyorum. En azından bir işe yaradığını hissederdi. Kokuşmuş-muş! Yıkanmaya bile erinen birinin edebileceği son şikayet olmalı bu. Öyle değil mi?

– Tamam, tası da alırım tabii İpek.

Bas bas bağırmak, içimi dökmek istiyorum ama nafile. Evin orta yerinde duran o iğrenç boşluktan geçmiyor sesim. İpek’i tanıyalı yaklaşık yedi sene oluyor. Biliyorum, bunlar zor zamanları; fakat ne kadar böyle devam edecek? Bana kolay mı sanki? Burada, hemen bırakıversem onu, yapayalnız kalacak. Ben çok farklı bir durumdaymışım gibi… Hayatımı tükettim.

– Çayı da kalk kendin koy İpek!

What do you think?

1 Beğeni
Upvote Downvote
Okur

Written by Egemen Zeytinci

Yıllık üye

Bir cevap yazın