Kaybolsam, karışsam akan bir nehrin sularına. Belki orada daha güzeldir her şey. Burası karanlık, burası acı dolu, burası paramparça olmuş cam kırıklarıyla örtülü. Nerede kaldı bizim o pervasız gülüşlerimiz, hüzünle karışık ruhlarımızın güneşe bakan yüzü? Benzemiyor ruhlarımız, hepimiz farklı zamanlara karışmışız. Önce umutlar öldü sonra ruhlar. Sahiden önce ruhumuz mu ölür yoksa ruhumuzdan önce yitirdiklerimiz mi? Bilmiyorum çünkü hak etmiyordu, kimse hak etmez. Genç bir kızın hayatından bahsediyorum dostlar; hayallerinden, umutlarından, karıştığı insanlardan, yitirdiklerinden, yaşadığı ve yaşayamayacağı günlerden… Kim bilir nereye yetişiyordu… Bedeni savrulduğunda ruhu da savruldu bilinmeyen yerlere. Karşıdan karşıya geçerken neyin telaşındaydı aklı? Ya da kimdeydi? Önümüzdeki günlerde olacak sınavlarda, okul bittiğinde ne yapacağında… Heyecanlıydı Zehra, hayallerindeydi.

Zehra okul yolunda öldüğünde karşı kıyıya geçmek için adım atmıştı, adımları yarım kaldı. Tek başına sallanıyordu o sandal, parçaları bile kayıp şimdi. Kaybettiklerimiz bizlere el sallıyorlar bulanık sulardan, bizse bakıyoruz ardından onların silinmiş yüzlerimizle. Sıradaki kim? Sıradakini hangi yüzümüzle uğurlayacağız? Bir bir atlıyoruz uçurumdan göze aldıklarımızla, rüzgarın savurduğu yaprakları takip ederek.

Zehra öldüğünde karşı kıyıya geçmek için adım atmıştı, adımları yarım kaldı.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment