Huzurevi

Okuma Süresi: 2 dk

Bugün bir huzurevine açılıyor penceremiz. İçinde ömürlerinin son demlerine kadar anne, baba, eş, çocuk belki de daha fazlası olabilmeyi başarmış insanların bulunduğu, adının aksine onlar için huzurun çok da uğramadığı bir yer burası.

Önce aydınlık yüzler karşılıyor bizleri. Oysaki derinlere indikçe değişen hayatlarına daha yakından tanık oluyoruz. Ellerinde geçmişi unutturmayan izler, gözlerin de ise bir tebessüme ya da dokunuşa olan bekleyiş! Bir saat sonrayı, yarını, aylar sonrasını değil ellerini tutacak bir çift eli, sevdiklerini, onlara güzel günleri hatırlatacak birilerini bekleyiş! Yürekleri küçük bir çocuğun ki gibi kırılgan ve bir o kadar da masum. Yaşadıkları onca şeye rağmen dudaklarından dökülen şükür dolu cümleler ve dualar hayatta insanın ne mühim varlık olduğunu bir kez daha seriyor gözlerimizin önüne. ‘Bizden geçti yavrum’ diyor birisi, bir diğeri ‘Hayatta kimseye kendinizden fazla değer vermeyin evladım’ diyor belki de içimizin en büyük acısını dile getirirken.

Unuttuğumuz şeyleri tüm gerçekliği ile bize hatırlatıp iyi, kötü demeden paylaşıyorlar anılarını. Gençliklerinin toz tutmayan siyah beyaz fotoğraflarını çekmecelerinden çıkarıp gösteriyorlar. Özenle yerleşen çerçeveler de ise çocukları, torunları.. İsimlerini sayıp dillerinden dökülün güzel cümlelerle bizleri benzetiyorlar onlara. Hayatın bin bir türlü haline rağmen tek bir tebessümle aydınlanıyor gözleri. Beraber uyudukları odalarında birbirlerinin en iyi güvencesi oluyorlar belki. Kimi zaman anlaşamasalar da aynı pencereden bakıyorlar hayata, aynı sofrayı hatıralarından uzakta bu kez farklı insanlarla paylaşıyorlar.

  Unutamadıkları, yerini dolduramadıkları şeyler de geliyor akıllarına.’Ah kızım 20 yıl oldu öleli ama sanki şuradan çıkıp gelecekmiş gibi’ diyor Sevim teyze eşinden bahsederken. Yağmurun toprağa karıştığı gibi karışıyor anılarını anlatırken gözyaşları..

Paylaşmayı unutturmayan dostları kapı önlerinde, masa altlarında bekliyor onları. Zamanın bir türlü geçmeyişine, merhametsizliğe, telefonlarının çalmayışına sessiz çığlıkları ile karşılık veriyorlar. Karanlıktan kurtuluş olarak gördükleri ve kimi zaman imrendikleri ölümü her gün biraz daha hatırlayıp, her güneşin doğuşunda biraz daha unutuluyorlar sanki gözden çıkarılmış bir eşya gibi.

Ama biz unutmayalım !

Çünkü;
Her şey için geç olmadan yaşayabilmeyi, vicdanın merhametin sadece dilde değil yürekte de taşınması gerektiğini, kalıcı olan tek şeyin ise içten bir tebessüm ve sevgi olduğunu bir kez daha hatırlatıp; bize o pencereden bakabilmeyi öğrettikleri için onlara MİNNETTARIZ.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Yorumlar

Bir cevap yazın

Yükleniyor...

0