in

Tanımak mümkün mü?

Okuma Süresi: 4 dk

Yaşama anlam yükleyen, değerler yaratan ve renkli dünyalarına renk katan insan, doğanın gizemli yaratıcısıdır. Güzellikleriyle, doğal davranışlarıyla, yaşamın tüm cümbüşünü içinde barındırır. Sürpriz dolu anları yansıtan, olmadık yerde olmadık yüzleri açığa çıkaran ve ilginçliklerle çevresini kuşatan, mozaik ruh hali neden sorusunu sormayı istemez. O mozaik ruhu hiç tereddüt etmeden yaşamak ister. Zihninde, yüreğinde neden bunu istiyorum diye sormak aklına gelmez. Anlık duyguların kutsallığına inanan bir düşüncede olması ve bunu değiştirmeden devam etmesi neden sorusunu uzun süre soramayacağı anlamına gelir. Başlangıçlar, ilk heyecanlar onu renkli dünyalara ve renkli hayatlara götüren bir yolculuk halini almış olur. Nereye gittiğini bilmeyen, belki de sonu çıkmazlara sürüklenecek bir yolculukta kendini tuhaf da olsa güvende hisseder. Sanki hiç inmeyecek gibi yolculuğun sonsuz olduğunu düşünür. Bazen keşkelerle, bazen küçük mutluluklarla, bazen de acı dolu haykırışlarla yolculuğun tüm ayrıntılarını yaşar.

Acaba bir çıkmaza sürükleniyor olabilir mi? Muhtemel yanıtlar evettir. Çoğu yolculuklarımız çıkmaz bir sokakta son bulmakta ve kendini arayan eşsiz insan yarım kalan serüvenini başka yolculuklarda arayarak telafi etmek ister. Bu anlayış doğrultusunda insanlar ya yaşayabildikleriyle ya da yaşayamadıklarının gölgeleriyle kendini teselli etmek ister. Tuhaflıklarının, iyiliklerinin ve ütopik fikirlerinin bir sınırı olmadığını düşünür. Her zaman aynı yönde gideceğini ve bunun hiç değişmeyeceğini düşünerek kendini alıştırmaya çalışır. Boşlukta yürümeyeceğini sanır. Kaf dağının ardını göreceğini umut eder. Öyle ya bir anlık fikirsel ve duygusal çözülmeyle her şeyin yerle yeksan ettiğini anlamadığı için kendi içinde yargılar silsilesini oluşturup durur. Bütün-parça ilişkisini görmezden gelerek diğer insanların da aynı biçim ve formda olduklarını düşünür. Karşısındaki bireyin bazen ne demek istediğini anlayamaz duruma gelir. Anlamaması kötülüğünden veya karakterinden dolayı değildir. Sadece şartların manevi baskılarından etkilenerek iyi düşünmemesinden kaynaklı bir durumdur. İnsan-yaşam birlikteliği basit bir ikilem olamaz. Sürekli iletişimde olduğunuz bir insanla ani kararlar alıp iletişim yollarını tıkarsınız. Bu kararı bazen karşınızdakini düşünmek adına veya kendinizi tanımak için alırsınız.

İnsan, fikirlerini, bilgilerini geliştirmek ister. İletişimde olduğu insandan öğrenebileceği, öğretebileceği konular her zaman mümkünken nasıl iletişim kanalları tıkanabilir? Hangi yönden düşünürseniz düşünün ama yaşamın her alanında çıkar ilişkisinin olduğunu unutmayın. Bu çıkar ilişkisi düşündüğünüz diğer ilişkilerden tamamen farklıdır. Birbirlerini geliştirmek isteyen iki ruhun ve iki varlığın birlikteliğidir. Tamamen bilgi ve mantaliteyi esas alan bu iletişim birlikteliği her iki tarafın eksikliklerinden dolayı bir kopuş derecesine gelmiştir. Yine yanılmamıştım. Sürekli düşünceli, karşı tarafın isteklerine göre hareket eden bir bireyin eninde sonunda bir kıvılcımı olacaktı. İlk heyecan, durdurulamayan zihinsel bilgi boşalımları zaman ve mekan uzaklığından dolayı monotonlaşmaya başlarken taraflar huzursuzluğu içten içe hissetmeye başlamışlardı. Tek bir hatadan kaynaklı olarak doğan içsel zihin boşalımı geçmiş tüm paylaşım ve anıları görmezden gelerek iletişimde olduğu kişiye hakketmediği davranışları gösterebilmiştir. Bir insanla iletişimini koparmak isteyebilirsin, fikir alışverişi yapmaktan vazgeçebilirsin ama onu kıracak biçimde yapamazsın. Kişisel olarak hiç bir zaman kin ve nefretle insanlara yaklaşmadım. Çok konuştukları için kimseye sen çok konuşuyorsun demedim. Çok konuşanlardan nefret ederim gibi bir cümle kullanmadım. İnsanlara karşı hep hoşgörülü olmaya çalışırken bu gibi durumlarla karşılaştığım için beni gerçekten düşündüren ve sorgulatan durumların olmasına neden oldu. İnsan kötü olaylar yaşayabilir, hayat karşısında zorluklarla karşılaşabilir. Bu zorlukları yaşayan insanlarla sohbet ederken müthiş bir empati yeteneğinizin olduğunun farkında mısınız diye tepkilerde bulunarak onların şanslı olduklarını hissettirmeye çalışırım. Her zaman böyle bir düşünce içerisinde oldum. Bilgi dediğimiz olgu ise bambaşka bir olay bambaşka bir durumdur. Bilgi okyanusun bir damlası gibidir. Sonsuz ve sınırsızdır. Aklımızın, zihnimizin hayal bile edemeyeceği genişlik ve derinliktedir. Düşüncelerim ilerlemiyor, gelişmiyor, yeni bilgiler öğrenmiyorum diyerek iletişimini koparan bir insanın iyilik ve kötülüğünü tartışmak doğru değildir. İyi yada kötü olduğu için değil modern yaşamın şartlarında farklı bir karar alması gerektiği için böyle bir durum gelişmiştir. Mutlu olan bir yazar yazı yazamaz. Yaşadığı deneyimler sadece mutlu anlarla sınırlı kalamaz. Sevinçler, mutluluklar, acılar ve hüzünler bir bütünlük içerisinde yaşamı yansıttığı için yazarlarda bu bütünlükten beslenir. Bu bütünlüğü zihinlerinin potasından eriterek ve yoğunlaştırarak yazılarını yazarlar. Şartların getirmiş olduğu alışkanlıklar bazen insanı yazmak konusunda engelleyebilir. Böyle durumlarda insanlar sıradanlaşır diyebilir miyiz?Kişisel olarak hayır cevabını verebilirim. Ama sizin ne düşündüğünüzü bilemem. Yazmış olduğum önceki yazımda da bunu dile getirmiştim. Farklılıklar konusuna değinmek gerekirse ki değinmek yararlı olacaktır.Hepimizin bildiği üzere insanların fizyolojik olarak ve düşünsel olarak farklı özellikleri vardır. Her insan farklı olarak yaşama merhaba dediği için dünya renkli, dünya güzel ve dünya yaşanılabilir durumdadır. Bütün toplumları oluşturan biz bireylerin farklı olmadığını söyleyecek bir insan bile bulamazsınız. Hani olur ya biri bir istisna olup çıkar ve farklılık diye bir şey yok dediğini varsayalım. İşte o biri söyledikleriyle bile yine farklılığı ortaya çıkarmış olacaktır. Çünkü; farklı insan yoktur diyerek farklı bir söylem geliştirmiş olur. Herkes farklı olmanın aynılığında değildir. Farklı olduğu için aynılık hükmünü koruyamayacak bir kelimeden öteye gitmez. Farklı insanları tanımak, konuşabilmek yaşamın en güzel yanıdır. Dünyanın her hangi bir yerinde bizi bekleyen ufku açık, yüreği güzel insanların olduğunu bilmek yaşamı sevmenin en saf güzelliğidir. Vazgeçilmez dediğimiz insanların olabileceği gibi vazgeçilen insanlarında olabilirliğini unutmamak gerekir. Kişisel olarak vazgeçilmez olduğumu düşünmediğim için insanların sevgisine ve iyiliğine inanırım. İnandıklarımın peşinden gittiğim sürece yaşamım anlamlı olacak. Tanımak Mümkün mü sorusunu sorduğum sürece yaşamım değerli olacak.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın