Bir Çarpıntı Meselesi

Okuma Süresi: 4 dk

Bulsam*

“Tek ihtiyacım olan şey, bir deniz kıyısında sabaha kadar oturup, olanı biteni gözden geçirdikten sonra kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmek.” der Sait Faik. Bir deniz kıyısında oturup düşündüğümde bu söz gelmişti aklıma vakti zamanında. Olan biten tam olarak nerede başlamıştım hatırlayamıyorum bile. Hatırladığım ilk anım komşumuzun balkonunda o güne kadar oyun arkadaşlarımdan olan birinin bana beni sevdiğini haykırışıydı. İlk olarak etrafı kolaçan ettiğim gözümün önüne geliyordu sonradan düşündüğümde. Hem çok utanmış hem de gülüp geçivermiştim. Çünkü sevmenin haykırmakla alakası olmadığını düşünüyordum. Sevmenin sadece sevmekle alakası vardı. Bağırmalara gerek yoktu. Bağırmalar dünyaya kendini ispat etmekle alakalıydı belki de. O zaman düşündüklerimin farkında bile değildim; yaptığım şeyleri yapmam gerekiyormuş gibi geliyordu. Sonra biz oyun oynamalara devam ettik; ben duymamış gibi yaptım o da bağırmamış gibi yaptı. Yavaş yavaş birlikte oynadığımız oyunlarımız azaldı, eskisi gibi birlikte bir şey yapmadık, komşuların kapı zillerine basıp kahkaha atmadık, dedemden gizlice yediğimiz erikleri benim için ağaçlardan toplamadı. Bilmiyorum belki de benden vazgeçmişti o zaman ben farkında değildim. Ama çok şey değişti o bağırmadan sonra. Çocukluğum elimden gitti, gülüp eğlenmelerim.. Ama o zaman da şimdi de düşündüğümde ilk kalp çarpıntım ya da ilk üzüntüm -en azından aşk ya da sevmek adına her neyse işte- o değildi. Sanırım sadece çocukluğumun ellerimden kayıp gitmesi beni üzmüştü. Birde çıkamadığım o ağaçtan toplayamadığım erikler.. Ama o zaman bile bunun ilk kalp çarpıntısı olmadığını biliyordum. Bırakın aşkın ne olduğu hayatın kendisinin dahi farkında değildim. O güne kadar yetiştiğim küçük çevrem, bana hiç zorluk çıkarmamıştı çünkü. Tek sıkıntım sokağa çıkıp arkadaşlarımla oynadığım oyunların azlığıydı.

Sonra gün geldi çocukluk arkadaşım  mahalleden taşındı. Ben lise telaşlarına buldum kendimi. Yaşadığım şehirdeki en iyi liselerden birine girebilmek için sınav odaklı bir süreç geçirdim ve istediğim liseye de gittim. 2009 yılında ilk heyecanımı hatırlıyorum ama. İlk kalp çarpıntım.. O yıl liseye yeni başlamıştım. Gittiğim lise binası ilk olarak bir hastane olarak inşa edilmiş vakti zamanında. Ancak şehir merkezine olan uzaklık göz önüne alındığında uzak bulunmuş ve liseye dönüştürülmüş. Üç katlı bir binaydı ve merdivenler ile asansörün yanı sıra binanın içinde rampa vardı. Tabi yeni ortam, yeni arkadaşlıklar derken vakit geçti. Bende nasıl utangacım hala ama.. Arkadaşlarımla falan konuşamıyordum rahatlıkla. Üst dönemdekileri ayakkabılarından ayırt etmeye çalışıyordum. Liseye hazırlanırken gittiğim dershaneden tanıdığım bir – iki kişi vardı; onlar sayesinde de kalabalık bir arkadaş grubu edinmiştim. Neyse gel zaman git zaman üç dört ay kadar bir süreç geçti. Bir öğlen en alt katta bulunan kantine gitmek için orta katta rampanın dibinde arkadaşlarımı bekliyordum X ve Y kişileri ile birlikte. Kafamı çevirdim en üst kattan inen bir grubun ayakları geçti gözümün önünden. İçlerinden birinin ayakkabısı o kadar hoşuma gitti ki; o ayakkabı hala gözümün önünden gitmez. Açık gri arka planın üstüne siyah,beyaz ve kırmızı çizgileri olan bir spor ayakkabıydı. Beşiktaş delisiyim tabi o zamanlar. Döndüm ve X ile Y’ ye ayakkabılara aşık olduğumu söyledim; gülüştük. Sonra o grup yanımıza doğru geldi ve ben cidden çarpıldım! İçlerinden biri gülüyordu; çikolata rengi gözleri kısılmıştı ve içleri pırıl pırıldı. Ki o göz rengi bildiğimiz bir kahverengiydi; benim gözlerimin yansıması gibiydi. Abartılacak bir tarafı da yoktu üstelik. O zaman nefes alamadığımı hala hatırlıyorum. Ben kitlenmiş onlara -daha doğrusu Çikolata Gözlü’ye bakarken- önümüzden geçtiler. Arkadaşlarımın seslenişlerine cevap veremedim bir süre. Sonra döndüm ve “Ben cidden çarpıldım!” dedim. Çünkü gerçekten o an çarpılmıştım ve ben ben gibi değildim. Ama aynı zamanda da bendim. Tüm öğle molamı Çikolata Gözlü’yü gözeterek geçirdim ama bir sonuç elde edemedim. O görüşümden sonra birkaç gün karşılaşmadım onunla. Sonra bir gün hiç ummadığım bir zamanda başıma gelenin tesadüf mü tevakkuf mu olduğunu hala çözemedim çünkü. Okul çıkışı bindiğim servise son anda yetiştim. Servistekilerin arkadaşları da şehir merkezine gidebilmek için binmişler servise; ayakta kaldım tabi. Koştur koştur geldiğim serviste kafamı bir kaldırdım ve dan! Çikolata gözlü; koşarak gelene yani bana bakıyordu.  O gün o gözlerin güzelliğini de başka bir kokunun unutulamayacağını anladım. Aradan zamanda geçti; anılar da birikti. Çikolata Gözlü son sınıftı; ayrılacaktı o sene. Okul basketbol takımındaydı, hep hayalini kurduğum gibi Beşiktaşlıydı, sınıf katlarımız farklıydı derken onun hakkında bir şeyler öğrendim. Başka bir sınıftan olan arkadaşımın beden eğitimi dersinin olduğu gün ilk kez utana sıkıla Çikolata Gözlü’yle konuştum. Telefonunu unutmuştu soyunma odasında; öğle vakti arkadaş grubuyla yine gülüyordu giriş kapısının yanında. Benim kalabalık arkadaş grubumdan çok kimse bilmiyordu Çikolata Gözlüyü. Bilen nadir kişiler vardı. Telefonu bulan arkadaşım biliyordu onu; telefonu bana verdi.  Gittim yanına, kendimi tanıttım ve telefonunu bulduğumu söyledim. Beni servisten olan arkadaşı sayesinde hatırladığını söyledi. İyi olup olmadığımı sordu. Gülümseyerek teşekkür etti. Arkadaşlarımın yanına döndüğümde suratımdaki ifadeden ve kızarıklıktan hepsi anladı. Hepsi Çikolata Gözlü’yü öğrendi. O gülümseme hafızamdan silinemedi bir türlü sonraki zamanlarda. Basket maçları başladı; deli gibi tezahürat ederdim. Tezahüratlardan sesim kısıldı ilk defa. İlk dönemi ve ikinci dönemin başlarında sürekli ona bakardım uzaktan. Gülümsemesini izlerdim. Kahkaha attığında suratımda istemsiz gülümseme olurdu ve bu arkadaşlarımın benimle eğlenmesine neden olurdu o zamanlar.  Sonra Çikolata Gözlü’yü arkadaş grubundan ayrı takılırken görmeye başladım; yanında daha önce çevresinde görmediğim bir kız vardı. Bölümleri ve sınıfları ayrıydı. İlk başlarda arkadaş olduklarını düşündüm. Sonra benim servisteki arkadaşından sevgili olduğunu ve hatta arkadaşıyla o kız yüzünden aralarının bozulduğunu öğrendim.

İlk kalp çarpıntım; ilk acım oldu anlayacağınız. Onları yan yana görmemek için öğle aralarımı sınıfta geçirmeye başladım; okulların kapanmasına üç ay vardı, arkadaşlarım büyüttüğümü söylüyorlardı. Bilmedikleri ya da anlamak istemedikleri şey tam da oydu. Bu benim ilk acımdı ve nasıl davranmam gerektiğini bile bilmiyordum. Okulun son haftalarında okula gelmedi üniversite sınavı yüzünden; bende sınıftan çıktım. O kız vardı okulda ama; benim iki üst dönemimdi ve telefonda sırıtarak geçirdiği süreleri izlerdim.Çikolata Gözlü onu görebilmek için okula gelirdi. Kendimi o kızın yerine koyduğum çok oldu. Çünkü uzaktan bile mutlu olduğu belli oluyordu. Ben canımın acısıyla üzülürken uzaktaki biri gülüyordu. Ve işin trajikomik yanı bunu benden başkası bilmiyordu. Onların varlığımdan da acımdan da haberi yoktu.

*Bir sonraki yazıda devam edeceğim sevgili okur. Bugün için hatıralara dalmak yeterli sanırım.

@thenurcii iftihar ile sunar!

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın