Okuma Süresi: 3 dk

Kırmızıyı seviyorum. Bilmiyorum belkide en sıcak renk olduğu içindir.

Bu cümleleri yazdıktan tam 72 gün sonra Sultan bana o gece bıraktığın sıcaklık midemi bulandırıyor. Lütfen ellerini göğsümden çek demişti. Oysa herzaman ki gibi seviştikten sonra gögüslerini hissederek uyamak istemiştim. Farklı bir durum söz konusu değildi ve Sultan buna alışkındı. Oda çok fazla sıcak değil, çıplak ve üzerimize birşey örtmemiştik. O gece ellerim Sultanın omuzunda uyudum. En azından uyandığımda ellerim omuzlarındaydı.  Sigaram her zaman baş ucumda olur. Uzun yıllardır gözlerimi açar açmaz sabahın efkarlığına içerim. Hemen ardından çay demler ve yine bu sahte dünyanın içinde olmaktan serzenirdim.

Hiç bir gün bir çeşme yaptırmayı düşünmedim ya da bir okul, cami. Siyasete atılıp ahalinin dertlerini dert edinmedim. Gerçi atılıpta edenide çok görmedim. Bir öğretmen olmayıda istemedim. Bir baba olmakta. Ben bu hayatta iz bırakmadan gitmek istedim. Ayakkabı numaramı bilen bir eş istemedim. Hangi elimi kullanıyorum görsünler istemedim. Dışarıya çıkarken çırılçıplak çıkmak istedim. Sen hariç kimse hangi rengi sevdiğimi bilsin istemedim. Aşa! Ben bir tanrı olsaydım, farzı misal eder, Nuh’a gemide bir delik açmasını söylerdim. Kalbi başa, başı kalbin yerine koyar, insanları yüz yaşında dünya ya getirir  yaşlılıktan bebekliğe doğru büyütürdüm. Büyütürdüm ki şu rezil dünyayı bir çocuk, bir bebek gibi saf güzelliklerin yönetmesini isterdim.

Yine çok içtim. Sarhoşken Sultan’ı aldım bardan. Her zaman ki gibi yine muazzam gözüküyordu. Ev yolunda iki matara şarap daha aldık. Ben ellerimde taşırken şarapları, sağımdan usulca geliyordu Sultan. Oda sarhoştu. Hiç bir akşam ayık kafayla görmedim onu, oda beni. Biz sadece uyandıktan sonra bir kaç saat dayanabiliyorduk bu yoksun dünyaya. İki adam geldi karşıdan. İkisi de cinsel organını boynuna sarmış, başlarından dökülen zehirleri organlarına dolduruyorlardı. Sultan’a yaklaşarak ona taciz etmek istediler. İz bırakma zamanı gelmişti, kaçış yok. Şarap şişelerime üzülerek, zehirin kaynağına ömürlük izler bıraktım. Sultan avuçlayarak şişeden kırılan parçaları eline aldı. Kırmızı işemeli sütyenini çıkartarak gögüslerinin olması gereken yerlere çam parçalarını bıraktı. Sıkmadı ellerini. Yerde yatanlara yaklaşarak nefes almaları için boyunlarına dolanan organlarını hafifçe gevşetti. Ardından iki adamında birer elini yan yana koyarak sütyenini avuçlarına bıraktı. Benden şarap almamı istedi. Döndüğümde şarabı açtık. Birer yudum kadar her iki avucta ki camların üzerine döktü. Şeref’e diyerek yavaşca eve doğru yolumuza devam ettik.

Sevişmeye geçmeden önce ki ev halimiz farklıdır. Eve girer girmez soyunurduk birbirimizi daha iyi tanımak ve rahatlamak için. Sultan genelde koyu kırmızı iç çamaşırları giyerdi. Beyaz bir tene oldukça yakışıyordu. Alkol bize eşlik eden ilkokul silgisi gibiydi. Her daim çantamızda durur. Eğer hatırlanırsa dünya, derhal görevini yapar silerdi gerekenleri. Avukat olduğu dönemden bir şeyler anlattı o gece. Söze şöyle başladı. Benim mülküm yok o sebepten adaletten pek faydalanamıyordum. Ben sadece adaletin ne olduğunu anlatmaya çalıştım yirmi yıllık meslek hayatımda. Bu kadar zor olduğunu bilmiyordum anlatmanın. Büyük ihtimal hata bendeydi doğru kelimeleri seçemiyordum. Mesela ben hiç para, rüşvet, zengin, dayı, parti gibi benzeri kelimeler kullanmadım. Adaletsizliğe bir örnek verir misin dedim. Sultan elini çıplak vücuduna götürerek sivrisineğin ısırdığı yere elini koydu. Aklı olmayan, küçük, sadece hayatta kalmak için beslenmeye çalışan bir sineği, aklı olan, zeki, güçlü, silaha sahip birinin öldürmesi adalet değildir dedi. Evren denge üzerine kuruldu. Eğer bir yerde denge söz konusu ise orada adalet arama. Şuan izini hiç bir yerde bulamayız. En yakın iz Ali ile kayboldu.

Yanıma yaklaştı sıcak dudaklarını boynuma doğru yakalaştırarak nefesini hissetmemi söyledi. Tahrik olmuştum. Ellerimi kalçalarına yapıştırarak kendime doğru çektim. Sultan tekrar fısıldadı nefesimi hisset. Evet hissediyordum, sıcak ve keskin bir tahrik. Hızlıca yerine geçti. Adil olmak istersen sıra sende diyerek beni tekrar tekrar tahrik etti. Mutfağa gittim. Döndüğümde sağ elim kalçamın arkasında, sol elim Sultanın saçlarını yakalayacak şekilde yaklaştım. Gözlerini kapatmasını söyleyerek kucağıma oturmasını istedim. Tekrar etmeden yaptı. Tek şey hazdı artık. Gerçeklikten koybolduk, asla dönmek istemedik. Şeytani duyguların esirine girdik. Adil ol dedi. Adil ol! Sağ elimde ki bıcağı kalbinin üzerine sapladım. Her yere sıcak kırmızı aktı…

Sultanın bıraktığı not.

“Dünya sahtekar bir kart dağıtıcısı. Hile yapmak istersen masaya bir zehir bırak. Adaletin izini geçmişinde ara. Eğer kadınsan batıya, erkeksen doğuya dön. Sahtekar olmak istersen denge kur.”

Çekmecede ki silahı çıkarttım. İntihar etmeden Sultan’ın notuna devam ettim.

“Adaletin peşinden koştun. En sonunda kalbine saplanan bir bıçak buldun.”

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın