içinde

Yazı Çözümlemesi (Kendimce)

n35

 

Şehir içi dolmuşların birinde 20 yaşlarında incecik elbiseler giyinmiş genç bir kız, utanma duygusunu parçalar bir şekilde, açılıp saçılmış bir şekilde oturuyordu.Arkasında saçı sakalı ağarmış ihtiyar, genç kızın kulağına edebli bir şekilde eğilerek; edeple şöyle fısıldadı: Ey kızım sana yakışan örtünmektir. Tesettür,insan kurtlarının iştahını kabartan bu şeffaf elbiseden daha faziletlidir.Hem bu hayâyı parçalar fitneye sürükler. Genç kız şöyle dedi: Sana ne? kabrime benimle beraber mi gireceksin? cennete ve cehenneme koymak senin elinde mi? Kız ahmaklaşmış,adamın üzerine gitmeye başlamıştı. Sonra cür’eti ve utanmaz tavırlarını artırdı,adamla alay ediyor şöyle diyordu: Al,işte cep telefonum. Allahı arada,bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle.Ve çirkin bir kahkaha attı. Adam çekindi. Allaha sığındı.Allah bana yeter. o ne güzel vekildir dedi ve sustu. Bu cahil kıza nasihat edeceğine pişman oldu. Sessiz geçen 10 dakikadan sonra şoför durağa gelmiş,herkes inmeye başlamıştı. Herkes genç kızın da inmesini bekledi. O arabanın kapısının yakınında oturuyordu ve uyuyup kalmıştı.Adama onu uyandırmasını söylediler. Adam çekinerek onu hafifçe sarstı ve kız yere seriliverdi. Ruhunu yaradanına çoktan teslim etmişti. Yolcular,gördükleri duruma hayret ederek titrediler ve biz Allahtan geldik ona dönücüleriz dediler.Genç kız yaratıcısıyla alay etmişti. İşte cep telefonum demişti, Allahı ara bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle diyordu. Ve bu söylediklerinin ardından da Rabbine doğru yola çıkmıştı. İşte,hayatı rabbiyle dalga geçtiği sırada sonlanmıştı. Bu ibret tablosu şunu hatırlatıyor.“Şüphesiz kul ucunun nereye varacağını düşünmeden, Allah’ı gazaplandıracak bir söz söyler bu sayede cehennemi boylar.” unutmayın bılmeden önem vermeden soyledıgınız sozler sızın helakınıza neden olabilir.Allah korusun

(Alıntıdır.)
1) …20 yaşlarında incecik elbiseler giyinmiş genç bir kız, utanma duygusunu parçalar bir şekilde…

Yazar, anlatımına bu şekilde başlıyor. Buradan yola çıkarak sözde bu şekilde olan kişiye karşı bir ön yargının tetiğini çekiyor. Anlatısındaki kişinin kıyafetlerinden yola çıkıp utanma duygusu olarak kastettiği manevi (AR) kavrama saldırıyor. Böylece bilinç altımızda anlatıda geçen kişi gibi birini gördüğümüzde etiketi yapıştırıyoruz. Eğer birisi bu şekilde giyinirse o utanma duygusunu parçalar diyerek yola çıkıyoruz.
2) Arkasında saçı sakalı ağarmış ihtiyar, genç kızın kulağına edebli bir şekilde eğilerek…

Buradaki cümlede ise bir ihtiyar adamın saçı sakalının ağarmışlığıya ona saygı duymamız gerekliliğini, hürmet göstermemiz gerekliliğini ortaya koyuyor. Ardından da kızın kulağına eğilişinin nasıl olduğunu belirterek ona sütten çıkmış ak kaşık gibi gösteriyor ve ona karşı sempati göstermemizi sağlıyor. Oysa neresinden bakarsak bakalım tanımadığımız kişilere kırk-kırkbeş santimetre yakınına yaklaşırsak onun özel alanını ihmal etmiş oluruz; ama bu düşünceden bizi uzaklaştırmak için ihtiyara takılan sıfatlar ortadadır.

3)…edeple şöyle fısıldadı: Ey kızım sana yakışan örtünmektir. Tesettür,insan kurtlarının iştahını kabartan bu şeffaf elbiseden daha faziletlidir.

İhtiyar adama olan sempatiyi güçlendirmek için aynı şeyi tekrarlayan yazar artık okurlarına eteğindeki taşları dökecektir. Gelelim işin faziletine. Mesaj bir kişinin hayatını edepli de olsa ihlal ederek karşı tarafa iletilmiştir. İnsan kurtlarının iştahıyla anlatmaya çalıştığı şey cinsel dürtülerdir; ki bu dürtülerin ortaya çıkması sadece şeffaf bir elbise olmayabilir. Bu durumda tesettüre karşı fetişi olanları ne yapalım? Cinsel dürtülerin yadsınamaz bir gerçekliği var. Zaten iştahı kabaracak olan öyle ve/ veya böyle kabarmaktadır. “Faziletli” kelimesiyle bizi yıllardan beri alışılagelmiş dini kelimelerle büyüleme çabasından başka bir şey değildir.

4)Hem bu hayâyı parçalar fitneye sürükler.

Olaya artık onay verme sırası gelmiştir. Bunu okuyucu karar vermemiş yazar ihtiyara söylettiğini ihtiyara onaylatmıştır. Hayanın (kullanım olarak yine eski kelime; insanlara eski kelimeler söyleyip onları geçmişte yaşatma, uyutma vs.) parçalanışı için de tek sebep ince elbiseler olamaz. Fitneye sürüklenişin sebebi kızın elbiselerinden değil, sempati duyulsun diye saçının sakalının ağartıldığı ihtiyar adamın gözlerindedir. Çoktan fitnenin içinde boğulmuş olan adam artık kendi şehvetini suçu karşı tarafta görerek bastırmaya çalışmaktadır.

5)Genç kız şöyle dedi: Sana ne? kabrime benimle beraber mi gireceksin? cennete ve cehenneme koymak senin elinde mi?

Birisinin bizim yaşam alanlarımızı ihlal ettiğini düşünelim. Çoğunlukla psikolojik olarak saldırgan tavırlar sergilemez miyiz? Burada kızın çok doğal olarak kendini savunduğunu söyleyebiliriz; ama bu cümlelerle değil.Bunlar hep hikayeyi okurken gözlerimizin arasında kalan ilizyonlar. Ayrıca söylediklerinde de haklı. Kimsenin kimseye bu konularda ikazda bulunmaya hele de ihtiyar adamın yaptığı gibi hakkı yoktur.
6)Kız ahmaklaşmış,adamın üzerine gitmeye başlamıştı.

Kızın ahmaklaştığını söyleyen yazar kendi ahmaklığını ortaya çıkarıyor. Hiç bir zaman hareket eden bir dolmuşta yürümeyi keşfetmiş birisi yoktur. Hem dolmuştaki diğer insanlar ne oldu?Hepsi de yaşlı adamla aynı fikri mi savunuyorlar? Bir tanesi çıkıp da dur demediyse yolcuların ayıbı da büyük. Hem kız hem de adama yapılan bir yanlış var. Yazar kendini o kadar kaptırmış kı elbiselerin şeffaflığına insaniyeti ortadan kaldırmış. İyilik, adalet, ve bir kötülüğe mani olma emellerinden vazgeçmiş.

7)Sonra cür’eti ve utanmaz tavırlarını artırdı,adamla alay ediyor şöyle diyordu: Al,işte cep telefonum. Allahı arada,bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle.Ve çirkin bir kahkaha attı.

Burada hala diğer yolcuların ne yaptığın merak etmekle beraber yazara soruyorum. Siz bunları yazmaya nasıl “cür’et” ettiniz? Ve ben en son anlattığı tarzda kahkahayı bir çizgi filmde görmüştüm. Günümüzü düşünürsek kadının kahkaha atmaya hakkı yokmuş gibi geliyor ve bunu böyle ucuz bir yazıyla yasallaştırılmaya çalışılıyor. Kadının Adı Yok.

8)Adam çekindi. Allah’a sığındı.Allah bana yeter. o ne güzel vekildir dedi ve sustu. Bu cahil kıza nasihat edeceğine pişman oldu.

Kadının kahkahasına bile karışıldı; ama ondan çekinildi. Elbiselerin şeffaflığına laf ederken iyi ve korkusuz ama sesini çıkardı diye de iyi ve Allah her şeye herkese gücü yeten değil mi? O kadar laf söyledikten sonra kendine Allah’ı vekil yapmak da her ne olursa olsun ben haklıyım demek değil mi? Bu sayede yaşlı adamın haklılığını ortaya koymak için bir yüceliğin adı kullanılmış. Bu kesinlikle kabul edilemez. Günahkarlar korkar, çekinir, sığınır af diler.

9) Sessiz geçen 10 dakikadan sonra şoför durağa gelmiş,herkes inmeye başlamıştı. Herkes genç kızın da inmesini bekledi. O arabanın kapısının yakınında oturuyordu ve uyuyup kalmıştı.

Otobüs sonsuzluğa kadar gidecek değildi ve sonunda durdu. Otobüsteki insanlarda sıkıntı var. Herkes durakta iniyor hadi oldu diyelim böyle bir şey; fakat neden kızın da inmesini bekliyorlar? Hepsi de aynı yolun yolcusu mu? Tutarsızlık. Ölümün tatlı söylenişi uyuyup kalmak ve okuyucu şokta.

10)Adama onu uyandırmasını söylediler. Adam çekinerek onu hafifçe sarstı ve kız yere seriliverdi. Ruhunu Yaradanına çoktan teslim etmişti.

Şoför dururken (bahsedilen kişi yaşlı adam) ona niye söyleniyor böyle bir şey? Adam hem korkuyor, çekiniyor ve o kadar da azar işitmesine rağmen kızı sarsma “cür’etini” nasıl gösterebiliyor?

11)Ruhunu Yaradanına çoktan teslim etmişti. Yolcular,gördükleri duruma hayret ederek titrediler ve biz Allah’tan geldik O’na döneceğiz dediler.

Yazar tüm yolcuları vasıtasıyla yine kendi verdiği kararları onaylıyor. Yolcular da titrediğine göre artık okuyanların da titremesi gerekliliği ortaya atılıyor. O’ndan gelen O’na döner; evet doğrudur.

12)Genç kız yaratıcısıyla alay etmişti. İşte cep telefonum demişti, Allahı ara bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle diyordu. Ve bu söylediklerinin ardından da Rabbine doğru yola çıkmıştı. İşte,hayatı rabbiyle dalga geçtiği sırada sonlanmıştı.

Durum özetlemesi de yapılmış. Teknik olarak bakılırsa tekrarlama kullanılmış. Bu okuyanı sıkar. Sıkı sıkı da tembih verir. Genç kız gibi olmayın Yaşlı adam gibi olun der.

13)Bu ibret tablosu şunu hatırlatıyor.“Şüphesiz kul ucunun nereye varacağını düşünmeden, Allah’ı gazaplandıracak bir söz söyler bu sayede cehennemi boylar.” unutmayın bılmeden önem vermeden soyledıgınız sozler sızın helakınıza neden olabilir.Allah korusun

Evet doğrudur; ama böyle bir hikayeyle değil. Yapmacıklık, yalan kokan, korkutmaya yönelik, eşitliği hiçe sayan ve bunun yerine hiyerarşi kültürünü savunan, her gördüğün sakallıya inan diyen ve her şeffaf giyimli olana karşı ön yargı besle diyen bir hikayeyle zor biraz.

Yazar notu; Yanlış bir şey söylediysem kusuruma bakmayın. Dini inançlarınızı zedelemek, taşlamak gibi bir düşüncem yok; ama insana olan değerin günbegün azaldığı coğrafyalarda böyle uyduruk hikayelerle sömürü kurmaya çalışan, tüm insanlara birer etiketle yaklaşmamızı isteyen, adaleti, eşitliği kullanıp ve aynı zamanda bunları hiçe sayan cadılık yapıp cadıları yakan insanlara tahammül edemiyorum. Siz eğer hikayeyi başka türlü okuyorsanız canınız sağ olsun. Yanlış düşündüğümü düşünüyorsanız cahilliğime verin.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın

yorumlar

  1. Gayet güzel bir tespit olmuş. Toplum olarak insanların görünüşünden hareketle inançlarını imanlarını sorguladığımız hatta karar verip haklarında hüküm verdiğimiz için böyle sorgulanası bir hal içerisindeyiz aslında. Kendi hatalarının farkında bile olmayan insanların iş eleştirmeye, günahkar ilan etmeye gelince bilir kişi konumuna gelmesi bence hem trajik hem de gülünç bir durum. İslamın ısrarla üzerinde durduğu samimiyet ve iyi niyet nereye kayboldu merak ediyorum. Müslüman bir toplum olarak en kötü hastalığımız insanları bu şekilde etiketleyerek sözde dini en iyi şekilde yaşamaya çalışıyor oluşumuz. Bu aslında sadece nefsimizi yüceltmek diğer insanları alçaltmaya çalışmaktan başka bir şey değil. İnsan olmayı başaramamış bireyin Tanrı olmaya çalışmasıdır aslında bu olay..

  2. Elif Yeter’e;
    Öncelikle yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bu konularda bir paydaş bulmak beni sevindirdi. İçinizden geleni söylemeniz de. Zıt bir yorum yapsanız inanın o da sevindirirdi. Gerçek İslam’ın, insanlar tarafından yaratılmış “İşine gelen İslam, İşine gelmeyen değildir” gibi bir düşünceyle saptırıldığını düşünmekteyim. İnançlar, yüzyıllardır, politik ve ekonomik amaçlar uğruna kullanılmış. Özünde insan varken, özünden bazı insanlar çıkarılmış, onların yerine yeni insanlar alınmış vs. Fikirler elbet de çatışacak, elbette herkesin kendine göre bir doğrusu, bir yanlışı olacak, olmalı da; geleceğin ebru gibi renklerin birbirine karışmadan güzel bir tablo oluşturması dileğiyle…