Şimdi siz başlığı okudunuz, yazıya tıkladınız ve çok büyük ihtimal Ingilizce bir metin beklediniz…

Sandığınız gibi olmadı.Gayet basit bir Türkçe ile yazılmış bir metin okumaya başladınız.

Zaten sandığımız gibi olmayan birtakım bişeyler sayesinde daha iyi bir yol aramıyor muyuz? Bulmuyor muyuz?

Sanmak…

Bunu bize kim öğretti bilmiyorum ama bir şeyleri sanarak yaşadığımız konusunda eminim…

Eminim çünkü bir dönem pek çok şeyi sanarak yaşadım.Bazen; sevdiğimi sandım, sevdiğini sandım, üzülmediğimi sandım, üzüldüğünü sandım, aslında öyle biri olmadığını sandım, aslında öyle demek istemediğini sandım, yorulmam sandım, düşsem kendim kalkarım gücüm asla bitmez, birine ihtiyacım olmaz sandım….

Ve en sıkıntılı kısmı da bu sanmalara inanmam, kendime korkular yaratmam oldu.

Aslında korkmak sorun değildi… Yanlış biliyordum…

Ve işin kötüsü bunu kendim yaratıyordum ve kendim yaşıyordum. Belki zor sınıfına girebilecek olan bu durumu fark etmem de 3-5 satırlık bir paragraf kadar kısa ve basit oldu.

Paragraf şöyleydi;

“Life is a single-player game.”

Your life’s most important moments, you experience alone.

Even things you experience in the presence of another person, you ultimately live through inside your own head and, thus, alone.

Çok doğruydu… Her şey kafamın içindeydi ve ben yaşıyordum. Ve bu çok basitti.

Aslında ben de gayet basit bir mühendis idim.Problem çözerdim, analiz ederdim, alternatif çözümler üretirdim, olası problemleri belirlemeye çalışırdım… Ve hersey kafamın içindeydi, sanarak yaşamam üstelik bu sanmalarımdan korkular üretmem bana ve mühendisliğime yakışmamıştı.

Kısacası yoldan çıkmıştım…

Yeni bir yola çıkacaktım, çıkmalıydım. Ve bu yol kesinlikle daha iyi olmalıydı.

Peki bu yolu iyi yapan, daha iyi yapan şeyler ne olmalıydı?

Bu sorumun cevabını bilmiyordum. Ama cevabın basit olduğundan emindim.

“Basit”…

Sanırım buradan yola çıkmalıydım, daha iyi bir yol için “basit” bir başlangıçtı.

Farklı bir açıdan yaklaşmalıyım, hangi açıdan bakmalıyım diye düşünürken…Saçma bulacaksınız belki ama;

Kulağımda lisedeyken geometri hocamın söylediği söz  çınladı;

“Hiç bir şey yapamıyorsan açıları yaz Pelin…”

Farklı bir açıdan yaklaşmadan hangi açılardan baktığımı buldum. Açılarımı yazdım ve durdum.

Durdum… Durdum çünkü koşmaktan potansiyel’imi kaybetmiştim…

Her şeye akılcı yaklaşan ben bunu da akla mantığa uydurup çözme kararı almıştım…

Çözüm için anahtar sözcüğüm “durdum çünkü koşmaktan potansiyelimi kaybetmiştim” olacaktı.

Ve düşünmeye başladım.

Koşmaktan potansiyeli kaybetmek….

Koşmasktan potansiyeli kaybetmek…

Koşmaktan potansiyeli kaybetmek….

İşte tam bu anda; evrende hiç bir enerjinin yoktan var, vardan yok edilmediği bir fizik dersi başlangıç cümlesi aklıma düştü..

Öyleyse kaybettiğim bir potansiyel yoktu aslında, sadece yanlış yere harcadığım bir koşmak vardı bana ayrılan hayat denen zamanımda.

İkinci bir işte tam bu anda dediğim bir anda, hayatımda en çok korktuğm şeyi yaparak yaşadığımı fark ettim..

Yanlış yapmak… Halbuki ne çok çabalardım yanlış yapmacağım, yanlış insanı…. yanlış insanı… yanlış insanı sevmeyeceğm….

Her neyse hepsini yaptım.

Yanlış yaptım.

Hayatımda en çok korktuğum şeyi yaptım.

Kendimi yanlış yere yordum, yanlış birini sevdim hemde çok sevdim ve inanmayacaksınız bir yazılımcı olarak  bir dönem yanlış yapacağım korkumdan kod yazamadım.

Halbuki işimin özü bu idi. Yanlış ya da hatalı kodları düzeltirdin, yeri gelir sen yanlışını, hatalısını yazardın düzeltilirdi.

Çok komik değil mi ?

Hayatımda en istediğim şeyleri yanlış yapmaktan korkarken, hepsini yanlış yaptım…

Ve de sonra sevdiğim, yaşamak istediğim herşeyden korktum, çok korktum hemde…

Öyle korktum ki, uykularımı kaçırdım korkudan…

Hatta titrediğimi bile hatırlarım.

Sonrasında ne mi oldu….

Sonrasında oluyor, yani yaşıyorum, hepsini anlatacağım…

Ama şunu diyeyim; buldum daha iyi bir yol buldum….

Zamanla…

 

 

 

Pelin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment