Birini anlama hassasiyeti içerisinde olmak sınırları bulanıklaştırıyor. Gözlerinizin aynı yerden bakarken bütünleşmesi gibi. Şimdi sen osun, o da sen. Kaybolmaz mı böyle bir yerde anlamlar ? Onun suçluluğu senin garibanlığın, senin çığlıkların onun yetersizliği olursa… Anlaşılmamak özgürleşmemeli çünkü özgürleştirdiğimiz şey geçici olarak üzerimize sinen kokular, adlandırılmamış duygular olacaktır; kelimeler ve zihinler değil.
”Senin yüzünden oldu” ne kadar kolay çıkıyorsa ağızlardan, sonrasında peki neler olacak sorusu da bir o kadar zordur. Şimdi bunu üstüme mi alınacağım? Ruhum ince ince işlenip tamir edilmekte… Ne hüzünler değdi, ne soğuklar geçti. Söyle şimdi arızası ben miyim dünyanın ? Geçmişte kaybolmak mı dersin, geleceğe kaygılanmak mı? İşte bir orada bir burada büyüklendim. Neden diye sormak alışkanlığımdandı fakat nereden bilebilirdim başlamayı bir nedenden? Şimdi acılarını, savunduklarını, kırıldıklarını görmek istemesem de görüyorum. Ruhum kırık olsaydı belki beynim gibi dağınık. Geçmişteki bir saatin hatırına kırıldıkların beni de acıtabilirdi. Senin yüzünden oldu cümlesi bana dokunabilirdi. Bu duruma saatlerimi heba edebilirdim fakat şimdilik uzaklardayım. Bu mesafeler olur da aklına gelirse belki acılarındandır ya da savunduklarından. Sen en iyisi şimdi gözlerini kapat ve şöyle demeye başla: Bir zamandık ve her şey bugün senin yüzünden sana ait, ellerime yabancı. Canım acıyabilirdi fakat gülüşüm sana uzak kaldı. Bendeki seni tamir edip, sendeki beni özgür bırak ki doyasıya seveyim. Senin yüzünden demeyi unut, bulanık şimdi gökyüzünde bulut bulut.
