içinde

Mornota yazarlarından: Yıldız Alara Yücel

Yıldız Alara Yücel
1998 İstanbul doğumlu olan Yıldız Alara Yücel,Atakent Sınav Anadolu Lisesi mezunudur. Lisenin ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ve İstanbul Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi̇ İşletme bölümünde eğitimine devam etmektedir. 7 yaşında başladığı piyano eğitimini hala aktif olarak Nar Sanata Merkezi’nde sürdürmektedir. Yazı yazmaya ortaokul yıllarında aldığı bir kompozisyon yarışması birinciliğiyle karar veren Yücel, 2012 yılında henüz lise 1.sınıftayken kendi internet blogunu açmıştır. O tarihten bu yana şiir ve denemelerini, aynı zamanda görsellerle okuyucularına sunmuştur. Denemelerin çeşitli dergilerde de yayınlanmasının ardından, Mor Bulutlu Ev adını verdiği blog 2015 yılında “Hürriyet Gazetesi” Blogger ağı olan,”Bumerang Network” ağına dahil olmuştur. Yıldız Alara Yücel yazı yazmaya devam etmektedir.

Mornota ile nasıl tanıştınız?

Mornota ile yine yazı yazma peşinde, ‘’Nerelerde yazabilirim?’’ sorusunun cevabını aradığım sırada, internette karşıma çıkması ile tanıştım.

Tabii ilk gördüğüm an bir heyecan kapladı içimi, aşkı da böyle tanımlıyorlar genelde ama yazmak da bir çeşit aşk zaten.

Bir süre inceledim,ve ‘’ Ben de burada olmalıyım ! ‘’ diyerek yazar olmak için başvurdum.Kendi kendime ‘’ Dönmezlerse de olsun…’’ diyerek geçirdiğim birkaç günün sonunda,ilk yazımı yayınlama talimatını içeren o maili aldım.

Mornota hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence Mornota, bugünün Türkiye şatlarında, hatta bugüne kadarki Türkiye şartlarında yapılmış ve yapılabilecek en anlamlı platformlardan.

Çünkü, dünya üzerindeki çoğu ülkede olduğu gibi Türkiye de hep büyük yaşlardaki insanların egemenliği altında olan, ve büyük yaşların sesinin duyulduğu bir ülke. Ama dünyanın içinde bulunduğu duruma baktığımızda,bu ‘’Belli bir yaş üstü’’ geleneğinin çok da olumlu etkileri olmadığını ve bunu değiştirmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. 

Gençlerin artık düşünceleri ile birlikte olgun yaşlar tarafından saygı görmeye ve fikirlerine sahip çıkılmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Mornota bu anlamda Türkiye’de çok ses getirecek ve yeni bir soluk olacak bir oluşum. Tabii aynı zamanda hayatlarının üniversite evresine kadar yazıyla bir şekilde birlikte büyümüş olan, inanılmaz derecede farklı bakış açıları olan ama ‘’ Yazmak ‘’ noktasında buluşan bir sürü gence bir heyecan veriyor yazarlık anlamında.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Sizi yazmaya iten şey ne oldu?

Okuma yazma öğrenmeden,nota öğrenmeye başladığım bir çocukluğum var. Sürekli notalarla dolu geçen o zamanlarda,bir süre sonra notaların da aslında bir şeyler anlattığının farkına vardım, sanki her parça küçük bir masal gibiydi. Bence edebiyatla, henüz edebiyat olduğunu bilmesem de,o zamanlar tanıştım. Daha sonra ortaokulda ben stresten ağlarken annemin ışık tuttuğu bir yazıyla, kompozisyon yarışmasında birinci oldum ve adımdan sonra gelen alkışlarla ‘’Artık yazmalıyım’’dedim. Lise başında başlayan blog macerası sürekli değişen şekiller gibi gözümde. Gezi yazıları yazdım, şiir denedim, fotoğraflar paylaştım. İlk zamanlardan beri takip edenler için halka açık bir günlük bile diyebiliriz..

Yazmaya iten şey ise ne düşündüğümü bulamamak diyebilirim.

Yaşım büyüdükçe, kafamın içindekileri seçememeye başladım, o kadar çok şey var ki aklımda, bazen tam kayboldum sandığım sırada, bir yazının ilk cümlesi aydınlatıyor sanki yolumu.

Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Edebiyat anlamında geleneksel bir insanım. Tabii ki yabancı yazarlar da okuyorum ama lezzetli bir yemek için dilin ustalarını tercih ederim. Şiir için, Attila İlhan’ı sanki ruhumda, beynimin içinde konuşurken hissediyorum okurken. Roman anlamında çok fazla başarılı isim var ayırt etmek olmaz ama modern tarzda Ahmet Ümit farklı bir soluk gibi geliyor bana bu kategoride. Oğuz Atay’sız bir günüm geçmiyor diyebilirim, daha önce okuduğum kitapların aralarından sayfalar seçip okuyorum her gün mutlaka. Ve Hüseyin Nihal Atsız, yalnızca fikir ve tarih açısından değil, hayata bakış açısı olarak da mutlaka tanışılmış olması gereken bir yazar, Ruh Adam bu konuda en güzel örneği.

Hangi kategorilerde yazıyorsunuz? Konularınızı neye göre seçiyorsunuz?

Yazılarımı kategori düşünerek yazmıyorum aslında, yazdıktan sonra bile bir kategoriye sokamadıklarım oluyor bazen.

Bir gün ‘’Yazmak için ne gerekir?’’ diye gelen bir soruya ‘’Her an,her yerde bir şeyler düşünüp, bunları bir araya getirmek zorundasınız’’ demiştim.

Öyle ki dışarıdan dikkat çeken sessizliğinizin ardında, kafanızdaki gürültüyü sizden başka duyan kimse olmuyor bir süre sonra. O gürültüden konu ayıklamak ise çok zor, çoğu zaman yazdığım yazının konusunu yazdıktan sonra belirleyebiliyorum mesela. Yazının başına direkt ‘’Bu konuda yazacağım’’ diye oturduğum yazılarsa genelde bir duygu üzerinde yoğunlaşmış ve bunu direkt olarak insanlarla paylaşmak istediğim zamanlarda oluyor.

Son olarak yazar olmak isteyenlere öneriniz nedir?

Sabırlı olmayı ve bir beklenti içine girmemeyi öneririm.Yani yazdığınız bir yazıdan sonra tebrikler, alkışlar,paralar beklememelisiniz. Karşılığında hiçbir şey almadan, kendi yazılarınızı okuduğunuz da mutlu olmalısınız.

Ve denemekten korkmamalı insan, yeni yazılar, yeni kelime oyunları denemeli.

Yazılarını atmak istediği her yere atıp şansını denemeli. Şunu söyleyebilirim,birçok yere gönderip,geri dönüş alamadığınız bir yazınız,onlardan sadece birinde yayınlandığında hissedeceğiniz mutluluk hepsine değdiğini kanıtlayacaktır size.

Değerli yazarımızın yazılarına ulaşmak için buraya tıklayın.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın