içinde

Mornota yazarlarından: Zafercan Çapar

PhotoGrid 1486395777259

Zafercan şuan Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisidir. Yerel gazeteler ile kendi ortak çalışmaları bir gazetede haber/düşünce yazısı yazmaktadır. Bir yıl önce ortak arkadaşı ile adım attığı Giyotin Fanzin projesine devam etmektedir. Farklı şehirlerden farklı yazarlar ve fanzinciler ile ortak çalışmalar yürütmekte, duygu düşüncelerin ortaklaşması ile amacına ulaştığına inananlardandır. Bir kaç yıl önce açtığı bloğunda yazılarını paylaşmakta, farklı ve yeraltı blogları takip etmektedir. Vasıftan çok yazılanların büyüsüne inanan adamların başında gelmektedir.

Mornota ile nasıl tanıştınız?

Öncelikle bütün aykırı seslere ve renklere merhaba. Yıllardır farklı olanı bulmak ve uygulamak adına kendi çapımda bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Farklı olanın bana haz verdiği bu süreçte karşıma çıktı Mornota, iyi ki çıktı. Sosyal medya hesaplarımın olduğu bir dönemde denk geldik sizle, ne yalan söyleyeyim en başta beni ismi cezbetti. Kişinin duygu düşüncelerinin kapalı bir kutuda kalmasından yana olmadım hiç ve Mornota’da bunu buldum. Çok farklı kişide, çok fazla yazıda kendimi buldum. Peki neden bir başkası bende kendini bulmasın dedim, işte buradayım.

Mornota hakkında ne düşünüyorsunuz?

İletişim insanın en temel ihtiyacı, Mornota bu noktada, farklı yazarların birbiriyle etkileşim içinde olması sebebiyle gerçekten hoş bir o kadar da birey açısından kazanımı bol bir mecra. Farklı seslerin aykırı renklerin birbiriyle uyum içinde olduğu bir ütopya hayalim var. Mornota’yı bu hayalin gerçekleştirilmesinde bir adım olarak görüyorum.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Çok fazla vasfım yok -gereği de yok-, gönül isterdi ki topluma ayak uydurup buraya paragraflar doldurayım fakat tırnak içinde uyumsuz olmayı tercih edenlerdenim.
 Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü son sınıf öğrencisiyim. Bir dönem Polonya’da Adam Mickiewicz Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Gazetecilik Bölümü okudum. Kendimi bildim bileli hep öğrenciydim, tam öğrenciydim. Sanırım en büyük vasfım bu, gurur duyuyorum.
Öğrenciliği, öğrenme alanlarını seviyorum, okudukça mutlu olanlardanım. Bu sebeple paravan açılsın ve yoluma öğrencilik ile devam edeyim düşüncesi ile şimdilik yüksek lisans öğrenci adayıyım. Okuyun abi işiniz ne.
Farklı yerel ve ulusal gazetelerde çalışma imkanı bulmamla birlikte kendi çabamız ile varettiğimiz Alternatif Gazetesi’ni de geçmişime not düşmek istiyorum.
Fanzin ve fanzincileri hep sevdim, iyi çocuklar, iyi yazılar ile tanıştım. Sonra Giyotin Fanzin oluşuverdi, birkaç arkadaş hala Giyotin Fanzin’i siz tüketin diye -hızlı ve ayakta değil, kaliteli tüketin- üretmeye devam ediyoruz.

Sizi yazmaya iten şey ne oldu?

Bir şeyler üretmek bir anda olabilen bir eylem değil çok iyi biliyorum, buna inanıyorum. Kişiye kalk yaz diye vahiy gelmez kişi hisseder çareyi yazmakta bulur. Bunun aksini söyleyen iflah olmaz bir samimiyetsizdir. Hiçbir zaman yapay olanın yanında olmadık olmayacağız.
İnsan hayatı yaşanmışlıklarla tecrübelerle dolu bir süreç peki bu süreci kendimizi eriterek geçirmeye mahkum muyuz, elbette hayır çünkü önümüzde kalem ve kağıt var.
Ben hep hissederek yazdım ve hissedilerek okunsun istedim bu sebeple benim en büyük amacım bir başka kişinin benim yazımı okurken kendini bulmasıdır.
Kişi yalnız yaşamayı hiçbir zaman haketmedi, etmeyecek. Yazının icat amacından farklı olarak araç niteliğindeki rolüne önem verdim hep; biz burdayız, yalnız değiliz.
Dediğim gibi duygu düşünceler kapalı kutuda kalsınar diye değil paylaşalım diye var. Bu benim hayatımdaki en önemli önceliklerden, yapalım bunu arkadaşlar yazalım, çizelim, söyleyelim.

Bir yazar olarak okuduğunuz ve beğendiğiniz yazarlar kimlerdir?

Uyumsuz olmak gibi bir amacım yok fakat yaptığım eylemler veya düşündüğüm bir şeyler için ne sana ne bir başkasına hesap vermek zorunda değilim. Hayatın bir dize tesadüfler zinciri olduğuna inananlardanım, öyle ya da böyle olması gereken olacak ve olan şey için sebep aramanın çaresizlik olduğunu düşünenlerdenim.
Çok fazla kişi değiliz, azınlıktayız fakat mutluyuz. Camus mesela ya da Kafka, Tezer Özlü de olabilir. Ben Yabancı‘yı okumaktan her seferinde farklı anlamlar çıkarmaktan mutluyum. Ali abi mesela Ali Lidar, ben bu adamı okurken Şirintepe Parkı‘nda onla beraber şarap içenlerdenim.

Hangi kategorilerde yazıyorsunuz? 

Açıkçası şöyle bir kategori belirleyim üstüne birkaç bir şey yazayım diye bir telaşım olmadı hiç. Ben o an hissederim ve yazarım. Bir baktım paragraflar mı yazmışım düz yazı olur bu, bir baktım satır başları yapmışım şiir olur bu, tamamen benim o an içimden geçenlerle ilgili. Fakat birkaç kez yazımı bitirdikten sonra oturup bu yazının amacı ne kategorileyebilirim diye uzunca düşündüm. Sonuç mu, işin içinden çıkamadım. Çünkü hayatıma gölge yaptım bu düşünceyi, anlaşılmak gibi bir gayem yok bu sebeple yazılarımı da belli sınırlara koymanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Ne saçmalıyorsun artık bir kategori söyle diyenleri duyuyorum, o halde okuyucu tarafından hissedilen kategorileri söyleyeyim, felsefe, edebiyat ve şiir dalında Oscar’a adaymışım. Yalan yok onların yalancısıyım.

Konularınızı neye göre seçiyorsunuz?

Yazan çizen insan bencil olamaz. Zaten üretmeyi tercih edecek kadar bilince sahipse paylaşmayı da bilendir. Hepimizin yaşamak zorunda olduğu bir evren var ve biz bu evrende meydana gelen hiçbir şeyi görmezden gelemeyiz. Bu tamamen bizim içsel varlığımızla da ilgili olabilir toplumda meydana gelen bir gündemle de ilgili olabilir. Kişinin kendine has öncelikleri vardır ve bu öncelikler kişinin gündemini belirler. Gündem elbet süreç ile değişir fakat bizim yapmamız gereken bu süreçte üretim yapabilmemizdir.
Özetle konu seçmekten öte konuya ait olmak bana her zaman daha samimi gelmiştir. Ben konu seçmem, yönelirim. Bu tamamen benlikle ilgili bir durum, gündemime ayak uydurmaktan ve o an içimden geldiği gibi yazmaktan huzurlu olan bir insanım. Tavsiye ederim, yüzde yüz çalışıyor.

Son olarak yazar olmak isteyenlere öneriniz nedir?

Yazar olunmaz doğulur diye marjinal bir giriş yapmak isterdim fakat yazı yazmanın tamamen kişinin kendi dünyasıyla ilgili bir durum olduğunu en başta kendimden biliyorum. Yazmak bir ihtiyaçtır, ihtiyacınızı karşılayın arkadaşlar, su içmeden yaşayanını görmedim. Üretmeden yaşanmaz, hep dedim tekrar diyorum duygu ve düşünceler saklanmak için değil paylaşılmak için varlar ve paylaşıldıkça çoğalıyorlar.  Samimiyet önemli, dikkat.
Röportaj için teşekkürler, uyumsuzca..

Değerli yazarımızın yazılarına ulaşmak için buraya tıklayın.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın