Tarih bilincinden bahsetmeden önce biraz tarihin kendisinden bahsedelim. Tarih, geçmişteki insanların yaptıkları her şeyi kanıtlarıyla inceleme ile uğraşan bilimdir.  Tarih neden dünyadaki insan ve devlet ilişkilerinin bu halde olduğunu ve bu hale asıl geldiğini açıklar. Bir nevi ibret ve örnek çıkartma bilimi de diyebiliriz. Ünlü yazar Goethe der ki: “3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.” Gerçekten de tarih bilmeyen insan gününün subjektif gerçeklerine hapsolmuş, başkaları tarafından kolayca yönlendiririlmeye açık bir insandır. Çünkü geçmiş bir insanın kimliğini oluşturan sebeplerin bir genellemesidir.

Tarih bilinci ise kişinin kimliğini belirleyen tarih anlayışıdır. Mesela “Tarih deyince aklına ne geliyor?” diye farklı kimlikleri benimsemiş kişilere soru sorduğumuzu farzedelim. Eğer bir Türk milliyetçisi ile konuşursanız size atalarımızın yaptığı kahramanlıkları, nasıl büyük devletler kurduklarını ve ne büyük bir millet olduğumuzu anlatacaktır. Bir sosyalist ile konuşursanız tarihte hep ezilenler ve ezenler olduğunu, ezenlerin mülkiyet sahibi olduklarından güçlü olduklarını, tarihin bu ezen ve ezilen çatışmasından doğduğunu söyleyecektir. Bir ümmetçi ile konuşursanız size İslam’ın ne zor koşullarda doğduğunu,müslümanların nasıl kendilerine karşı yapılan işkencelere direndiğini, buna rağmen büyük bir yükseliş gösterdiğini ve İslam’ın ne yüce bir din olduğundan bahsedecektir. Bir demokrat ile konuşursanız size ilk Yunan filozoflarının demokratik bir ortamda ortaya çıktıklarını, tarih boyunca sultan,kral,diktatör ve diğer anti-demokratik yöneticilerin halkı nasıl sömürdüklerinden, Fransız Devrimi ile gelen halk yönetiminin nasıl tüm dünyaya yayıldığından bahsedecektir.

Ülkemizdeki tarih eğitimine baktığımızda; genel olarak Orta Asya’daki ilk Türk devletlerinden,  eski Anadolu uygarlıklarından, İslam’ın yükselişinden, ilk Müslüman-Türk devletlerinden ve Anadolu’daki Türk varlığının başından Kurtuluş Savaşı’na kadar olan süreçlere odaklandığını görürüz. Genel olarak Türk ve Müslüman kimliğine dair bir öğretim yapılmaktadır. Çoğunluğu müslüman ve Türk olan Türkiye’nin tarih derslerinde bu konuları işlemesi gayet doğaldır. Ama bu eğitimin ne kadar tarafsız bir tarihçilikle verildiği konusunda bazı şüphelerim var. Ben tarihteki bir konunun o konunun aktörleri açısından ayrı ayrı değerlendirilmesinden yanayım. Bazı insanlar konu biraz aleyhte görünsün hemen kişiyi “vatan hainliği”, “cahillik”, “düşmanlık” vb. olarak görüyorlar.  Çünkü tarihi onların bildiği çizgiden çıkarırsak, o kişilerin kimliğine karşı bir saldırıda bulunmuş oluruz. Mesela eğer biz Ermeni Soykırımı diye bir şey yoktur dediğimizde, bunu çoğu Ermeni bir hakaret ve cahillik olarak algılar. Onlar doğup büyüdüklerinden beri bu gerçek ile yetiştirilmiş. Hemen ırkçı, faşist ve soykırımcı ilan edilirsin. Aynı şey Türk halkı içindeki çoğu kişi için de geçerli. Okuyup araştırdıkları için değil, sadece öyle olduğunu düşündükleri için Ermeni Soykırımı’nın olmadığına inanıyorlar. Sorun Ermeni Soykırımı bile değil. Demem odur ki eğer siz iddianızı ipsiz sapsız şeylerle savunursanız, bu en çok savunduğunuz kimliğin imajına zarar verir. Bir de Türkler soykırım yapmaz ile bu Kürtlerin hepsini gebertmek lazım gibi çelişen ifadeleri aynı konuşma içinde söyleyen tipler var ki, benden uzak Allah’a yakın olsunlar. İşte bu tür çelişen tavırlar ezberci ve anti-sistematik bir eğitimin sonucudur.

Başka bir örnek vermem gerekirse; şu Çin Seddi’nin Türk korkusundan yapıldığı efsanesine çoğu Türk inanır. Oysa bu saçmalıktır. O duvarın amaçsal olarak bizim Suriye’ye ördüğümüz duvardan veya İngiltere’deki ünlü Hadrian Duvarı’ndan fazla farkı yoktur. O duvarı yaptıran hükümdar Çin’i ilk defa birleştirip bir imparatorluğa dönüştüren,Çin’e ismini veren hanedandan Çin Şi Huang’dır. Komutanı Meng Tian’ın emrine 100.000 kişi verip Teoman komutasındaki (evet, Mete Han’ın babası) Asya Hunları’na karşı sefere çıkarmıştır. Çin ordusu bu savaşta Asya Hunları’nı bozguna uğratmıştır. Bu zaferden sonra ünlü Çin Seddi’ni yaptırmaya başlamıştır. Çin Şi Huang arkasından güçlü ama saray entrikaları ve küçük oğlunun budalalıkları yüzünden yıkılacak olan bir Çin bıraktıktan 1 yıl sonra Mete Han babasını öldürüp Asya Hunları’nın başına geçmiştir. Çin Şi Huang’ın hissettirdiği Çin tehdidi, bozkır kabilelerinin bir Hun konfederasyonu altında  birleşmeye yöneltmiştir.  Ve Çin Hanedanı çöktükten sonra yerine geçen Han Hanedanı İmparatoru Han Gaozu, Mete Han tarafından yenilgiye uğratılmıştır.

Şimdi ben bu gerçeği dile getirince Türklüğü aşağılamış mı oldum? Hayır elbette. Çünkü Türklüğü asıl aşağılayanlar, Türklüğün büyüklüğünü yalan yanlış kaynaklara dayandırıp insanların doğrulara olan güvenini kıranlardır. Eğer ülkenin düşmanları bu gibi şeyleri propaganda olarak kullansalardı bile, bu ülkenin insanının hayal dünyası içinde yaşamasından daha büyük bir ziyan olmazdı bu. Ayrıca bu tek örnek de değil. Bu tür şeylere inananlar, aynı zamanda 2023’te Lozan’ın gizli maddelerinin süresinin biteceğine, Çin’de Türk piramiti olduğuna falan da inanırlar.

Dikkatimi çeken başka bir nokta da, tarihimizdeki iyi şeylerin hep parlatılarak anlatılmasına rağmen kötü şeylerin görmezden gelinerek silikleştirilmeye çalıştırılmasıdır. Eğer biz tarihimizdeki kötü şeyleri görmezden gelirsek, o kötü şeylere yol açan sorunlara nasıl bakabiliriz? Çoğu kişi Mohaç Savaşı’nda Macar ordusunu 2 saatte yok ettiğimizi bilir. Peki kaç kişi 2. Mohaç Savaşı’nı bilir. Evet 1683’te Viyana kapılarına dayandık. Peki kaç kişi 93 harbinde Rusların İstanbul-Yeşilköy’e kadar indiğini bilir?

Son olarak,sadece Türk tarihi ile yetinirseniz, küresel dengeleri anlayamazsınız. Kore ile Japonya neden kavgalı? Neden Çin ile Pakistan işbirliği içinde?Niye ABD Suudileri desteklerken İran’a karşı duruyor? Biz neden NATO’dayız? Neden Azerbaycan KKTC’yi tanımıyor? Bu soruların cevabı tarihin tozlu sayfalarında yatıyor. Öyleyse bir zahmet tozunu alıverin.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment