Ana sayfaEdebiyatKitapFlaubert-Bibliyomani

Flaubert-Bibliyomani

Tarih:

Yazarın diğer yazıları;

Godot’yu Beklerken

“ ..her zaman kendimize varolduğumuz izlenimi vercek bir şeyler...

Ingmar Bergman’ın bir anısı

İsveçli oyun yazarı ve film yönetmeni olan Ingmar Bergman, 1958...

Nabokov hakkında

Güzel kitaplar bir tür yabancı dilde yazılmıştır, diyor Deleuze....

Godot’u Beklerken / God – İdiot

“ ..her zaman kendimize varolduğumuz izlenimi vercek bir şeyler...

Benim Hüzünlü Orospularım – Kitap İncelemesi

Türkçe çevirisindeki isimlendirilişinden (Kitabın aslı da böyledir fakat kültürlerin...

Gogol | Palto-Burun

Bugün size @ayrintiyayinlari 'nın çıkarmış olduğu Gogol'a ait olan...

Stefan Zweig

Uzun zamandır yazmayı beklediğim biriydi Zweig.Nereli olduğu ne kadar...

Mitolojide Uygarlaşma Süreci

Bir şeyler var insandan Hades ülkesinde bile, İçinde can yoksa...

Adı konulmuş bazı kitap hastalıkları var. Okumadığı halde sürekli kitap biriktirmek manasındaki Japonca’daki tsundoku kelimesi bu derde müptela olan birçok kimseyi teşhis ediyor. Umberto Eco, insanların alıp okumadıkları kitapları bir süre sonra okuduklarına inanmaya başladıklarını söyler. “Hepsini okudun mu?” gibi yanlış bir soru karşısında Walter Benjamin’in “Kitaplar sadece okumak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir,” sözü bir çıkış sunsa da aynı zamanda kitaplarla yaşamanın tuhaf dünyasına dair bazı bilinmeyenleri saklı tutuyor. Burada bir başka hastalık akıllara gelebilir: Abibliophobia. Okuyacak bir metin kalmaması korkusu. Zweig’in Satranç’ında resmettiği tutsaklık veya 1984 ile Fahrenheit 451’in distopyası bu korkunun vücuda bürünmüş hâlleri olsa gerek.

Flaubert, henüz 16 yaşında genç bir lise öğrencisiyken kitap hastalıklarının belki en fenası hakkında karikatürize bir hikâye kaleme alır: Bibliomania. Barselona’da kitapçılık yapan Giacomo, sadece kitaplarıyla meşgul olmak isteyen, insanları görmekten huzursuzluk duyan bir bibliomandır. Dışarıdan bakımsız, çirkin ve anlamsız bir görünümü olan Giamoco, hep kapalı hücresinde yaşar ve nadiren kitap müzayedelerinde görülür. Ketum, hayalperest ve karamsar olan bu adam sadece el yazmalarına dokunurken mutludur. Flaubert’in genç yaşta tasvirleri öylesine canlıdır ki Giacomo’yu psikolojik olarak hissetmeye başlarız: “Körün ışığı sevdiği gibi bilimi seviyordu. Yo! Sevdiği bilim değildi, onun şeklini ve ifadesini seviyordu; bir kitabı, kitap olduğu için seviyordu. Kokusunu, şeklini, başlığını seviyordu.” Kraliyet kütüphanesi gibi bir kitaplığın hayalini kuran bu adam kitaplara paradan daha değerli bir şeyini vermiştir: Ruhunu.
#bookstagram

Cansu Aydın
Cansu Aydınhttp://cansu.aydin_01@metu.edu.tr
Eski hukuk öğrencisi. Şimdilerde ODTÜ / Phil

Mail bültenimize abone olun

Yazılardan haftalık mail ile haberdar olun.

Son yazılar