Şizofren…Şizofren…Şizofren…

Böyle bağırıyorlardı dışarıdaki çocuklar kendilerinden daha az yıldır hayatta olan küçük kız çocuğuna.Hepsi bir ağızdan,işaret parmakları ile arsızca göstererek haykırıyorlardı. Kahkahalar ve iniltiler eşliğinde. Belki aralarında küçük bir oyundu bu.Birisi birisini şizofren diye işaretliyor,o anlık şizofren olan küçükte diğerlerini kovalıyordu. Yakalarsa birisini virüssel bir hastalık gibi bulaştırıyordu mental bozukluğunu yakaladığına. Başlarda ben de öyle zannettim.Sonra göz yaşları dahil olunca oyuna anladım bunun bir eğlence olmadığını. Çünkü ancak yetişkinlerin eğlencelerinde aynı anda göz yaşı ve kahkaha olmalıydı.Çocuklar hep içinde gülmek geçen şeyleri yapardı,ya da hep ağlamak. Bazen gülmek için ağlarlardı ama ağlamak için güldüklerine hiç şahit olmadım bizim gibi.Ağlamaya başladı küçük kız.Saçları kulaklarına kadar inmiş,üstünde bir kol boyu kadar kirli bir beyaz elbise ile. Yere çömeldi. Yumruk ellerini gözlerine götürdü.Ağlıyor ama o anda birşeyi daha anlıyordu. Sesler yükseliyor, kelimeler suratına çarpıyordu.Belki babası gerçekten şizofrendi ya da annesi belki ikisinden birini kaybetmişti.Ya da kimsenin o yaşta söyleyemeyeceği şeyleri söylemiş,sırf diğerleri gibi düşünmediği için bu duruma maruz kalmıştı.Ya da sıradan bir ailenin sıradan bir çocuğuydu.Gözyaşlarını akıttıkça sıradan bir hüznün içine gömülüyordu.O anlardan birini yaşıyordu işte.Etrafında sesi en yüksek çıkan en çok bağıran çoçuğa bakıyordu aynı zamanda ve belli ki o başlatmıştı bu hengameyi. Kısa bacaklarının üstünde doğruldu.Yerden güç aldı elleriyle.Asfaltın belki de en temiz yerine vurdu ellerini. Tozlanmamıştı çünkü üstüne sürmemişti avuçlarını. Koşmaya başladı artık daha neşeliydi diğer çocuklar çünkü savaş başlamıştı. Koştu,koştu,koştu…Minik bedeninden beklenmeyecek bir hızla ve istikrarla o beyaz atletli çocuğa doğru.Koştukça hava karardı,sesler arttı,mahalleli de izlemeye başladı olanları.

Ağlayarak koşmak çok zordur. Çünkü gözyaşları yere düşmeyecek kadar ağır, süzülmeyecek kadar yüzünüzden hafiftir aşağılanınca. Bin kat ağırlıkla koşarsınız,elleriniz silse de tuzlu damlaları henüz elinizi çektiğiniz de yüzünüzden yeniden ağlarsınız. Ama küçük kız dakikalarca koşmuştu. Diğerlerinin suratından azaldı gülümseme,korku düştü yüreklerine,ya yakalarsa diye. Elini uzatıyor kendisinden daha az kirli beyaz atlete ama ucundan kaçırıyordu.O zaman nidalar artıyor,daha çok aşağalanıyordu. Sonra birden durdu.Yorulmamıştı ya da yılmamıştı. Beyaz atletli çocukta durdu arkasını döndü kıza baktı.İşte o an gelmişti. Kız yokuşun aşağısında oğlan başında bekliyor ama kimse artık kızla dalga geçemiyordu. Koşmaya başladı kız,ne hızlı ne yavaş,ne sinirli ne öfkeli sadece koştu uzattı elini ve tutttu beyaz atleti. Çevirdi suratını düşmanın tüm gücüyle öyle bir tokat attı ki,sesi yankılandı mahallede. Oğlan çöktü yere ağlamaya başladı.Geçmişti işte şizofrenliği ona. Son bir kez baktı oğlana sonra saatlerdir çağıran ablasına  doğru yürüdü.Devam ediyordu sesler o aldırmadığı halde.

Çocuk olmak,kolay bir iş değildir. Ben dahil birçok çocuk o tokatı beyaz atletli çocuklara atamadan yoruldu. Hiçbirimiz o tokatı atabileceğimize,o yokuşu o hızda geçip buna cesaret edebileceğimize inanmadık. Üstelik birden fazla fırsat çıkmışken önümüze.Şizofren olmadık ya da olan birini tanımadık ama o borcumuz olan tokadı atamadığımız için seneler yeni tokatlar ekledi hesabımıza. Hepsi suratımıza atılmak için.Dönüp bakın,hala o tokatların acısı var ruhumuzda.

Şimdi sesler kesildi mahallede ama dikkatle dinlersem hala duyuyorum bağrışmaları başka şehirlerin başka mahallelerinde.

Şizofren…Şizofren…Şizofren…

 

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment