-1-

Omuzlarındaki yükün ağırlığı belini bükse de yere, babasının sözünü dinlemeli hızlıca gidip hemen teslim etmeliydi damacanayı Ahmet amcaya. Ne de olsa babasının arkadaşıydı ve susuz kalmamalıydı dükkanı. Belini doğrultmadan ağırlığı sırtına vererek yürürken yolu gözüne kestirip yüzdeliyordu kendince. Yarısını bitirmiş olmanın sevinci ve yolun bitişinde duyacağı mutluluğun umuduyla damacananın ağırlığını hafifletiyor ancak asla onu bırakmak aklından geçmiyordu.

-2-

Sınıfın neredeyse tamamından farklı düşündüğünü kanıtlayan hareketler yapmıştı kendisinin dışında kalan sınıfın diğer kısmı. Yalnız hissediyordu yaşıtlarının arasında kendisini, ancak öğreneceklerine değiyordu. Belki yıl boyu tek gidip gelecekti okula ancak öğrendikleri ve aklında yoğuracağı o bilgileri bu yalnızlığının tuzu biberiydi. Gün geliyor bu yalnızlık canını çokça sıkıyordu lakin içten içe ufkunu genişletecek o hakikatleri tahayyül ettiğinde içine su serpiliyor, yalnızlığı, imtihan biliyordu.

-3-

Açılışını yaptıracağı marketin tabelasına şöyle bir uzaktan baktı; ”burası örnek olacak diğer meslektaşlarıma, hak yemeden para kazanmak da oluyormuş demeliler” dedi, içinden.  Akşam çalışanların tamamını topladı. Çalışma saatlerini ve maaşlarını söyledi. Çalışanlar şaşkındı. Çalışma saati fazla değil ve maaş asgari ücretin ¼ ‘ü fazlaydı. İçinden “Bakanlar kurulumuz memur katsayısını” diye başlayan o cümleyi söylemek geldi. Seviniyordu içten içe, iş sahibiydi ve işçiye hakkını vermeniz mutluluğunu yaşıyordu.

-1-

Artık omuzlarındaki damacana ona kısa süre taşıması gerektiğine inandığı içi su dolu bir plastik parçasından başka bir şey olarak gözükmüyordu. Ayakları merdivenlere her yaklaştığında belinde bir tereddüt oluyor, her an suyu yere bırakacak olmaya meyilli çıkıyordu bir bir merdivenleri. Oysa ne heyecanlı aşıyordu kısa zaman önce bu merdivenleri, ticaret zor işti, üstelik babasının arkadaşları sabahtan dükkanın önünden geçerken alamaz mıydı sularını? Her sabah bir ihtimal ” babam bugün beni kaldırmasa ya ” ümidiyle uyuyor taklidi yapmaya başlayalı bir hayli olmuştu.

-2-

Herkes benim gibi işte diye düşünmek mantıklı gelmiş olacak ki artık sınıftakileri kendinden çok ta ayrı tutmuyordu. Onlarında bugüne gelene kadar telkin verenleri olmuş, tek farkla onlarınki popüler bir telkin bombardımanının bir sonucu, benimkisi daha az popülerdi. Ama öyle ya da böyle şu sınıftaki bir çok kişi benim gibi kısmi heyecanlarıyla buraya gelmiş ve kendilerini ilim meraklısı zannetmişlerdi.Artık arkadaş edinmeliydi, fakat bunu yapmaktan çekinmesi oldukça tanıdık bir histi ve seçimini yine bu yönde belirledi.Bilme aşkı ile başladığı yolculuğunu dinleme sabrı göstermeye başlayarak devam ettiriyordu.

-3-

Çoğalan giderlerine çözüm ararken geçmişte çalıştığı marketin sahibinin verdiği telkin kulağında yankılandı ” ben nasıl yıllardır yürütebiliyorum sanıyorsun kardeş, ticaret ehli alırken de verirken de elini sıkacak yoksa yürümez bu işler “. Makul geldi, nede olsa piyasada kimse onun kadar maaş vermiyordu. Fazladan verdiğini geri alsa yetecekti, sonuçta işçinin hakkını yemiyordu, herkes kadar maaş verecekti. Aklına bir kez olsun çoğalan giderlerini kısmak gelmeden maaşları düşürdü. Ertesi gün içtiği 2 çaya verdiği 10 lira aklına, çalıştırdığı işçinin alın terini getirmemişti.

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment