Size oluyor mu bilmem ama bana o kadar çok sık oluyor ki bu durum, sanki etrafımdaki insanların hayatları benim hayatımdan daha olması gereken gibi… Sanki en normali ve yaşanması gereken onlar da benimki saçmaymış gibi. Ne ilgisi vardı ki hepimiz insan gibi insanlarız işte. Hayatlarımızın her saniyesinde çok çok benzer olaylar yaşamaktayız. Ama bu çekimserlik neden öyleyse! Hani olur ya bazen, arkadaşınız bir şey anlatır kendi yaşamından ve biz de: “Aaa, aynısını bende yaşadım dün! diye şaşkınlıklara boğuluruz, hatta hoşumuza gider bu durum yani başkalarıyla benzer şeyleri yaşadığımızı fark ettiğimiz an. Belki de o an gerçekten insan olduğumuzu fark ettiğimiz andır. Şöyle örnek verirsek; düşünün ki otobüste yanınıza bir profesör oturuyor ve bunun farkındasınız. Bir de yan tarafta ilkokul mezunu bir teyzemiz. Bir soru sormamız gerektiğinde hangisini seçerdiniz? Nedendir bilinmez ama insanlar profesör konusunda hep bir çekimserdir. Sanki onun hayatı ve yaşadıkları bizden farklıymış gibi belki ilgi alanları farklı hepsi bu. Sanki soracağımız soruya, bu da sorulur mu dermişcesine bakacak gibi, gelir. İşte hep bu yüzdendir insanın yarım özgüvenle doğması. Yarım özgüveni insanları tanıdıkça, hayatlarına girdikçe tam bir hale çevirebiliriz. Önemli olan çocuk yaşta bunu benimsetebilmek yani hepimiz aynı şeyler yaşıyoruzu öğretebilmektir mühim olan. Küçükken neden öğretmenlerimize hayran hayran bakarız belki de halen daha öyledir, sanki onların yaşamları en güzeli gibi düşünmek gelir içimizden. Aslında bir nevi ön yargıya da bağlayabiliriz bu durumu. Duruşu kibirli, kaşları çatık birini düşünün. Bir çekimserlik yaşar insanoğlu durduk yere. Soru dahi soramaz. Sanki o bizden çok farklıymış gibi görürüz ya onu. Çevremizde mutlaka vardır böyleleri. O zaman aklınıza bunu getirin işte. O da küçükken burnunu karıştırırdı, o da ilkokulda altına kaçırırdı, o da babasından dayak yerdi, ya da o da aldatılırdı. Başına gelebilecek en kötü şeylerin sizinle illaki bir ortak yönü vardı çünkü insandı. İşte bu yüzden şimdi insanların arasındaki bu mesafe ve samimiyetsizlik. İletişimi sağlayamıyoruz sanki birbirimizi anlayamayacakmış gibi.

Gülsüm DURAN
Yozgat'ın kendine has bir mahallesinde doğup kendimi Bursa'da bildiğim ve bulduğum ben, eskiden beri İngilizce sevdalısı olup tam da o mesleği seçip Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum, liseden bu yana tiyatro, yazarlık, taklitler gibi sanatsal yönümü ortaya çıkarmaya çalışsam da iş güç sanırım tam kendimi aktaramamış olsam gerek ki Mornota ile tanışınca içimdeki bütün fırtınaları anlatma ve hissettirme fırsatını artık yakaladığımı düşünüyorum. Teşekkürler Mornota, love you.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment