Dünyanın yaradılışından bu yana insanoğlu parlak nesnelerin esiri olurken; zümrüt, yakut, altın gibi  madenler zenginliğin simgesi haline gelmiştir. Bugün bakır oranını azaltıp artırarak beyaz altın, rose altın elde edebildiğimiz günümüze kadar değerli madenler içine katılan diğer değerli madenlerle çeşitlendirilmeye çalışılmıştır.

Peki bu noktada tüm insanoğlu tarihine bir yolculuğa başlarsak; sadece altından yapılmış dev saraylar, yakuttan yapılmış heykeller, zümrüt hamamlar görebiliyor muyuz? Tarihte bu madenlerin sadece dekoratif olduğunu görebilirsiniz.

Gözümüzü kapatalım ve geçmişteki ihtişamı hayal etmeye başlayalım. Önümüze gelen ilk görüntü doğanın doğal sanatçısı mermer olacaktır. Mermerden yapılmış altın işlemeli saraylar, mermer hamamlar üzerinde zümrüt kabartmalar göreceğiz. Bu da demek oluyor ki doğanın moda, sanat ve dizayn uzmanı aslında değerli madenler değil tamamıyla doğanın çocuğu olan mermerdir.

Günümüze kadar ulaşan mermerin yansımalarına örnekler verecek olursak; Mısır tapınakları, Yunan akropolleri, Roma devrine ait amfi-tiyatrolar, orta çağın şatoları, Gotik tarzı katedraller, Rönesans’a ait eserler, Selçuklu ve Osmanlı devrinin saray, hamam, cami ve çeşmelerinden modern çağda tren istasyonları, havaalanları, yönetim binaları, alışveriş merkezlerine kadar dünyanın her ülkesinde baktığımız her yönde farklı bir yansıma görmemiz mümkün. Neolitik Çağ’da kendini ilkel kullanım aletleri olarak sergileyen doğal mimar günümüzde ihtişamın adına paye katmaktadır.

Burada aklımızda şu soru belirebilir. Mermerin kendisi gibi hiç mi doğal bir rakibi yoktu? Aslında bu sorunun çok basit bir cevabı var. Mermerin güzelliğine denk bir rakibi olmadığı gibi ona meydan okuyanlara sunduğu en büyük üstünlük; hiçbir bağlantıya gerek duyulmaksızın sağlam yapılar inşa etmeye olanak tanımasıdır.

Romalı bir heykeltıraş imparatoruna sunacağı eserini mermer ile şekillendirirken; yunan mimar tapınakta kullanacağı mermerleri aklında yerlerine koyuyordu. Sanatçının en büyük hedefi ise eserinin kalıcı olmasıydı. Bu konuda tüm sanatçılar doğanın mimarına güvendiler ve haklı güvenin mutluluğunu yaşadılar.

Burak ALTINSOY
Adım Burak Altınsoy.13.06.1981 yılında İstanbul’da yağmurun ardından güneşli bir güne doğdum.Küçük yaşta yazma arzusu beni örümceğin ağına takılan bir karınca gibi ele geçirdi.10 yaşımda ilk şiirimi yazdım,ardından bir tane daha derken 2000 senesinde “Yalnızlar Rıhtımı” adlı bir şiir kitabım oldu.Yazmanın büyük güç olduğunu öğrendiğim günlerde,hayatımın değişimi mutlulukla sarmaladı beni. Yazdığım dergi ve köşelerde insanların beni okuyarak aşk tazelediklerini gördüm.Ardından biraz daha büyüdüm ve yazdıklarımda büyüdü.2008 yılında “Çanakkale Savaşları Rehberi” derlemesinin ardından BK design ve Altur dergilerinin editör yardımcılığı ile yazma konusunu boyutlandırdım. 20 senedir iş hayatımda Şehir Işıkları,Gama Reklam,Tasarium Ajans gibi güzide firmalarda yönetici düzeyinde yer aldıktan sonra Fırat Plastik Kuruluşunun 6 yıl reklam koordinatörlüğünü üstlendim.Bu güzel altı yılın sonunda nefes dahi alamadığım İstanbul’dan memleketim olan Ege’nin cenneti Muğla’ya taşındım.Şimdi yeni bir serüven,yeni bir hayat!Memleketim bana kucak açtı.Yenilediğim yaşamıma Çobanlar Holding’in Kurumsal İletişim Müdürü olarak başladım. Evliyim ve bir çocuk babasıyım.Oğlum kadar çocuk ruhlu ve Mecnun kadar eşime aşığım.Ayrıca tarihi savaş filmleri ve otomatik saat koleksiyoneriyim.Derin bir nefes aldım ve yazmaya başladım.Kaldığım yerden devam ediyorum.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment