Bir güne başlarken yaptığımız ilk şeydir gözlerimizi açmak. Bunun ilk olmasının altında bir veya birden fazla neden olup olmadığını, bir nedeni varsa bunun ne olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Herkes gibi ben de düşünüyorum ister istemez. ‘Gözlerimiz ne kadar değerli? Güne gözlerimizi açarak başlamanın anlamı nedir?’ gibi sorular soruyorum kendi kendime ve bu sorular da onlarca başka soru çıkarıyor karşıma. Ben ise bu sorulara cevap verdikçe, gözlerimizin önemini daha çok kavrıyorum. Gözlerimizin hayatımızda hangi duyguları, hangi davranışları, vs. temsil ettiğinin, neyi simgelediğini anlamaya çalışıyorum.

 

İlk olarak gözlerimizin hayatımızdaki en önemli yerine değinmek istiyorum: Başlangıç…

Hayatımızın başlangıcına gidersek, dünyaya geldiğimizde gözlerimizi açıp dünyaya merhaba deriz ve o günden sonra her günün sonunda gözlerimiz kapanır ve sonra güne başlarken tekrar açarız gözlerimizi. Bu böyle devam eder. Gün içerisinde ise gözlerimizi birkaç saniyede bir açıp kapatırız. Gözlerimizi her kapatışımız bir anın bitişini her açışımız ise bir anın başlangıcını anlatır. Aslında bundan daha önemli bir şey vardır bu göz kırpmalarının anlattığı ve çoğumuzun da farkına varamadığı. O da geçen zamandır. Gözlerimizi kırpmamız zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bize anlatır. Her anda göz kırpmamız, her anın ne kadar değerli olduğunu anlatır bizlere. İşin kötüsü, bu göz kırpmalarını bir yerde biriktirmek, saklamak da maalesef mümkün değildir.

 

Daha da açacak olursak, uzun bir süre gözlerimizi kasten kapalı tutup kırpmasak bile zaman yine geçmektedir ve bu da yine, zamanın öyle ya da böyle geçtiğini, ‘gözlerimizi dört açmamız gerektiğini’ bizlere anlatmaktadır. Bu yönden dikkatli bir şekilde düşündüğümüzde, gözlerimizin hem başlangıcı hem de bitişi temsil ettiğini, bu aralıkta geçen sürenin önemini ve geçen her anın değerini bilip, buna göre yaşayıp, her anımızı değerlendirmemiz gerektiğini bizlere göstermektedir.

Gözlerimizin hayatımız içerisindeki bir başka önemli yeri ise bizim özkameramız olmasıdır. Peki, nedir bu özkamera? Özkamerayı gözlerimizin yaşadığımız anları bizlere bir filmdeymişiz gibi hissettirip bunu benliğimize işlemesi diye açıklayabiliriz. Özkamera, bu yönüyle insanların hayata karşı bakış açısını şekillendirebilmektedir. Neden mi? Çünkü her insanın hayatı bir filmdir ve her insan kendi filminin hem değişmez başrol oyuncusu hem de değişmez seyircisidir. Özkamerasını açıp bunun farkına varan insanlar için hayat bir zorunluluktan öte, bir eğlenceye, bir sinemaya, bir sanata dönüşmektedir. Özkamerasını açan insan, bu eşsiz filmi hem izleyip hem oynarken, etrafındaki insanların da hem izleyici hem de oyuncu olduğunu görür ve bu iş daha da farklı bir boyut kazanır insanda. Başrol oyuncusu olan insan elbette bu kadar büyük bir ekipten oluşan bu filmin kötü bir film olmasını istemeyecektir ve bu filmin en iyi film olması için uğraşacaktır. Yeri gelecek, oyuncu kimliğiyle bu hayatı yaşayacak; yeri gelecek, izleyici kimliğiyle iç hesaplamasını yapacak, kendini oyuncunun yerine koyacaktır. Bazen insanın kendisi, bazen de etrafındaki insanlar yönetmen olacak bu filmde. Öyle bir film olacak ki kimse geleceği tahmin edemeyecek. Ne yönetmen, ne oyuncular, ne de seyirciler… Özkamera açık olduğu sürece sonsuzluğa giden bir film olacak. Öyle ya da böyle özkamerası açık olan insan ve etrafındakiler için bu film mükemmel olacak.

 

Görüldüğü gibi gözler, çok önemli bir duyu olan görmenin dışında insanın, hayatını şekillendirmesine, farklı bir benlik kazanmasına, dünyayı daha farklı bakış açılarıyla ele almasına yardımcı olmaktadır. İnsan, en güzel kamerası olan gözlerini her daim açık tutmalıdır.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment