images“Azrail’i çağıran kelimeler yazıyorum!” dedi şair,titreyen dudaklarıyla.Ellerine bulaşmış bu titreme illeti,onu bir öykü yazmaya zorladı.Diye başlıyordu bulduğum öykü…Tanımadığım bir arkadaşımındı öykü.Arkadaşım,hep böyle derdi. “Beni tanımıyorsun!” Adam ilmek ilmek boğazına dizilmiş hayatı tükürmüştü sanki. Öyle bir tükürmüştü ki,artık nefes alıyordu.Ölüm de bunun gibi bir şey olmalıydı….“İnsanlar!” dedi genç adam. 19 yaşındaydı ve daha bir şey bilmiyordu. İnsanlar onu delirtiyordu.Koskoca bir zincir gibi geliyordu ona insanlar,her biri zinciri oluşturan birer halkaydı.Ve zincir,zincire katılmayanlara işkence yapıyordu.Yalnız yaşıyordu genç adam.Karanlık bir evde yalnız…Kirli bir evdi.Ve soğuk bir evdi…Genç adam bir gün dışarı çıktı,aylardır dolaşmak için dışarı çıkmamıştı.Ama dolunay vardı o gün,genç adam bir büyünün etkisinde kalmış gibi yürüdü. Gözlerinin iri siyahlığı,genç adama bakanları dehşete düşürüyordu. Dağınık saçları vardı.Beyaz teni,apayrı bir ürperti katıyordu.Pürüzsüz bir yüzü ve seyrek sakalları vardı. Bedensel olarak bir insana benzemiyordu,sadece ruh gibiydi…Dolunay gibi bir adamdı…Toprağa bastığında,ademin damarlarına değen bir çocuk gibi hissetti kendini.Nemli toprak,ayak izleri bırakıyordu. “Toprağa basmak!” dedi kendi kendine.Toprağa basmak,sizin sadece yaşadığınızın göstergesiyken;o bu eylemle sayısız düşünce geçiriyordu aklından.Toprağa basmak…Arkasına takılan yarasayı görmeden ilerledi.Ormanda kayboldu.Orman bu kadar kasvetliydi ki,yalnızlığı ilk kez ürkütücü geldi.İnsan yüzü görmemişti ne zamandır…Çok küçükken kaçmıştı bu barakaya.Günde bir öğün,yaşamak için yemek yerdi.Zayıftı.Masasında otururdu.Sıkılmazdı,karanlığa gözlerini saatlerce diker düşünürdü.Ne düşündüğünü kim nerden bilebilir ki? Masasının üzerinde sapsarı kağıtlar ve bir mürekkep hokkası vardı sadece.Ama bir şey eksikti.Yazabileceği bir kalem…Ormanda geziyordu adam.Arkasından gelen sese aldırış etmedi ilkin.Tekrarlanınca arkasına döndü ve baktı,havadan bir gölge uçmuştu.Aldırış etmedi.Ne zamandır hareketten yoksundu,uyuşuk bir halde yürümeye devam etti. Bir şeye çarpmıştı.Mumunu o şeye doğru uzattı,mezar taşı vardı.Tam ayaklarının altında ise bir mezar…Kaçmak geldi aklından,korkmak geldi içinden.Ama korkmadı ve yalnız gömüldüm. “Yalnız gömülmek de neyin nesiydi? Sanırım bu adam,mezarı kendi açmış ve zamanla mezarının üzerine kum dolmuştu,diye düşündü genç adam. Eşsiz bir gömülüş,diye düşündü…Çok zekiydi; ama bunu göstereceği kimsesi yoktu…Kendi kendinin arkadaşıydı.Belki bir kalemim olsaydı diye iç geçirdi,o zaman arkadaşım olurdu…Ona göre kalemi olan biri,kendiyle arkadaş olmuştur.Genç adam başını kaldırdığında mezar taşının arkasındaki ağacın dalında yarasayı gördü. Bilirsiniz yarasaları…Ürkütücü şeylerdir. Yarasalar…Canlı bir şey görmeye muhtaçtı elbet,ama o bu yaratık değildi! Yalnızlık,miğfer derler ya hani.Miğferdi elbet…Miğferdi ve bir savaşa katılışın hazırlığıydı yalnızlık! Sessiz bir savaştı…Adam ürkmedi yarasadan. Karanlık duvarında gördüğü şeyler daha ürkütücüdür…Dünyadaki şeyler,onların yanında bir hiçti. Yarasa dik dik ona bakıyordu. Daha da yaklaşıp,mezar taşının üzerine kondu. Adam,geriye sıçradı bir an. Arkasına baktı sebepsizce. Bir mezar taşı daha ilişti gözüne gözüne,üzerinde kuzgun vardı. Adam koştu.Sağ tarafta da bir mezar taşı vardı,üzerinde şişko bir baykuş vardı. “Kayıp ruhlar ormanı!” dedi fısıltıyla bir ses. “Yalnızlığın,diyarı…İnsansız diyar. Nefes alınmaz,nefes verilmez.” Sustu bir süre. “Ve sen! Daha fazla alırsan,bu ruhların iştahını kabartacaksın!” dedi ses,sert bir haykırışla. Kuşlar iyice yanaştı adama. Gagalayıp kaçmaya başladılar. Adamın derisini kavlatıyorlardı. Karanlık ve sisli ormanda adam bağırmaya başladı. Ne zamandır hiçbir ses çıkarmıyordu. Kenardan bir ağaç dalı kırdı.Üzerindeki elbisesini yırtıp,dala sardı. Mum ile ateşe verdi. Bir an aydınlaşmıştı. Ses hiddetlendi. “Işık!Lanet insan!” diye haykırdı.İnsan…Adamın kanını ürperten laf buydu.Bu uçan kuşlar. Ki onlara kuş demeyi istemiyordu…Işık sayesinde ona yaklaşamıyordu.Ama ışık bitmek üzereydi…Işık biterse? Adam düşünmeden,yalnız ölünün,mezarını eşmeye başladı.Ve ölünün sapasağlam duran cesedini gördü.Kafasını ışığa çevirdi,bitiyordu.Tekrar ölüye çevirdi. Mavi gözlerini açmış ona bakıyordu ölü. “Bu kalemi al!” dedi ölü. “Bu kalem…Yalnız yaşayan insanların laneti! Bu kalem, kayıp insanların tek tesellisi…Bitmeyen bir büyüdür mürekkebi. İnsanları oyuncak sanırsın…Uzak kalırsın,topluluk halinde yaşayan insanlardan. Bu kalemi al…Ve yaz!” dedi.Adam kalemi aldığında,ölünün birden gözü kapandı ve çürümeye başladı. Işık da söndü,usulca.Elindeki kuş tüyü kalem yüzünden adama yaklaşmıyordu o yaratıklar.Mezar taşlarına tekme attı genç adam,üçünü devirdi. Daha var mı diye düşündü…Varsa da arayacak kudreti yoktu. Kuşlar yere düşmüştü,mezar taşlarını yıkınca. Evine vardı…Ve hikayesini yazmaya koyuldu.Tanıyamadığım arkadaşımın hikayesinin bundan sonrası kayıp…

Kalem:Yalnızlık.

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment