Çocuk kalbi

Tarih:

Yazarın diğer yazıları;

Kalan yanlarım sana emanet

Evi toza talaza karışmışlar kentinden dağılıyoruz dört bir tarafa....

Ey sır, ele ver bizi!

Kışlara anlam yüklemeyi bırakıyorum artık. Doğumumla başlayan serüven ölümümle...

Öyleyse

Bütün gözler üzerinde! Yokluktan mütevellit Yolcusun oysa içlerinden geçip gidecek görünmezlikte Böyledir,...

Üstüne alınma

Kalbim Acı-MA! Boşsun Hiçlikten büyük AŞK ol-MAZ. Dolmaya kalkarsan bitersin, İyisi mi sen Boşken güzelsin. Boş...

Cennetle cehennemin cemi

Düşen bombalar, artan kaygılar, git geller, heyecanlar ve de...

İnsan olma!

Tevekkeli çabalar bunlar. Ne ölümden ne de hayattan kurtuluş...

Karlı karpuz

Ilık bir sevinç kaplar bazen ya hani. Hanidir yoktur ortalarda,...

Bana bir masal anlat, baba

Direniyorum. Savaş olmadan direniş mubah mıdır? Sanırım bu dünyanın en ağır...

Yüzyıllarca yaşamış bir çocuğun öyküsü bu… Onca yaşamasına rağmen büyümeyi göze alamamış ki büyük insanlar(!)dan da zaten bir hayır bulamamış o güne değin. Ki yüzyılları küçücük bir çocuğun önüne dizen de o büyük insanlar(!) değil miymiş? Uyusun da büyüsün der ya ninni; peki bütün uykularına zehir damıtılan bir çocuk çürümeden büyür müymüş? Heyulalar geçerken gecesinden üstünü örten yorgan ısıtır mıymış ki? Unutmuşlar çocuğu, tıpkı güneşe direkt bakınca edinilen körlük gibi.
Çocuk şaşkın.
Gel zaman git zaman bir çıkarını bulmuş kendi halince. Yürümüş yüzyıllarca yapayalnız karanlığın bağrında. Ne korku ne de umut sade bir çocuk; ha bire yol almış, yıl almış amma yaş alamamış bir türlü. O hala bir çocuk ve de hep çocuk. Bir gün hiss-i kablel vuku ile dönüp bakmış ardın sıra.
Çocuk şaşkın.
Yüzyılları arşınlamış hemde bir arpa boyu büyümeden. Devrinin insanları geride kalmış ya da o eskilerin yolunu tutmuş geçmişe yaslanmış. Her ne olmuşsa hayır olmuş. O zehirli, güdük uykulara dayanma imkanı yokmuş meğer eğer ruhu panzehirini sunmazsa rüyalarına.
Çocuk şaşkın.
Anlamış ki ne kadar yaraysa o kadar da devaymış ve de büyük insan(!)lar hala bir o kadar hayal.
Doğrultmuş çocuk gövdesini usulca kim bilir belkide ilk kez hissetmiş güneşin ılık dokunuşunu, rüzgarın sessiz sarılışını, yaprakların telaşsız okşayışını… Yüzyıllık yolculuğu bitmemiş elbette lakin o artık çocukların dokunulmaz olduğu bir evren bulmuş içinde. Zorla büyütülmeyen, yürütülmeyen ve de çürütülmeyen.
Zaten çocuğu sürgün eden büyük insanlar da bilirmiş ki yüzyıllarca yaşamanın tek şartıymış bütün yollardan ve bütün o büyük insanlar(!)dan daha da büyük bir çocuk kalbine malik olmak. Daha da mühimi onu ömrünce koruyup kollamak. Kim bilir belki de büyümenin diyeti olarak sunmuşlardı çocuk kalplerini o büyük insanlar(!). Ne müflis bir ticaret!
Hikaye bu ya yüreğinin elinden tutmuş çocuk, yüzyıllarca yaşamış; hezimet o ya kurtaramamış çocuk kalbini büyük insan(!) yetmiş yıllık bir hayatı bile yaşamaktan aciz kalakalmış.

Mail bültenimize abone olun

Yazılardan haftalık mail ile haberdar olun.

Son yazılar