içinde

Distopyaları Aratmayan Kurumlar ve Ataerkil Sistem

gender oriented brands

Temel faaliyeti belirli insan ihtiyaçlarını karşılamak için doğmuş olan kurumlar bu ihtiyaçları belirlerken toplumsal süreçte toplumsal cinsiyeti de yaratmaktadırlar. Toplumsal cinsiyet ne mi ? Toplumsal cinsiyet, cinslere başka bir deyişle cinsiyetlere toplum tarafından dayatılan rol, tutum ve davranışlar olup kız çocuklarına barbie bebekler erkek çocuklarına ise silah gibi oyuncaklar almayı görev bilen ebeveynlerin çoğunlukla farkında olmaksızın kız ve erkek çocuklarını ayrıştırmaları. Evet böyle söylendiğinde oldukça masum görünüyor olabilir. Fakat bunun sırf kız çocuğuna bebek sevgisi aşılamayı ve ilerde bir ‘ev hanımı’ profili rolü biçmekle ilgili olduğunu erkek çocuğuna ise kamu alnında başarılı olmanın dayatılmak istediğini söylesem? İşte bu başlı başına bir toplum tarafından dayatılan sosyal roldür yani toplumsal cinsiyet.

Toplumsal cinsiyeti yaratan bu kurumların bunu yine temel işlevleri aracılığıyla ve kültürün istikrarını koruma adı altında yapması şaşırtıcı değildir. Çünkü yaşanılan ataerkil sistem bunu zorunlu kılmaktadır. Ve böylece çeşitli mecra ve kurumlar ataerkil ideolojinin yeniden üretim araçları olmuşlardır. Hukuk kurumu sahip olduğu yaptırım gücüyle bunu sağlarken; medya ürettiği dizi, proğram ve filmler aracılığıyla ideolojinin tekrar ve tekrar bu ideolojinin yeniden üretim aracı olmuşlardır. Yine bir kurum olan dinlerin de kadına yaklaşımı toplumsal cinsiyette etkili ve etkin bir faktördür. Eğitim ve öğretim kurumları ise yine toplumsal cinsiyetin devamını sağlamada etkili bir yoldur ki şekillenen ataerkil ideolojinin gelecek nesillere aktarılmasını sağlar. Ekonomi ise ataerkil sistemi ve kapitalizmi canlı tutan bir kurum olarak kadını önce kamusal alandan dışlamakta ardından kadın emeğini yok saymakta ve son olarak erkeği üretici, kadını ise tüketici konumuna sokmaktadır. Sonuç olarak kurumlar sistemi sağlamlaştırmada ve devamını sağlamada iyi tasarlanmış bir döngüdür.

Kurumların toplumsal cinsiyetleşmesi veya toplumsal cinsiyetleşmenin kurumsallaşması hem aynı anlama gelen kavramlar hem de karşılıklı birbirini etkileyen yukarıda bahsedilen döngüyü oluşturan kavramlardır. Bir kurum olan ve bu döngüyü sağlayan en güzel örnek ise tıp bilimidir. Öyle ki tıp tarih boyunca hem normali ve anormali ayrıştırma (burada bahsedilen normal ve anormal kavramları mecazidir ve gerçekte bu ayrıma karşı çıkılmaktadır) rolünü üstlenmiş hem de bunun bir sonucu olarak kadını, erkeği ve diğerlerini kategorize ederek onlara sosyal bir kalıp biçmiştir. Böylece saldırgan, bağımsız, duygusal olmayan ve duygularını çoğunlukla gizleyen, nesnel davranan, kolayca etkilenmeyen, bilimseldir, küçük bir kriz durumunda kolayca heyecanlanmayan, aktif rekabetçi, mantıklı, sokak yönelimli, çalışma hayatında yetenekli olan, kolay incinmeyen, maceracı, kararlarını kolayca veren, hiç ağlamayan, bir lider gibi davranabilen ve öz güveni sağlam olan eril kişilik ve bunların tam tersi özelliklere sahip olan iradesiz, güçsüz, duygusal, konuşkan, güvenlik ihtiyacı güçlü dişil rol çizilmiştir. Ve bu sadece buz dağının görünen kısmı olup toplumsal hayatta hem erkek hem kadın hem diğerleri için çizilmiş roller ve sınırlandırılmış bireylere neden olacaktır.

Ve en kötüsü kurumlar tüm bu olumsuzlukları oluştururken muhtemelen en büyük olumsuzluğu da topluma giren yeniliklerde engelleyici ve daha iyi ihtimalle geciktirici misyon üstlenmektedirler.

Ne düşünüyorsun

Kırmızı Yazar

Yazar mortaldance

Anadolu Üniversitesi, 1994

Yıllık üye

Bir cevap yazın