içinde

Efran

IMG 5016 scaled

Bekledi Tayfun. Camdan yansıyan Tayfun’a ne kadar benzediğini düşündü. Tek bedende iki hayat yaşadığını fark etti. Günün diğer insanlara göre 24 saat olan hali, Tayfun’a göre 12’şer saatten oluşmaktaydı. Ona bahşedilen bedende iki farklı insanı taşırdı. İkisinin de adı Tayfun’du. İkisinin birbirinden tek farkı meslekleriydi. Biri mühendisti. Diğeriyse fotoğraf eğitmeni. Eğitmen olmasının yanında sanatçılığını da yapardı. Hayatına iki mesleği alabilmek için parçalamıştı kendini. Günü ikiye bölmüş, bu duruma göre planladığı hayatına devam ederdi. Birinin içine sanatı, sosyalliği koymuş; diğerinin içine parayı ve toplum baskılarını yerleştirmişti. Aslında fotoğraf işinden o kadar güzel para kazanırdı ki, mühendislik kısmını yapmasa da olurdu. Ama tek bedendeki tek ruhla idare edebilmek ağır gelmişti. Kendini intihar etmeye çalıştığı bir gecede, parçalanarak intiharı seçti. Eşini de sevgilisini de seven plaza insanları gibiydi. Mühendisliğini de severdi, eğitmenliğini de.

Bu kendini intiharını tetikleyen şeyse o sıralarda okuduğu kitaptı. Azra Kohen’in Fi kitabında gördüğü bir soru. “bu dünyaya bir şeyi en iyi şekilde yapabilmek için gönderilmiş olsaydın neyi en iyi şekilde yapabilirdin?”. Soruyu okuduğu anda kafasını kaldırmış, biraz düşünmüş sonunda da kendini intihara kalkışmıştı. Neyse ki şimdi parçalanmış iki ruha sahipti. Tek ruhken sahip olduğu hastalık, ağırlığıydı.

İnsanlar taşıyamayacakları yüklerle doldurunca sırtlarını yardımına koşacak insanlar biriktirir çevrelerinde. Bunların toplu ismine de çevre adını verirler. Sonra yakınlık derecelerine göre aile, sevgili, yakın arkadaş, dost ve tanıdık halini alırlar. Aslında her insan hayatındaki dertleri başkalarıyla sırtlayabilmek için sosyalleşir. Birine derdini anlatmakla başlamıştır konuşmak. İlk insan kıçından gelen ilk bok karşısında ne yapacağını şaşırınca, yanındakinden bu derdine el atmasını istemiştir. Bu sayede konuşmaya başlamış, sonra da kendi derdini başkalarına yüklemiştir. Yürümeye başlayıp keşfettiği dünyada daha değişik dertler edindikçe de kelimeleri yaratmıştır. Kıçtaki bok iki kelimeyle anlatılırken, sevişmek ihtiyacı tek kelimeyle anlatılır. Ya da acıktığında nasıl bir şey yemek isteyeceğini daha uzun kelimelerle anlatmıştır insan.

Tayfun’un bir çevresi vardı. Ancak derdini anlatıp paylaşabileceği bir derdi yoktu. İnsanlar hastalıkları sırtlanmak istemezlerdi. Müslümanlara göre daha soğukkanlı olan Hristiyanlarda bu yüzden ötanazinin herhangi bir yasağı yoktu. Taşıyamayacağı hastalık yükünü, bitirmenin yasal adıydı ötanazi. Olan çevresi tarafından sevilen Tayfun, bu durumu iyi bildiğinden hiçbir zaman kendi derdini başkalarına yüklemek istememiştir. Yalnızca hayatına giren kadınlar Tayfun’a yardımcı olabilirlerdi. Onlar da içindeki yüz tane Tayfun’dan birinin ruhuna dokunur, geri kalan doksan dokuzu ayaklanana kadar hayatında kalabilirdi. Çoğunluk azınlığa her zaman hükmeder ve kadın giderdi.

Tayfun kendisini sevdiğine inandığı her kadının, yaptığı bu sıradana dönüşmüş hareketi bir türlü anlayamadı. Aslında sevildiğine olan inancı sorunun tam puanlık cevabıydı. Tayfun hem tüm insanlara güvenir hem de hiç kimseye güvenmezdi. Bunun nedeni herhangi bir insanın doğru söyleyip söyleyemediğini bilemeyecek olmasıydı. Çocukken en çok istediği şey bir süper adam olabilmek iken, büyüdükçe bu hayal somutlaştı ve adı Allah oldu. Tayfun 15 yaşından beri Allah olabilmeyi isterdi. Böylece hangi insanın gerçek, hangisinin yalan söylediğini anlayabilir ve buna göre savunma mekanizmaları geliştirebilirdi. Mühendis olmaya da 15 yaşındayken karar vermişti.

Ama bunu hiçbir zaman bilemezdi. Çünkü insan, dünyaya insan olmak için gelirdi. Tayfun da anne ve babasının biraz fazla bağırtılı ve şehvetli geçirdikleri bir gecenin ürünüydü. İnsan olarak dünyaya gelmese belki Allah olabilirdi. Bu duruma hiçbir zaman kızmadı Tayfun. Onun yerine Allah’la arkadaş olabilmeyi denedi. Ve başardı. İçindeki her iyiyi, kötüyü bilen birisiyle arkadaş olmak belki de en güzeliydi. Çünkü asla yalan söyleyemez ve her zaman doğru cevapları alırdı.

Tayfun’un hayatının parçalanmışlığı elbette toplum tarafından fark edilse, hemen en yakın akıl hastanesi aranır ve ambulans gelene kadar Tayfun toplum tarafından zapt edilirdi. Ancak Tayfun rolünü güzel oynayan biriydi. Mühendis zekasının verdiği titizlikle hazırladığı plan o kadar güzel işlerdi ki, kimse tek bedende iki ruh taşıdığını anlamazdı.

O anladı. Tayfun dünyada böyle yaşayanın yalnızca kendisi olduğunu düşünürken, O kendisi gibi yaşayan bir başkasının daha olduğunu hemen anlamıştı. Yavaşça Tayfun’a yaklaştı. Sırtı O’na dönüktü Tayfun’un. Boyları neredeyse aynıydı. Tayfun biraz kısaydı ondan. Belki beş santim kadar. Kulağının hizasına gelince Tayfun’un O, belki de normal bir ruhu ereksiyon olamadan bitirecek bir ses tonuyla, “-Ölüm var!” dedi.

Ne düşünüyorsun

Okur

Yazar Orkun Kayra Akyüz

Acıyı sevecek kadar aptal, acıtanı sevecek kadar aşık, tütün sarabilecek kadar becerikli, bağzı kitapları gece onikiden sonra okuyabilecek kadar miyopum.
hoşgeldin :)

Yıllık üye

Bir cevap yazın