içinde

Shalott Leydisi

preview16

Sizlere hüzünlü bir hikaye anlatmak istiyorum, toplanın. Herkesçe bilinen Kral Arthur efsanesinin en silik karakteri denebilecek bir kadının hikayesi bu: Shalott’un lanetlenmiş leydisi Elaine’in.

Hayatını Camelot açıklarında aki bir adadaki kalesinde geçirmekle lanetlenmiş kadın bir çeşit bitkisel hayata mahkum edilmiştir. Tek yaşam alanı olan odasındaki pencereden bakması dahi yasaktır. Bunu yaptığı takdirde lanet etkisini gösterecek ve canını alacaktır. Bu nedenle geç kadın günlerini nakış işleyerek ve onu hayata bağlayan tek şeyi, aynasını izleyerek yaşar. Gökyüzünü, yağmuru ve güneşi izler yıllar boyu küçük, süslü aynasından. Bu ölü hayatı kanıksamıştır artık, başka bir hayat bilmediğinden.

Bir gün, ansızın dışarıdan bir ses duyar. Şarkı söyleyen genç bir adamın sesini. O kadar etkilenir ki lanetini bile unutur sesin sahibini görmek için el işini bir kenara fırlatıp pencereye koşar ve ilk defa zambakların çiçek açtığını gerçekten görür. İlk defa yıllardır aynasından izlediği insanları ve onların arasında şarkı söyleyen Lancelot’u görür. Hayatı anlamsız olsa da hiç değilse ölümü bir anlam kazanmıştır artık.

Arkasını döndüğünde bunca yıllık can yoldaşı olan aynasını kırıldığını görür ve artık kaybedecek bir şeyi olmadığını anlar. Koşarak kalenin yanında duran kayığa atlar ve Camelot’a, belki de Lancelot’a varmaya çalışır.

Kayık kıyıya vardığındaysa çok geçtir. Genç kadının yalnızca beyaz elbisesine sarılmış bedeni Camelot’a ulaşabilmiştir ve kayığındaki tüm mumlar sönmüştür. 

Tennyson’ın şiirine göre kayığın yanından geçenler onun nereden ve niye geldiğini sorgularken Lancelot bir an duraksayıp kendisi için orada olduğunu bilmediği kadına bakıp iç geçirerek “Sevimli bir yüzü varmış.” deyip yoluna devam etmiş.

Başta hüzünlü bir hikaye olduğunu söylemiştim sanırım.

NOT: Efsanenin tümü Tennyson’ın “Lady of Shalott” şiirinden alınmıştır. J. W. Waterhouse’un da aynı isimli bir tablosu var. Betimlemelerde ondan da faydalandım.

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın