Ana sayfaEdebiyatHikaye/ÖyküEmma'nın Kalemi Bölüm 1: Düşüş

Emma’nın Kalemi Bölüm 1: Düşüş

Tarih:

Yazarın diğer yazıları;

Esnemek, Yola Çıkmak ve Karşılaşmak

Affedersiniz, Bu Alan Konforlu mu? "Konfor alanı" kavramının üzerine artık...

Timsah midesinden notlar

Merhabalar, Dostoyevski'nin adını çok sık duymadığımız ama buna rağmen...

Bir benzin istasyonu bana motivasyon hakkında ne öğretebilir?

Hiç şehir dışına çıktın mı? Arka koltukta güneş vurmayan...

Geçmiş hapishanesi

Arabayla giderken güneşin bizimle hareket etmesinden bizi takip ettiği...

Bir motivasyon kaynağı olarak: Amerikan Kartalı

Bazen öyle anlar oluyor ki her şey olmadığı kadar...

Nisan yağmuru insanı paklar mı?

Mektebin yeni silinmiş deterjan kokan koridorlarında siyah iskarpinlerimin tok...

Mücella

Uyandım da sabah uykumdan, göremedim, Balkonumuzdaki karanfile sordum seni. Dedi usulca...

Uzanmaya utandığımız 2. şeker

Ne çabuk unuttun çocuk; Bayram sabahının sütmavisi gökyüzünü, Hoca İbrahim ile...

“Baba, korkuyorum.” Korkusundan hıçkırarak söyledi bunları Edimo. Babası ise cesaret vermeye çalışıyordu: “Sakın aşağıya bakma evlat. Yukarı, sadece yukarı!” Ayaz gözlerini sulandırmıştı babasının. Bu dik dağa tırmanmak hiç de kolay değildi. Sağlam görünen çıkıntılar elini uzatır uzatmaz parçalanıyor, bu da yetmezmiş gibi bazıları Edimo’nun kafasına geliyordu. Kendisinde yeteri kadar cesaret varken oğluna cesaret vermek istemesi dondurucu soğuğun kulağını kesmesinin verdiği tiz acıyı hissettiriyordu yüreğinde. Aşağıya düşmeleri söz konusu bile değildi. Ölmeseler bile peşlerindeki haydut sürüsü onları sağ bırakmazdı. Çıkıntıların üstünde biriken karlar ayakları kaydırıyordu. Sürekli yenilenen bir düşme korkusu artık sinir bozucu bir hale gelmişti. Kirpikleri donmuştu. Gözüne gözüne yağan kara rağmen bir sonraki çıkıntıyı seçmeyi başardı. Edimo ise onun hemen arkasında babasını önceki bastığı çıkıntılara basarak ilerlemeye çalışıyordu. Babası o gözüne kestirdiği çıkıntıya elini attığında hayatının her anında bu hissedeceği acıya imza attı. Bu sefer düşen çıkıntı büyük bir parçaydı ve Edimo’nun eline düştü. Soğuk kesmekten küçük küçük yaralar oluşmuş elini acı içinde tuttuğu yerden bıraktı ve yağan kar içinde boşluğa düşmeye başladı.

Baba! diye bağırabildi sadece. Babası elini uzatmıştı ama oğlunun parmaklarına dokunabildi sadece. Tipi, Edimo’yu iki saniye içinde gözden kaybettirdi. Sonrasında gelen küçük bir çarpma sesi… Baba Clifford o düşüşe, tam o gözden kaybolduğu noktaya bakakaldı. Geriye tek kalan tutunduğu ipti.

Ağzını açıp bağırmak istedi ama yerini belli edebilirdi. Karar vermesi gerekiyordu. Ya aşağıya inip oğlunu arayacaktı -ki bu en temel babalık içgüdüsünden geliyordu- ya da kendi hayatını kurtarıp olabildiğince en kısa zamanda oğlunu aramaya geri dönecekti. Aşağıya inip oğlunu sağ bulsa bile kendilerini hayduta kaptırabilirdi. Ama yukarı çıksa daha iyi bir şekilde dönüp onu arayabilirdi. Düşünme fırtınası devam ederken uzun süre çıkıntıyı tutan elinin hareketsizlik ve soğuktan “hissedemediğini” hissetti. “Çok yüksek değildi, ölmemiştir. Hayır hayır. Niye ölsün ki ? Yok canım ölmemiştir. Kimin oğlu o ? Mutlaka bir çıkış yolu bulur o.” diyerek kendini teselli etmeye çalışıyordu. Sonunda zirveye ulaştı ve bir kez daha o noktaya baktı. Düşen oğlunu ipi hala duruyordu. Nefesinin buharı tipi içinde kaybolurken yara içinde kalmış dudaklarından fısıldarcasına iki söz döküldü: Mutlaka geri döneceğim. Sonra elini ileriye tutup yüzünü koruyarak kar fırtınası içinde kayboldu. Eğer bir saniye geriye dönüp baksaydı ipin gerildiğini görecekti.

Eyüpcan Işık
Eyüpcan Işık
Gökyüzü sinmiş hikayelerin fedaisi.

Mail bültenimize abone olun

Yazılardan haftalık mail ile haberdar olun.

Son yazılar

Önceki İçerik
Sonraki içerik