Hep kendi içimizde çatışmadık mı kendimizle… Hep bir düşünce çemberi içinde yüzmüyor muyuz hayatımızda! Sözler benliğimizi yansıtmasa da aslında dünya (yada dünyamız…) bize sorumluluklarımızı hatırlatmaya, yorumlamaya sürüklemeye çalışmıyor mu? İnsan bir şeyler düşünmeli düşünmeli yorumlamalı, kendini yormamalı yıpratmamalı, sadece düşündürmeli ve eyleme geçmeli…

Uzay boşluğunda uçuşan gezegenler gibi zihnimizde milyarlarca düşünce var. Her insan içinde kendi boşluğunu ve gezegenlerini oluşturmuyor mu! 9 şubat soğuğu gibi gelse de bazen o boşluklara sığınırız zihnimizin en uç köşelerine, bazen bu boşluğu doldurmak isteriz yeni arayışlar yeni formlar oluşturmak onlara bürünmek isteriz. Biz insanlar hep bir şeyler arar ve bir sonuca ulaşmaya çalışırız, ama bir arayış bin bir sonuca neden olabiliyorken ayrıntıları düşünmeyiz. Neden ve sonuç arasındaki uçurum kadar derin ayrıntılar bizi düşünce yapımızdan farklı yollara sürmemesi gerekli bir çizgi oluşturabilmek en önemli etken iken bu dikenli yolda hızlı,dikkatli ve sonuç odaklı olmalıyız.

Aslında tam olarak anlatmak istediğim şey bir şeyleri yoluna koya bilmek için düşüncelerimizin nasıl yollardan geçtiği ve bizim nasıl sonuca vardığımızı, asıl istediğimiz yoldan sapıp sapmadığımızın farkında olmamızla alakalı.

”Gökten taş düşse gelir beni bulur”kafasıyla değilde daha farklı daha yoğun düşüncelerle yorumlayıp bu taşı nasıl engelleyip yoluma devam ederim diye kendimiz sorgulamalı ve harekete geçmeliyiz…

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment