in

Başlık

Okuma Süresi: 3 dk

Kalabalıkların içindeyiz. Samimi miyiz hayır değiliz. Bunun için kendimizi sorumlu tutmalı mıyız hayır kesinlikle bundan sorumlu tutulamayız. Az bir şey de olsa suçumuz yok mu hayır kesinlikle yok arkadaşlar anlamıyor musunuz? Üzerimize geliyorlar, bizi sorumlu tutuyorlar, baskı kural nizam caydırma-mobing politika anarşi ha bir dk. Anarşi mi? Beyin anarşiyi sever ya? Sever ama sürekli anarşi ile normal davranması da beklenemez. Şimdi yukarıda gayet hızlı gittiğim konusunda düşünmeden edemiyorum, ne diyorum: Elimizde bir A kişisi var. Bu A kişisi, yan dairede oturan kiracı da olabilir yarın bineceğimiz dolmuşun şoförü de olabilir kendimiz de: A kişisi. Bu A, düşünmeye başlayıp da beyninin meyve verdiğini görmesiyle beraber, her şey kendisine konuşmaya başladı. Ne dedi? Hamster cinsi farelere çok üzülürüm. Sevimlidir de keratalar ama insan fare deyince ilkin aklına kir pis pas pasak geldiği için, bu sevimliliği es geçebiliyor. Bu şirincikleri alırlar, iki yuvarlak halkanın arasına düz ve sık bir şekilde dizilmiş kibrit taneleri ile oluşturulan bir koşu yoluna koyarlar. Fare koşmaya başladığı anda sonu gelmez, sonsuz bir döngüye girmiş bulunur. Fare bu hareketiyle ne yapmak nereye varmak istemektedir(40 yaparr) bilemez. Bir otorite tarafından, sebebi sadece şahsın kendi bileceği bir şekilde düzen tufa kurulmuştur. Fareye seslenilir: “ön ayaklarını arkaya getirip arka ayaklarını da öne doğru atarken bastığın kibrit parçalarına zarar verme.” Fare önüne bakar yaptığı şeyi yapmaya devam eder. Otorite tutar çeker fareyi olduğu yerden. Fareli köyü biliriz: Köydeki diğer farelerle beraber toplam bi 20 – 30 fare büyük biraderin labirentine konulur. Aynı anda aynı yere şakkadanak bırakılır fareler. Birbirlerine bakarlar. Aralarında kız alıp vermiş olanlar da vardır husumeti olanlar da. Ama birşey var: Birbirlerine bakıyorlar. Mahallenin saygın abisi Hilmi artık sessizliğe bir son vermiştir: Ne oluyor burada neredeyiz? Urfalı konuşmanın devamını getirir: hele bir bakalım şu köşeden sonra ne varmış. Bazıları nazikçe Urfalıya iştirak edip onunla beraber giderler. Sola dönen köşeden sonra yol boyunca serpilmiş peyniri görünce biraz daha yoldaş eklenir. Artık homojen olmasa da dağılmışlardır labirente. Otorite memnundur durumdan. Fareler farklı durumlara maruz bırakılmıştır. Çoğu çoktan unuttu nerede olduğunu, kalan azı da neredey- demeye kalmadan bir sorumluluk yüklenilerek o düşünce bulutundan sıyrıldı. Samimiyet demiştik şu yukarılarda. Nedir samimiyet? Kişinin içindeki saf tutumun, kafasından geçen düşüncelerin dışarıya ne kadar temiz yansıyabildiği. Samimiyet neden gereklidir? Arkadaşlar samimiyet olmazsa dünyada yaratılmış hiçbir insan, ama istisnasız tek bir şahsiyet bile kılını kıpırdatmaz! Büyük atıyorum: çünkü yaşanmışlıklarım var.

Samimiyet karşımıza nerede çıkar, everywhere, her yerde. Genelde beynimizin arka plandaki kısmı bu görüntüleri alır bir çeşit vitamin olarak saklar. Devam etmek için kullanılır bu vitamin. Bu arkaplana samimiyet bazen aleni, genelde de biz farkında olmadan gelir. Saniyenin binde biri kadar vakitte bile olsa gelir. Yüzümüze çarpan temiz havada, annesinin kucağında yanımızdan geçerken göz ucuyla gördüğümüz maviş bebekte ya da en büyük sorunlarımızı çözen bir yakınımızda; gelir, hep gelir. O samimiyet gelmezse yukarıdaki A kişisi yan komşu olan kiracı ise kirayı ödemez, dolmuşun şoförü ise dolmuşa çıkmaz, biz isek üzerimize ne sorumluluk yüklenmişse onlardan kendimizi tamamen feragat ederiz. Yuvarlak halkaların arasındaki kibritlerin üzerinde koşmayız, büyük biraderin labirentinde yürümeyiz. Ne dedim: farkında değiliz, yaşamın içinde güzel olan samimiyet var bunun farkında değiliz.En en asgari düzeyde farkında oluyoruz çünkü olmasak çark dönmez. E bize bi suçlu lazım, birini suçlayacaz. Suçlu insandır. Bu düzenin tasarımcısı olan insan, kendini buna hapsetmiştir.

Rapor et

Ne düşünüyorsun

Okur

Yazar Esat Enver Sarpkaya

İskenderun Teknik Üniversitesi - Bilgisayar Mühendisliği, düşünür yapar, çekilip gider.

Yıllık üye

Bir cevap yazın