Günümüzün göster de “inanayım”ıdır.

Şüpheciliğin hem yaratıcısı hem de yokedicisidir.

Bizimle birlikte büyüyen koca bir ŞEY.

Şey’dir çünkü ne olduğu tam olarak belli değildir.

Geçmişe gidelim.Geçmiş dediğim iki kapak arası bilgiye bakalım.

Yazı vardı.Kağıt yoktu.Yazan bilirdi.Okuyan olmazdı.Okunamazdı.Keza okunabilmesi kolay değildi.Hiç kimse dinlemedi bilimi,dinledi birbirini.Dinledikçe kandı,kandıkça dinledi.

Kulağa giren tezek bilgi, ağız kokusuyla yayıldı.Efsaneler çıktı.Masallar oldu.Hikayeler uçuştu.Dinleyerek uyudular.Dersiniz dinlenir, dinlenir inanılırdı.Diyemezlerdi KANIT göster.Çünkü KAĞITyoktu.

İnsanlar gebe kaldılar cahilliğe. Cahillik doğurdu bir TANRI.

Devran döndü, KANIT gelişti. Bilime büründü. Kısır kaldırlar.Gebelik zorlaştı.Soylar tükendi. Baş karakterler,iki kapak arasında kaldılar.

Dipnot : Burada Tanrı’ya olan atıf insani değerlerden arındırılarak oluşan salt gerçekliğe karşı değildir.

“Kanıt”ın tarihsel evrimi

İnsanların çağlar boyunca inandığı veyahut olmasını istediği birçok şey kanıt etrafında yer bulmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Burada esas mevzu kanıtın insani değerler üzerinde ne kadar etkili olduğudur.Yaşamımızı şekillendiren gelenek ve göreneklerimiz,hurafe diye adlandırdığımız olaylar vs. kanıt çerçevesinde incelenmiştir. Bilinç içerisindeki kanıt algısı insanların ilk çağlarındaki haliyle şimdi hali bir tutulmamalıdır. Nitekim o dönem insanı, söylenenlere inanma gereği duyması gayet zaruri bir ihtiyaçtır. Elde bulunan materyallerle ancak bu mümkün olabilmiştir.

O zamanlarda gerçekliğin kazanılması tecrübe ile mümkün olmuştur.İnsanların uzuvlarının sayıları, suyun yaşamsal önemi, zehrin öldürücü tarafı, herşeyden önemlisi ölümün gerçekliği tartışılmaz! Bu gerçeklikler yazıdan,rakamlardan da önce vardı.

Tecrübe kanıta tanıklık etme anlamı taşısa da gücünü “hata”dan alır.

Daha sonraki yıllar,birçok tanrı türemiş ve bu tanrılar da kanıtın kurbanı olmuştur.İnsanlar güneş, ay, ateş, gökyüzü, bulut, ağaç gibi ögelere tanrısal güçler yüklemiş ve uzun yıllar boyunca tapmışlardır. İnsanlar korumasız olduğu dönemlerde birçok felakate mağruz kalmış ve bunun sonucunda felaket nedenlerine tapmaya başlamışlardır. Böylelikle taptıkları ögeler onları affedebilir ve canlarını bağışlayabilirdi. İnsanlar taptıkları ögelere çeşitli “kurban”larla sevgisini ve bağlılığını göstermiştir. Bazı inançlarda hediyelerde kurban olarak kabul edilmiştir.

İnsanların hislerine dokunabilirseniz,onlara yalanlarınızı inandırabilirsiniz.

Bu söz bana savaşları anımsattı.Tarih boyunca savaşlar,özellikle “orta çağ” dönemindeki savaşlar, insanların hislerine dokunabilen kişiler tarafından çıkarıldı. O kişiler askerlere içerisinde güzellikler barındıran sonsuz yaşamı vadettiklerinden büyük ordular kurabilmişlerdir.Kanıtın bu denli büyük iddialara karşı başarısız olması, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştır.

Zamanla icatlarla kanıt hem güç kazandı hem de güç kaybetti. Yazının icadıyla insanların belge arayışı, belgelerin çoğalmasıyla yalanların yayılması ve birbiri ardın sıra kesilmeyen efsanelerin türemesi tam olarak bunu açıklıyor.

Yazı elbette kanıtı güçlendirmekte tam yeterlilikte değildi. Bunun için kağıda ihtiyaç vardı. Kağıdın icat edilmesiyle beraber insanların bilinç altında yatan “kanıt” kavramı çağ atladı. Bazı hurafeler, günümüze kadar gelebilse de birçoğu kağıdın icat edilmesiyle, hafızalardan silindi.

Buraya kadar yazdıklarımın hepsi kanıtın düşmanı olan dogmatizmden geliyor.

2000’li yıllarda dijital teknolojinin yeni yeni hayatımıza girmesiyle, yüzlerce fotoğraflı yalan haber gündemimizi meşgul etti. Tabi bunların birer montaj olduğu anlaşılana kadar. Kanıt anlayışımız tv’lerdeki haberler ile biçimlenmişti. Medyanın halkı kontrol etme gücü epey fazla idi.

Medyanın insanlar üzerindeki etkilerini konu alan Televizyon Üzerine adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

Günümüzde bilgilerin elimizin altında olması, dilimizin birçok kez sütten yanması, bizi olaylara karşı daha temkinli olmamızı sağladı.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment