Jehan Barbur öyle güzel soruyordu ki… ”yüzümü gönlüne koysam yemin tutsa kalbim beni sever miydin, içimi avcuna döksem beni azıcık çözer miydin?”

Çoğu zaman dile getiremedğimiz kendimizi ifade edemediğimiz , hani böyle içimizi açıp göstermek istediğimiz anlar olur ya. İşte o anlara bir ağrı kesici sanki bu sözler. Dinlerken kendime sarıldığımı hissedebiliyorum. Hırçınlığım yerini tatlı bir kaygıya, cevabını duymaktan kaçtığım sorulara bırakıyor (öyle nahoş bir acı). Kalbim duymak için çırpınırken kulaklarım sağırlaşıyor.

Belki de diyorum. Düşündüğüm her şeyin başına ”belki’ iliştirip tamamlıyorum. Çünkü bir keşkeye daha yer yok içimde. Hoş; belkiler de fayda etmiyor ya artık, neyse. Umut denilen şey bir nefes sanki ve ben ah’larımla beraber çekiyorum içime.

Olağan bir şeyi, bu denli nasıl imkansızlaştırdık, günlerdir bunu düşünüyorum. Sonra içimden tekrarlamaya başlıyorum -her şey olacağına varır, her şey olacağına varır, her şey…-    Peki neden varamadık ? Cevaplayamıyorum… Sonra bir ses ”hiçbir yol yarılanmıyor, uzadıkça uzuyor”

Saniyeler içinde yılları gözümden geçirip, bir ömre sığdırıp cebime koyuyorum seninle olabilecek her şeyi. Ve sen her defasında dağıtıyorsun, önce aklımı sonra saniyelerimi sonra içine sığdırdığım yıllarımı, sonra içimi. İçimi dağıtıp çıkıyorsun. Gittiğini sanarak.

Başka türlüsü mümkün mü, inan ihtimal saymak saatlerden daha zor geliyor artık bana. Saymayı bırakıp biraz daha uyuyorum. Sanki rüyalarda zaman akacakmış gibi. Akmıyor, akmıyor. Saatler o son ihtimalde takılı kaldı.

Önceleri amanlarla neyselerle geçiştirdiğim her şey, koca ah’larla geri dönüyor bana. Ne yaptım kendime demeye varmadan olduğum yere çözülüyor dizlerimin bağı. Yer çekimi hiç bu kadar kuvvetli olmamıştı, o ilk elmada bile. Söylesene bir daha seni görebilecek miyim ?

İçimde öyle kırgın bir his var ki, çok istediğim bir oyuncağı alamamışım,denize giderken kolluklarımı evde unutmuşum da yüzememişim, ya da en yakın arkadaşım bana küsmüş belki de proje ödevinden not alamamışım… Adını bir türlü koyamadığım bi burukluk… Bu hırçınlık ve bu dalgalar..”kendimi özledim” durulmak lazım biraz daha biraz daha diye diye, sev kendini.

 

Nazlıcan Aslan
98 yılının en soğuk günlerinden biriymiş, Ekimin 24.gününde gelmişim dünyaya. Babam memur olmasa da bi o şehir bi bu şehir derken sonunda Ankarada buldum kendimi. Hacettepe Üniversitesinde sosyolog olma yolunda ilerliyorum, güvenemiyorum olamayadabilirim. Bkz: Toplumu inceleyeyim derken kalan aklımı da kaybedebilirim . O yüzden güneşli ve aydınlık günlerde buluşmak umuduyla...

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment