içinde

Türkiye’nin sorunu pkk

sehit haberleri
Her bilinçli vatandaşın siyasette aktif rol alması gerektiği kanaatindeyim. Hele ki terör olayları, ülkemizi bu kadar derin yasa boğduğu zamanlarda… Tv’lerde kanalları değiştirerek değil de gündemi takip ederek,bilinçlenip, birbirimize daha çok kenetlenmemiz gerektiğinin farkına varmamız gerek.
Bu yazımda Pkk’nın çıkışı ve günümüze kadar olan sürecini ele aldım.
Pkk’nın çıkışı

Şeyh Said İsyanı sonrası çıkarılan Şark Islahat Planı çerçevesinde Kürt illerinde olağanüstü hal ilan edildi. Halka açık yerlerde Türkçe dışında bir dil konuşulması yasaklandı (Madde 13). Konuşanlara para cezası verilmesi kararlaştırıldı. Türkçe olmayan köy,ilçe ve il isimleri Türkçeleştirildi.

Kurtuluş Savaşı dönemindeki Kürt milli isyanlarının ilki olarak Koçgiri İsyanı’nı gösterebiliriz. Bunun ardından Ağrı Dağı İsyanları ve Dersim İsyanı akla ilk gelen isyanlardır. Bu isyanlarda binlerce sivilin ölümüne neden olunmuştur. Öldürülen sivillerin yanı sıra bölgedeki halk da zorunlu göçlere tabii tutulmuştur.

1980 darbesiyle Türkiye’de sağ-sol birçok kesimle beraber Kürtler de büyük zarar görmüştür. Bunlardan en ünlüsü Diyarbakır Cezaevi‘dir. Bu ceza evindeki işkence ve kötü muamelelere tabii tutulan tutukluların büyük çoğunluğu PKK’ya katılmış ve onun ana omurgasını oluşturmuştur. 1984 yılında bu cezaevinden tahliyelerin başlamasıyla beraber PKK hızla güç kazanmaya başlamıştır.

Abdullah Öcalan‘ın örgütsel geçmişi 1974’de Marksist bir yapı olan Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) ile başlamaktadır.Grup, bu dönemde büyük ölçüde öğrencilerden oluşmakta ve başında Abdullah Öcalan bulunmaktadır. Ankara’da kurulan organizasyon kısa bir süre içinde Güneydoğu Anadolu’ya taşınmış ve bölgedeki genç Kürtler arasında propaganda faaliyetlerinde bulunmuştur.

27 Kasım 1978 tarihli kuruluş bildirgesine kadar olan dönem Apocular olarak adlandırılmaktadır.

Apocuların çekirdek grubu 16 kişiden oluşmaktadır. Yıllar içinde bu on altı kişiden sadece Öcalan grupta kalmış, bazıları kendi kuruluşunda rol oynadıkları sistem tarafından öldürülmüştür.

Bu dönemde Başkan olarak Abdullah Öcalan, Başkan yardımcısı olarak Cemil Bayık( kod adı Cuma,Örgüt üzerinde askeri ve ideolojik anlamda etkisini sürdürmeye devam eden Bayık’ın zaman içerisinde yüzlerce örgüt üyesini infaz ettiği iddia edilmektedir.), Yürütme kurulu başkanı olarak Şahin Dönmez(eski PKK üyesi, itirafçı.3 Nisan 1990’da İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde çalıştırdığı nalburiye dükkânında uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüdü.), Asker sorumlusu olarak Mehmet Karasungur, İstihbarat sorumlusu olarak Mazlum Doğan(27 yaşındayken 21 Mart 1982’deki bir nevruz gününde hapishane koşullarını protesto etme amacıyla cezaevindeki hücresinde bazı kaynaklarda kendisini yaktığı, bazı kaynaklarda ise kendisini asarak intihar ettiği belirtilmektedir.), Yürütme kurulu üyesi olarak Mehmet Hayri Durmuş, Yürütme kurulu üyesi olarak Öcalan’ın eşi olan Kesire Yıldırım(Abdullah Öcalan’ın eski eşi olarak tanınmaktadır.Kesire Yıldırım PKK’nın Bekaa Vadisi’nde yapılandığı dönemde Abdullah Öcalan’la anlaşmazlığa düşerek örgütten ayrılmış ve hâlen İskandinav ülkelerinde yaşamaktadır.) yer aldı.

5 Temmuz 1993 tarihinde 100’e yakın PKK mensubu, Kemaliye’nin Başbağlar Köyü’nde sivilleri kurşuna dizip evleri ateşe verdi.

[Başbağlar Katliamı, 5 Temmuz 1993’te, Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde PKK tarafından 33 sivilin öldürülüp köyün ateşe verildiği katliam. PKK lideri Abdullah Öcalan olaydan habersiz olduğunu ve olayın sorumlusunun Dr. Baran kod adlı bir PKK sorumlusu olduğunu ifade ederek, katliamı PKK’nın düzenlediğini kabul etmiştir.]

30 Haziran 1996’da “Zilan” kod adlı PKK’lı kadın militan Zeynep Kınacı, Tunceli’de vücuduna sardığı bombaları İstiklal Marşı’nın okunduğu sırada tören alanında patlattığı olay. Olayda ikisi astsubay, toplam 6 asker hayatını kaybetti. Zeynep Kınacı, aynı zamanda o tarihe kadar intihar eylemi gerçekleştiren ilk kadın militandı.25 Ekim 1996’da ikinci bir canlı bomba olayı daha gerçekleşti. Adana’da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü bahçesindeki polislerin arasına dalan PKK’lı Leyla Kaplan üzerindeki bombayı patlattı. Olayda 3 polis hayatını kaybetti.

29 Ekim 1996’da, Sivas’ta Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı sırada Güler Otaş üzerindeki bombayı patlattı. Saldırıda üçü polis, biri sivil 4 kişi hayatını kaybetti.

Öcalan’ın Suriye’den çıkışı

29 Ağustos 1998’de Abdullah Öcalan MED TV’de yayınlanan basın toplantısına telefon bağlantısıyla katılarak tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Buna Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı Mesut Yılmaz şöyle yanıtlamıştır:

“Eğer Türk devleti ile savaşmakta çaresizliğini anlayıp da teslim olmak için bir adım atıyorsa ben bunu olumlu görürüm. Devamının gelmesini bekleriz. Ama eğer kendine Avrupa’da siyasi platformda yer kazanmak için bir oyun peşindeyse boşunadır. Hiçbir zaman muhatap alamayız.”

16 Eylül’de Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Suriye’ye hitaben şöyle konuşmuştur:

“Bazı komşularımız bizim iyi niyetimizi, gösterdiğimiz yakınlığı yanlış değerlendirmişlerdir. Uzun zamandan beri Apo denilen eşkıyayı kendi ülkelerinde barındırıp, onu destekleyerek Türkiye’yi terör belasına bulaştırmışlardır. Şunu açıkça söylemek istiyorum: Türk milleti artık bu konuda göstereceği iyi niyetin sonuna gelmiştir. Sabrımız tükenmek üzeredir. Sabrımızı taşırmasınlar.”

1 Ekim’de TBMM’nin açış konuşmasında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel:

“Tüm uyarılarımıza ve barışçı açılımlarımıza rağmen hasmane tutumdan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha tüm dünyaya ilan ediyorum.”

Öcalan’ın yargılanması

Abdullah Öcalan 29 Haziran 1999 tarihinde Türk Ceza Kanunu’nun muhtelif maddelerinde geçen ve 125’inci maddesinde müeyyidesi tespit edilen “devletin birliğini bozmaya veya devletin hakimiyeti altında bulunan topraklarda bir kısmının devlet iradesinden ayırmaya kalkışmak”suçundan yargılandı. Yargılanmasına 31 Mayıs 1999’da İmralı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başlanan davada Öcalan, PKK örgütünü kendisinin kurduğunu, örgütü sevk ve idare ettiğini, yakalandığı ana kadar örgütün kendisinin liderliği ve komutası altında faaliyetlerini sürdürdüğünü itiraf etti.

29 Haziran 1999 tarihinde Abdullah Öcalan, oybirliği ile idama mahkûm edildi.Karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onandı. Mahkemenin gerekçeli kararında Öcalan’ın, eylemlerinin şiddeti, yoğunluğu ve sürekliliği ile içinde bebek, çocuk, ihtiyar ve kadınların da bulunduğu binlerce insanın öldürülmüş olması ve ülke genelinde ciddi tehlike oluşturması nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 59. maddesinde düzenlenen cezai sorumluluğu kaldıran veya azaltan nedenlerden yararlandırılmamasına karar verildi. Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından ölüm cezası kararı verildi ancak karar uygulanmadı.

Nedeni; http://web.archive.org/web/20120503213352/http://www.belgenet.com/dava/karar.html

İlk ifadesinde, yakalandıktan sonra kötü muameleye maruz kalmadığını söyledi ve PKK’nın ölümüne neden olduğu insanlardan özür diledi. Daha sonra ifadesinde PKK’nın 140 ayrı ülkeden destek gördüğünü ve eğer idam edilirse pek çok kan döküleceğini, canı bağışlanırsa çatışmaları bitirmeye çalışacağını söyledi.

Bu davada Öcalan, Türk vatandaşı olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve onun ceza kanununu tanıdığını ve savunmasının hukuki değil siyasi olacağını belirtmiştir.

PKK’nın feshi (1999-2002)

Öcalan, 1 Ağustos 1999’da ateşkesin sürdürülmesini ve silahlı güçlerin Türkiye sınırlarının dışına çekilerek, sembolik barış gruplarının iyi niyetin bir göstergesi olarak Türkiye’ye gelmelerini ister. Ardından, örgüt tarafından PKK’nın silahlı güçleri sınırların dışına çekilerek, biri dağdan biri de Avrupa’dan olmak üzere iki barış grubu gönderilir.

Çözüm süreci, 2009 yılında Oslo görüşmeleri ile başlamış ve Öcalan tarafından yazılan, 2013 yılında Diyarbakır’da yapılan Sırrı Süreyya Önder tarafından okunan deklarasyonla halka açıklanmıştır.

Ağustos 2015’ten bu yana Şırnak’ın Silopi ve Cizre ilçelerinde özyönetim talebi ve birçok noktada hendek kazılması ve belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından ildeki birçok mahallede sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş ve pek çok mahallede sokak çatışmaları çıkmıştır. Meydana gelen bu olaylarda birçok güvenlik görevlisi, sivil ve PKK militanı hayatını kaybetmiştir.

Basın mensuplarına da açıklama yapmalarına izin verilen itirafçılar şu açıklamalarda bulundular:

“Biz terör örgütüne kandırılarak katıldık. Örgütte yaşananlar karşısında gerçekleri gördük. Bize, teslim olursanız Türkiye’de kötü muameleyle karşılaşırsınız denildi. Ancak biz buna rağmen gelip güvenlik güçlerine teslim olduk. Bize söylenenlerin hiçbirinin doğru olmadığını gördük. Burada hiçbir kötü muameleye maruz kalmadık. Bizim gibi yüzlerce örgüt üyesi var. Eğer onlara bir güvence verilirse inanıyoruz ki hepsi gelip teslim olur. Son günlerde sınır ötesi operasyon söylentileri örgüt içinde korkuya neden oldu. Bütün kamplar boşaltıldı.

Taktikleri

Örgüt genellikle dağlık olan kırsal alanlarda ve yoğun kentsel alanlarda faaliyet gösterir. Dağlık arazi PKK üyeleri için mağaralarda gizleme ve askeri hava operasyonlarından saklanma avantajı sunar. Kentsel alanlarda ise PKK üyeleri genellikle yerel nüfus arasına karışarak gizlenirler.PKK militanları bir dönem Yunanistan ve Suriye İstihbarat servislerinin her türlü eğitim, öğrenim ve lojistik destek kolaylıklarından yararlanmışlardır.

Ne düşünüyorsun

Kahverengi Yazar

Yazar Yakup Udül

Keyifli okumalar..

Bir cevap yazın